17. YÜZYILDA HİKAYE VE HİKAYE KÜLLİYATI

Klasik Türk Edebiyatında kaynakları bakımından mensur hikâyeler te’lif, tercüme(çeviri) ve adaptasyon hikâyeler olarak gruplandırılmıştır. 17. yüzyılda şiirdeki mahallî üsluba paralel olarak, mensur hikâyelere mahallî ve orijinal konuların girdiği, telif hikâyeciliğin geliştiği görülmektedir.  

Bu yüzyılda Alaşehirli Veysî’nin kaleme aldığı Hâbnâme’de bir rüya örgüsü içerisinde tarihî ve ibret verici olaylar işlenmiş, 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun problemleri anlatılmıştır. Hâbnâme-i Veysî zamanının en çok okunan, sevilen eserlerindendir.

Hâbnâme birlikte, Nergîsî’nin Meşâkku’l-Uşşâk, Nihâlistân ve Horosnâme adlı eserleri de mensur hikâye geleneğinin önemli eserleridir. Nergisî, bizzat şahit olduğu ya da doğruluğundan emin olduğu birbirinden bağımsız on aşk hikâyesini sanatlı bir dil kullanarak Meşâkku’l-Uşşâk’ta toplamıştır. Yaşanmış olaylardan hareketle yazılmış bu hikâyelerin çoğu, yazarın bulunduğu sosyal çevreye ve yaşadığı döneme aittir. Yazarın gözlem gücünü de gösteren eser, özellikle 17. yüzyıl Osmanlı toplum hayatının çeşitli yönlerini realist bir biçimde yansıtmaktadır. Nihâlistân ise yirmi beş hikâyeden oluşmuştur. Bu hikâyelerde başta aşk olmak üzere, cömertlik, yiğitlik, pişmanlık, tövbekârlık…vb. konuları işlenmiştir. Nergisî’nin Horosnâme adlı eseri de, tilki ile horoz hikâyesinin konu edildiği bir fabl örneğidir.  

Süheylî mahlaslı Kethüdâ Ahmed b. Hemdem tarafından yazılmış Acâ’ibü’l-Me’âsîr ve Garâ’ibü’n-nevâdir ya da diğer adıyla Nevâdir-i Süheylî derleme hikâyelerden oluşmuştur. Hikâyelerin konuları, değişik olmakla beraber Türk ve İslâm tarihinden seçilmiştir. Cömertlik, iyi huyluluk, sözünde durmak, ahlâkın değeri, kul hakkı, cimrilik ve aç gözlülüğün kötülüğü hikâyelerde üzerinde durulan konulardır. Nevâdir-i Süheylî gibi başka bir hikâye mecmuası da Hezârfen Hüseyin Efendi’ye ait olan Câmi’ü’l-Hikâyât adlı eserdir. Bu eser ahlakî ve dinî konular hakkında yazılmış hikâyelerden oluşmuştur. Bu yüzyılda ayrıca Ziyâeddin Yahyâ tarafından Gencîne-i Hikmet adıyla İbni Sina’nın efsanevi kişiliği etrafında çeşitli hikâyeler de kaleme alınmıştır.  

16. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman adına tercüme edilen Tûtînâme, 17. yüzyılda Sultan II. Osman’ın emriyle Nev’î-zâde Atâyî tarafından ikinci defa kaleme alınmıştır. Bu asırda ayrıca konusunu IV. Murad dönemi İstanbul hayatından alan realist hikâyeler de yazılmıştır. Hançerli Hanım, Tayyârzâde yahut Binbirdirek Vak’ası, Sansar Mustafa Mustafa Hikâyesi bunlardan bazılarıdır. 

Bu yüzyılda Sultan IV.Murad devri bilginlerinden olan Hızır Halife tarafından, Cezire-i Erkâm isimli bir aritmetik kitabı ve IV.Murad'ın başhekimi Emir Çelebi tarafından da Enmuzecü't-tıbb adlı tıp kitabı kaleme alınmıştır. Yine tıp alanında Larendeli Siyahî-zade Derviş’in  ilaçların Türkçe ve Arapça adlarını verdiği Lügat-ı Müşkilat-ı Eczâ’sı, 1708 yılında Üsküdarlı Mustafa tarafından ilaçlar alfabetik olarak düzenlenerek Müfredât-ı Siyahî adıyla yeniden tanzim edilmiştir. 

KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI