ANADOLU'DA MEVLANA RÜZGARI

Sadece Türk ve İslâm dünyasının değil, bütün dünyanın tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim olan veMevlevî, Hüdâvendigâr, Mevlânâ Hüdâvendigâr, Mollâ-yı Rûm, Belhî, Rûmî, Konevî olarak da bilinen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 13.yüzyılın tartışmasız en önemli ismidir. 1207’de Belh’te doğmuş, babası Bahâeddîn Veled’le birlikte Nişabur, Bağdat, Mekke ve Şam’ı dolaştıktan sonra önce Lârende’ye, sonra Konya’ya yerleşmiştir. Vefâtına (1273) kadar Konya’da kalan Mevlânâ, burada hayatında önemli bir dönüm noktası olan Şems-i Tebrîzî ile tanışmıştır.   

Mevlânâ’nın adını asırları ve coğrafyaları aşıp bütün dünyaya duyuran eseri, 25.700 beyitten oluşan 6 ciltlik Mesnevi’dir. Her ne kadar mesnevi nazım şekliyle yazıldığından bu adı almışsa da zamanla mesnevi dendiği zaman Mevlânâ’nın bu eseri akla gelir olmuştur. Mesnevi-i Şerîf ve Mesnevî-i Ma‘nevî olarak da bilinen bu Farsça eserde, insanlara ibret ve örnek oluşturacak alegorik hikâyeler, dualar, nasihatlar yer almaktadır. Mevlânâ, bu eseri aracılığıylaAnadolu’da kardeşlik ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde toplumsal huzura ve barış ortamına büyük katkı sağlamıştır. Mesnevi, o kadar geniş bir etki sahası oluşturmuştur ki zamanında ve sonraki dönemlerde yaşayan pek çok şair ve yazar, eserinde ondan ya ilhâm almış, alıntı yapmış ya da bir vesileyle ona göndermede bulunmuştur. İletişim imkânlarının son derece kısıtlı olduğu bir dönemde Şeyyâd İsâ, Elvân Çelebi, Kirdeci Ali, İzzetoğlu, Yûsuf-ı Meddâh, Mehmed Hatîboğlu, Sultan Veled, Muhyî, Muîn bin Mustafa, Gülşehrî, Âşık Paşa, Ahmedî, Bedr-i Dilşâd, Şeyhî, Ârif, Gelibolulu Mehmed Zaîfî, Yazıcıoğlu Mehmed gibi pek çok ismin eserinde ondan övgü ve hayırla bahsetmesi ve eserinden alıntı yapması bu etkinin somut bir göstergesidir.   

Mevlânâ’nın diğer ünlü eseri, kendi mahlası yerine Şems ve Şems-i Tebrîzî mahlaslarını kullandığından Dîvân-ı Şems, Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî, Külliyât-ı Şems, Külliyât-ı Şems-i Tebrîzî olarak da anılan Dîvân-ı Kebîr’dir. İçerik, dil ve anlatım bakımından Mesnevi’ye çok benzeyen bu Farsça eserin beyit sayısı, bazı nüshalarda 50.000’e kadar ulaşmaktadır.   

Bu iki büyük eseri dışında Mevlânâ’nın sohbetlerinden oluşan Fîhi Mâ Fîh ve yedi vaaz ve öğüdünün bulunduğu Mecâlis-i Seb‘a adlı eserleri de vardır. Her ikisi de kısmen Farsça kısmen de Arapçadır. 147 mektubundan oluşan Mektûbât’ını ve divanında yer aldığı halde ayrı bir eser olarak bilinen Rubâîler’i de diğer eserleridir.   

Mevlânâ, bütün bu eserleri yanında yetiştirdiği öğrencileri ve halifeleri vasıtasıyla da Anadolu’nun huzur ve barış ortamına kavuşmasına, insanlar arasında hoşgörünün yayılmasına katkı sağlamıştır. Eserleri Türkçe olmadığı halde, adının Anadolu ve Rumeli’nin dört bucağında saygı ve hürmetle anılması, onun eserlerinde ortaya koyduğu duygu ve düşünceleri kadar yaşam tarzı olarak benimsediği ve uygulamaya koyduğu hoşgörüsüyle de ilgilidir.   

Mevlânâ’nın bütün önyargılardan uzak öğretileri, oğlu Sultan Veled’in katkılarıyla Mevlevîlik tarikatının kurulmasıyla birlikte önce Konya ve bütün Anadolu’ya, ardından Rumeli’ye ve bütün dünyaya yayılmıştır. Dahası Mevlânâ’nın etki sahası, yaşadığı dönemle de sınırlı kalmamış; sonraki yüzyıllara ve nihâyet günümüze kadar ulaşmıştır. Bu bakımdan 2008 yılının bütün dünyada Mevlânâ Yılı olarak kutlanmış olması anlamlıdır.

KLASİK TÜRK ‎(DİVAN)‎ EDEBİYATI