BÜYÜK OĞUZ GÖÇLERİ

Türklerin ilk ve asıl ana yurdu, Altay ve Sayan Dağları bölgesidir. Milattan önceki yıllardan itibaren göçebe bir hayat tarzına sahip olan Türkler, pek çok göç hareketini gerçekleştirmiş ve böylece yaşam alanlarını oldukça genişletmişlerdir. Milattan önceki dönemde göçler ve akınlar aracılığıyla Orta Asya’nın büyük bölümüne hakim olan Türkler, sonraki yıllarda kronolojik olarak Türkistan, Afganistan, Kuzey Hindistan, Güney Rusya, Kafkaslar, Orta Avrupa, Balkanlar, İç Asya, Doğu Avrupa, İran ve Anadolu gibi bölgelerle birlikte Orta Asya’daki hakimiyetlerini daha da genişletmişlerdir.  

 

Türklerin Anadolu’ya göçe yönelmeleri, 11. yüzyılda Maveraünnehr üzerinden ve İran yoluyla gerçekleşmiştir. Bu yüzyıldan sonra Orta Asya’da oluşan siyasî ve ekonomik şartlar, Türklerin Batıya yönelik göçlerini hızlandırmıştır.  

 

Bu süreçte yönlerini Batıya çeviren Türklerin bir bölümü Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara ve Avrupa’nın doğu ve kuzey bölgelerine bir bölümü de güneyden Kafkaslar ve Anadolu’ya yönelmişlerdi.  

 

Anadolu, hem coğrafî hem de siyasî anlamda yurt edinilebilecek en uygun bölge olarak Türklerin dikkatini çekmiştir. Çünkü öncelikle Anadolu, coğrafî bakımdan Batıya yönelmiş Türklerin güzergâhı üzerinde bulunuyordu. Diğer taraftan Anadolu’da egemenlik Bizans gibi iyice zayıflamış bir devletin elinde bulunuyordu. Ayrıca Anadolu’nun güneyinde gelişen İslâm dünyası da İslâm dünyasının bir parçası haline gelen Türkler için Anadolu’nun İslâmlaşması sürecini kolaylaştırmıştır.  

 

Büyük Oğuz göçleri fütûhât ve sızma olmak üzere temelde iki biçimde gerçekleşmiştir. Bu göçlerin halkın güvendiği ve kutsal saydığı önderler yönetiminde yeni bir yurt edinme düşüncesiyle fütûhâtlar (fetihler) şeklinde gerçekleşmesi, sonuç itibarıyla başarılı olmaları yolunda büyük bir avantaj sağlamıştır.  

 

Türklerin asırlarca yurt edindikleri yerlerden ayrılıp göç etmelerini tetikleyen birçok sebep olduğu söylenebilir. Bunlardan biri, nüfus bakımından hızla artmalarına karşın geçim kaynakları olan hayvanlarını otlatacakları alanların yetersiz kalışıdır. Bu durum, göçebe olduklarından tarım yapmayan ve hemen hemen bütün geçimlerini hayvancılıkla sağlayan Türklerin ekonomik bakımdan büyük sıkıntıya düşmesine sebep olmuştu.   

Diğer taraftan 11. yüzyılda olduğu gibi Türkler, yalnızca etraflarında bulunan başka milletlerin ülkelerine değil, yine Türk olan; ama daha elverişli topraklara sahip diğer Türk topluluklarının bölgelerine göç etmişlerdir.   


Göçebe olmaları, Türklerin göçlerini kolaylaştıran ve tetikleyen en önemli sebeplerdendir. Zira zaten her zaman göçe hazır ve alışkındılar. En küçük bir sebep bile onları göç etmeye yönlendirmeye yetebilirdi. Ayrıca göçebe hayatın gereği olarak devamlı at üzerinde bulunuyorlar, zor şartlarla ve düşmanlarla mücadele ediyorlar; böylece maceralı bir hayat sürüyorlardı. Bu durum, onları korkusuz ve endişesiz kılıyor; yeni maceralara atılmak için zinde kalmalarını sağlıyordu.  

 

Zaman zaman başka ülkelerin siyasî ve askerî baskıları bu anlamda çok etkili sebepler arasında yer almaktadır. Şüphesiz bu anlamda en büyük baskı, 5. ve 11. yüzyıllarda Moğollar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu bakımdan büyük Oğuz göçlerini tetikleyen en önemli sebepler arasında yer alan Moğollar, istilâ ettikleri pek çok yerleşim merkezi gibi Anadolu’yu da harabeye çevirmeleri yanında, Türklerin geri dönmemek üzere Anadolu’ya göç etmelerini sağlaması bakımından Türk tarihinde çok önemli bir dönüm noktası oluşturmaktadır.

KLASİK TÜRK ‎(DİVAN)‎ EDEBİYATI