18. YÜZYILDA HİKAYE KÜLLİYATLARI

18. yüzyılda te’lif, tercüme veya derleme yoluyla mensur hikâyeler ve hikâye mecmuaları kaleme alınmıştır. 18. yüzyılda mensur olarak kaleme alınan hikâyelerin en orijinal örneğini Giritli Ali Aziz Efendi vermiştir. Giritli Ali Aziz Efendi'nin 18. yüzyılın sonlarında yazdığı (1797) Muhayyelât/Muhayyelât-ı Ledünn-i İlahî adlı eseri, geleneksel hikâye ile modern anlatı tarzı arasında bir yere sahiptir. Eser, 1268(1852/3)’de yayımlanmıştır. Sözlü kültürle yazılı kültür arasında bir geçiş eseri olan Muhayyelât’ta Binbir Gece ve Binbir Gündüz Masallarıyla birlikte Türk masallarının da izleri görülür. Kitabın önsözünde kendisinin açıkça belirttiğine göre Aziz Efendi, Hulâsatü'l-Hayâl ve İbretnümâ adlı eserleri, Binbir Gece Masalları'nı okumuş ve bu eserlerden etkilenerek Muhayyelât'ı yazmaya başlamıştır.

Muhayyelât, üç hayâlden oluşmuştur. I.Hayâl’de İsfahan hükümdarının oğlu Kamercan ile Çin Şahının kızı Gülruh’un maceraları, II. Hayâl’de Atina’da Hacı Lebib’in oğlu Cevad ile Ebu Ali Sina’nın maceraları, III. Hayâl’de ise Şeyh İzzettin’in maceraları çerçevesinde, “Şehzade Naci Billah” ve Şahide Hikâyesi”, “Sitti Emine Hikâyesi” ve “Recep Beşe Hikâyesi” anlatılmıştır. Farklı coğrafyalarda geçen bu hikâyelerde ahlakî, dinî, sosyal pek çok konuya değinilmiş, 18.yüzyıl Osmanlı toplumunun gelenekleri, giyim-kuşam ve yeme-içme adâbı gibi birçok konu da sergilenmiştir.

18. yüzyılın başlarında Letâif-i Bahrî ve Letâ’if adlı iki hikâye mecmuası yazılmıştır. Letâif-i Bahrî, eğlenceli, güldürücü ve ibret verici hikâyelerin anlatıldığı dört fasıldan oluşmuş bir mecmuadır. Müneccim Derviş Ahmed Dede tarafından yazılan Letâif de küçük hikâyelerden oluşmuş bir hikâye mecmuasıdır. 18. yüzyılda ayrıca derleme yoluyla Abdullatif Râzî tarafından kaleme alınan El-Fülkü’l-Meşhûn bi-Lü’lü’i’l-Meknûn, Sultan III.Ahmed’e sunulmuştur. Eser 350’nin üzerinde hikâyeden oluşmuştur. Şakâyık-ı Nu’mâniye, Sirâcu’l-Kulûb, Târih-i Vassâf, Bostân, Ravzatu’s-safâ, Nasihatu’l-Mülûk, Nefâhatü’l-Üns…vb. pek çok eserden derlenen hikâyeler, kıssadan hisse çıkartılabilecek şekilde yazılmıştır.

Bu yüzyılda Birrî, alegorik, didaktik ve tasavvufî bir eser olan Bülbüliyye’yi yazmıştır. Birrî’nin Bülbüliyye’si, Ömer Fuadî’nin Attâr’ın Bülbülnâme adlı eserinden ilham alarak kaleme aldığı manzum Bülbüliyye’nin nesre aktarılmış şeklidir. Aşk ve vahdet (birlik) temasının işlendiği Bülbüliyye’de, Bülbül'ün aşkla inlemesinden rahatsızlık duyan kuşların, bülbülü Süleyman Peygamber’e şikâyet etmeleri ve bülbülün de aşk şarabı içtiğinden böyle iniltiler çıkardığı anlatılmış, durumu anlayan şikâyetçi kuşların bülbülden özür dilemesiyle de eser son bulmuştur.


KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI