16. YÜZYILDA OSMANLI DÜŞÜNCE HAYATI

Osmanlı düşünce sisteminin temellerini İslam ve Türk düşünce geleneği oluşturmaktadır. Bu düşünce sisteminin arka planında, İbn-i Sînâ’nın ve Gazzâlî’nin görüşlerinin, Nesreddin Tûsî ve Fahreddin Râzî üzerinden Osmanlı’ya ulaşan çizgileri vardır. Osmanlılar tarih sahnesine çıktıkğında İslam dünyasının klasik dönemdeki zengin ve hareketli düşünce ortamı etkisini kaybetmişti. 

Osmanlı’nın merkeziyetçi yapısı ve Şii-Safevî faktörü ile faaliyetleri yönetim kademesinin daha katı tutum izlemesine, Sünniliğin devlet doktrini olarak öne çıkmasına sebep olmuştur. Osmanlı düşünce hayatı İslamın klasik dönemindeki gibi bir parlaklığa ulaşamamıştır. Bu genel değerlendirmeden sonra, Osmanlı düşünce alanları; siyasi düşünce, felsefî düşünce, dini düşünce, tasavvufî düşünce genel başlıkları altında toplanabilir. 

Osmanlı siyasi düşüncesi, yönetilen-yöneten ilişkisi çerçevesinde oluşmuştur. Kökü eskilere dayanan siyâset-nâme geleneğinin bir bakıma devamını Osmanlı siyasi düşüncesinde görmek mümkündür. 16. yüzyıl bu geleneğin devam ettiği bir yüzyıldır. Fakat bu yüzyılda hilafet düşüncesi çerçevesinde Lütfî Paşa’nın yazmış olduğu Halâsü’l-Ümme Ma’rifeti’l-Eimme isimli eser Osmanlı hilafetinin meşruluğunu savunması yönünden önemli bir yere sahiptir. 

Osmanlı felsefi düşüncesi içinde özellikle tehâfüt geleneği önemli bir yer tutmaktadır. Tehâfüt; yıkım, çöküntü, düşüncesiz sonuç anlamlarına gelmektedir. Tehâfüt geleneği ilk defa Gazzalî’yle başlamıştır. Gazzalî, Tehafütü’l-felâsife isimli eseriyle Allah ve ilahi vahiy konusunda yirmi problemi tartışmıştır. Daha sonra bu konu çerçevesinde birçok eser verilmiştir. Bu tartışmaya 16.yüzyılda Şeyhülislam İbn Kemal, Haşiye alâ Tehâfüti’l-felâsife eseriyle katılmıştır. 

Osmanlı dini düşüncesi Fahr-i Râzî’nin görüşleri çerçevesinde şekillenmiştir. Fakat 16.yüzyıldan itibaren İbn-i Teymiye düşüncesinin de özellikle din görevlileri üzerinde etkili olduğu görülür. İbn-i Teymiye görüşleri 16.yüzyılda Birgivî Mehmed Efendi etkisiyle Osmanlı Devleti’nde hızlı bir şekilde kendisine yer bulur. Birgivî Mehmed Efendi’nin tavrı, İslamın esasında olmayan, daha sonra değişik vesilelerle ortaya çıkan dinî vasıflı uygulamaların reddine dayanmaktaydı. Bu tavır, daha sonraki yüzyılda taassuba (tutuculuğa) yol açacaktır. 

Osmanlı tasavvuf düşüncesinin çıkış noktası İran ve Orta Asya sûfîliğidir. Orta Asya kökenli bu sûfîlik anlayışını, 13.yüzyıl Muhyiddin-i Arabî’nin sistemleştirdiği vahdet-i vücud görüşünün büyük ölçüde etkilediği söylenebilir. Vahdet-i vücud görüşünün etkisindeki Horasan kökenli popüler tasavvuf anlayışının yanında, zaman içinde vahdet-i vücud görüşünü yüksek seviyede yansıtan diğer bir tasavvuf anlayışı da ortaya çıkmıştır. Bunun yanında, 15.yüzyılda zühdî (zühdle ilgili) yanı ağır basan farklı bir tasavvufî düşüncenin de Osmanlı coğrafyasında filizlendiğini söyleyebiliriz.

16.yüzyıla girildiğinde Osmanlı tasavvuf düşüncesinin vahdet-i vücut ve zühdi anlayışlar çerçevesinde oluştuğu dikkati çekmektedir. Kısaca, Osmanlı düşünce sistemi kendinden önce oluşmuş İslam düşüncesinin devamı ve bu birikimin mirasçısıdır. 16.yüzyıl Osmanlı düşüncesi ise, Osmanlı düşünce sisteminin mükemmel ve klasik dönemini temsil etmektedir.

KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI