OSMANLI TARİH TEZİNİN İNŞAASI

15.yüzyıl, eğitimden mimariye, bilimden sanata kadar her alanda Osmanlı Devletinin kendi kimliğini ortaya koymaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemle birlikte padişah da dahil olmak üzere devlet yöneticileri ve şairleri yazarlar, din ve ilim adamları, sanatçılar gibi aydınlar, hemen her alana büyük bir devletin temsilcileri olarak geniş bir açıdan bakmaya başlamışlardır. Edebiyat, sanat, dinî ve fennî bilimler, eğitim, mimarî gibi akla gelebilecek her alanda Osmanlı kimliği ve bakış açısının ön plâna çıkarılmasına özen gösterilmiştir.   

İşte bu alanlarda olduğu gibi tarih alanında da Osmanlı kimliği ve bilincinin dikkat çekici biçimde eserlere yansıdığı görülmektedir. 14. yüzyılda Ahmedî’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı manzum eseriyle başlayan Osmanlı Tarihi yazma sürecinde bu bilinç ve bakış açısının etkilerini görmek mümkündür.   Bu bakış açısının temelinde öncelikle İslâm dini ve bu dinin hayata, insana ve olaylara bakış açısı yer almaktadır. Hangi alanda olursa olsun söylenen her şeyin, ortaya atılan her düşüncenin kaza ve kader anlayışı gibi İslâmiyetin temel prensipleriyle uyumlu olmasına azamî özen gösterilmiştir. 

Bu noktada Kurân, hadis, İslâm büyüklerinin hayatları ve uygulamaları, İslâm tarihi temel dayanak noktaları olarak belirlenmiştir.   Osmanlı tarih tezinin ortaya çıkmasında başta Anadolu ve Rumeli olmak üzere, bütün Osmanlı ülkesinde huzur ve istikrar ortamının oluşturulması gayretlerinin de etkisi olmuştur. Anadolu’daki büyük karmaşalar, istikrarsızlıklar ve zulümlerden sonra kurulan Osmanlı Devleti, en çok bu huzur ve güven ortamının istikrarlı biçimde sürmesini sağlamaya çalışmıştır. Bu çaba, tarihî olayları ve gelişmeleri değerlendiren ve bunları yazıya geçirenler tarafından da ortaya konmuştur. Söz gelimi bu dikkatin bir sonucu olarak taht kavgalarıyla ilgili değerlendirmeler yapılırken genellikle huzur ve istikrar ortamını devam ettireceği düşünülen isimlerden yana tavır ortaya konmuştur. Başta şehzadeler olmak üzere diğer Türk beylikleri ve İslâm devletleri gibi, padişahların iktidarlarına alternatif oluşturabilecek her türlü odağın devletin ve dinin geleceği açısından sakıncalı bulunması, bu düşünceden kaynaklanmıştır.   

Osmanlı tarih tezinin oluşumunda tarihî olayları ve gelişmeleri İslâmiyet penceresinden değerlendiren bir anlayışın büyük etkisi olmuştur. Yapılan seferler, kazanılan savaşlar ve yaşanan diğer tarihî olaylar, öncelikle toplumu birlik içinde tutmaya yarayan İslâm dinine katkıları bakımından değerlendirilmişlerdir. Şüphesiz bunda Osmanlı’nın yönünü genellikle batıya çevirmiş olmasının ve savaşların büyük bölümünü Hristiyan dünyasına karşı yapmış olmasının önemli etkisi vardır. Ayrıca bu tutum, Haçlı seferlerinin karmaşaya sürüklediği bir coğrafyada kurulan ve bölünmüş bir siyasî ortamın oluşturduğu her türlü olumsuzlukları hafızasına kaydetmiş bir yönetim anlayışının doğal bir sonucudur. 

Osmanlı tarih tezinin temel özelliklerinden biri, Osmanlı Devletinin egemen olduğu yerlerde yaşayanları topyekün bir millet olarak benimsemiş olmasında yatmaktadır. Öyle ki bu milletin içinde farklı ırklardan hatta dinlerden pek çok Osmanlı vatandaşı bulunmaktaydı. Zaman zaman ümmet kavramının veya İslâm milleti türünden ifadelerin de kullanıldığı görülmekle beraber, Osmanlı tarih tezinin esas bakış açısında daha çok Osmanlı kimliğinin ön plâna çıkarıldığı görülmektedir.   

Şu halde Osmanlı tarih tezi; öncelikle İslâm dininin esasları, ülkede huzur, güven ve istikrar ortamının sürdürülmesi düşüncesi, Hristiyan Batı dünyasına karşı dayanışma gayretleri, farklı unsurlardan oluşsa da halkı Osmanlı kimliği altında buluşturma amacı ve bütün tarihî olaylara İslâmiyet penceresinden bakma alışkanlığı gibi unsurların etkisi altında gelişmiştir.

KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI