GENEL HATLARIYLA 16. YÜZYILDA KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI
Klâsik Türk edebiyatı, 16. yüzyılda en velûd (doğurgan, zengin) ve en görkemli dönemini yaşamıştır. Osmanlı Devleti’nin gücünün doruğunda olduğu bu dönemde İstanbul, tam bir kültür merkezi haline gelmiştir. Öyle ki gerek Osmanlı ülkesinin farklı bölgelerinden gerek komşu ülkelerden pek çok şair, yazar, âlim, mutasavvıf, musikişinas, hattat vs. her yönüyle cazip hale gelmiş olan bu kültür merkezine akın etmiştir. Diğer taraftan Edirne, Bursa, Kütahya, Amasya, Manisa, Trabzon gibi İstanbul dışında kalan daha birçok şehir de edebî ve kültürel faaliyetlerin yoğun biçimde gerçekleştirildiği sanat ve edebiyat merkezleri haline gelmiştir. 


Bu yüzyılda klâsik Türk edebiyatı; Fuzûlî, Bâkî, Nev‘î, Zâtî, Hayâlî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Kemal Paşazâde, Lâmi‘î Çelebi, Gelibolulu Âlî gibi çok büyük isimleri yetiştirmiştir. Bu isimler sadece İstanbul muhitinde değil, bütün Türk dünyasında tanınmışlar ve gerek şiir gerek nesir alanında çok büyük ürünler vermişlerdir. 


Bu dönemde klâsik Türk şairleri, güven kazanmış; kendi şiir anlayışları ve hayata bakış açıları doğrultusunda yazmaya başlamışlardır. Bu şairlerden biri olan Fuzûlî, Türkçe Divanı ve Leylâ vü Mecnûn mesnevisi sayesinde Türk dünyasını ve 16.yüzyılı da aşarak büyük bir üne kavuşmuş ve izinden yürüyen birçok şairin ortaya çıkmasını sağlayacak ölçüde tesirli olmuştur. Fuzûlî’nin tesiri öylesine büyük olmuştur ki bu tesiri bugün bile gözlemlemek mümkündür. 


Diğer taraftan Kânûnî’nin himâyesinde neşv ü nemâ bulan İstanbul şairlerinden Bâkî de klâsik Türk edebiyatının büyük çınarlarından biri olma fırsatını yakalamıştır. Devletin sağladığı huzur ve güven ortamında yerleşik hayatın halk tarafından iyice benimsenmesiyle birlikte edebiyatta şehir duygusu gelişmiş; kazanılan zafer ve sağlanan ilerlemelerle birlikte fetihnâmeler ve tarihler büyük ilgi görmüştür. Bu fetihnâme ve tarihlerle birlikte klâsik Türk nesrinde de önemli gelişmeler görülmüştür. 

Klâsik Türk edebiyatı, bu dönemde bütün kuralları ve kuramlarıyla birlikte asıl mecrasını bulmuş; klâsik olmanın gerektirdiği bütün ölçütlere sahip hale gelmiştir. Şiir dilinde arûz kusurları ortadan kalkmış; nazım şekillerinin geleneksel özellikleri de iyice yerleşmiştir. Başta kaside, gazel, mesnevi olmak üzere birçok nazım şeklinin en klâsik örnekleri de bu yüzyılda verilmiştir. Diğer taraftan şiir estetiği son derece gelişmiş; sanatsal endişeler birçok şairin temel hareket noktası haline gelmiştir.

KLASİK TÜRK ‎(DİVAN)‎ EDEBİYATI