ANADOLU'DA ÜÇ DİL: ARAPÇA-FARSÇA-TÜRKÇE

1071’deki Malazgirt zaferinin ardından 1077’de Selçuklulara bağlı olarak kurulan Anadolu Selçuklu Devleti dönemi, 1243’te Moğollarla yapılan Kösedağ Savaşına kadar devam etmiştir. Bundan sonra ise Anadolu’da 15.yüzyıla kadar süren beylikler dönemi başlamıştır. Zeynep Korkmaz, ilk dönemi Selçuklu Devri Türkçesi, ikinci dönemi ise Beylikler Dönemi Türkçesi olarak adlandırmıştır. 12 ve 13.yüzyıllarda Anadolu’nun özellikle doğu ve iç bölgelerinde Rumca ve Ermenice dışında üç dil daha kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar, Anadolu’ya yeni gelen Türklerle birlikte kullanılmaya başlanan Türkçe, Arapça ve Farsçadır. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması sürecine paralel olarak bu üç dilin ağırlığı da artmıştır.  

 

Anadolu’ya yeni yerleşen Türkler, günlük hayatlarında daha çok Türkçeyi kullanıyor; tıp, gramer, fıkıh gibi alanlarda bilim dili olarak Arapça; edebiyat ve sanat dallarında ise genellikle Farsça tercih ediliyordu. Farsçanın Türkler arasında yaygınlık kazanmasında Farsçanın o dönemde en görkemli edebî ürünlerini vermiş ya da veriyor olmasının; Arapçanın yaygınlık kazanmasında ise başta dinî ilimler olmak üzere, bütün İslâm dünyasında Arapçanın bilim dili olarak ön plâna çıkmış olmasının etkisi vardır. Şüphesiz Orta Asya’dan göçebe olarak gelip Anadolu’ya yerleşen Türklerin henüz dil ve edebiyatlarının yeterince gelişmemiş olmasının da bu süreçte etkisi olmuştur. Bir dönem, Türkçeyi geliştirmek ve zenginleştirmek yerine, hazır ve işlenmiş iki dil olan Farsça ve Arapçadan yararlanmak, Anadolu’yu yurt edinme mücadelesiyle meşgul olan Türkler açısından daha kolay olmuştur. Diğer taraftan İslâmiyeti Araplardan ve Farslardan öğrenen Türkler, bu arada onların dillerinden de etkilenmişler; Türkçeye sırf bu yolla pek çok Arapça ve Farsça kelime geçmiştir.   

Başlangıçta yalnızca şairler, yazarlar, din ve devlet adamları tarafından kullanılan Arapça ve Farsça, medrese ve tekke gibi eğitim kurumlarının da etkisiyle daha geniş bir kitle tarafından öğrenilmeye başlanmıştır. Bu arada özellikle Arapça ve Farsçayı resmî dil olarak benimsemiş olan Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla Anadolu’da meydana gelen karmaşa ortamında Türk beylikleri bağımsızlıklarını ilan etmişler; bu boyların Arapça ve Farsça bilmeyen beyleri de şair ve yazarları Türkçe yazma noktasında teşvik etmişlerdir. Bu süreçte özellikle Arapça ve Farsçadan Türkçeye pek çok eserin çevrildiği görülmektedir. Çeviri de olsa bu tür eserlerde şair ve yazarlar, kendi birikimlerini de kullanmışlar; ortaya çıkan eserler, Türkçenin gelişmesi ve daha geniş kitlelerce benimsenmesi bakımından önemli katkı sağlamışlardır. Zira bu tür eserler, günümüzde olduğu gibi birebir çeviri şeklinde hazırlanmamış; zaman zaman çevirmenin yorum ve katkılarıyla bir bakıma yeniden yazılmışlardır.

KLASİK TÜRK ‎(DİVAN)‎ EDEBİYATI