18. YÜZYILDA MEVLANA'NIN MESNEVİ'SİNİN ŞERHLERİ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (d.1207-ö.1273), yaygın adıyla Mevlânâ, bugün Afganistan sınırlarında bulunan ve eski bir Türk kültür merkezi olan Belh'te doğmuştur. Mevlânâ’nın asıl adı Muhammed, lakabı Celâleddîn’dir. Mevlânâ, Rûm adıyla da anılan Anadolu’ya (Konya’ya) gelip yerleşmesi sebbebiyle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî adıyla şöhret kazanmıştır. Mevlânâ, sultanü’l-ulemâ olarak anılan babası Bahaüddin Veled’den dinî ilimleri öğrenmiş, babasının müritlerinden Tirmizli Seyyid Burhaneddin’in tasavvufî talim ve terbiyesinden geçmiştir. Fakat onun tasavvufî kimliğini kazanmasında Şems-i Tebrizî’nin etkisi büyüktür.

Mevlânâ’nın Divân-ı Kebîr, Fihi Mâ fih, Mektûbât, Mecâlis-i Seb’a ve Mesnevî-i Manevî adlı eserleri vardır. Mevlânâ’nın, Şems, Şems-i Tebrîzî, Hâmûş mahlaslarıyla yazdığı şiirlerinin yer aldığı eser, Divân-ı Kebîr’dir. Fihi Mâ fih, Mevlânâ’nın dinî, ahlakî, felsefî görüşlerinin, yaşadığı devrin sosyal ve tarihi problemlerinin söz konusu edildiği sohbetlerini; Mektûbât, tavsiye mektuplarını; Mecâlis-i Seb’a ise, Mevlânâ’nın yedi vaazını ihtiva eder. Fakat Mevlânâ’nın en tanınmış ve en önemli eseri Mesnevî’dir.

İslâm ve Batı dünyasında en çok tanınan eserlerin başında hiç kuşkusuz Mesnevî gelmektedir. Eserin adı, Mesnevî'nin I. cildinin başında “Bu kitap Mesnevî kitabıdır...” denilerek açık bir şekilde ifade edilmiştir. Mesnevî, didaktik/eğitici bir eserdir. Mesnevî, Mevlânâ’nın öğrencisi Hüsâmeddîn Çelebi’nin ısrarı sonucunda ilk onsekiz beyit Mevlânâ, geri kalan kısım da Hüsâmeddîn Çelebi tarafından kaleme alınmış, toplam altı ciltten oluşmuştur. Mesnevî’nin konusu, genel anlamda insanın eğitimi, insanın kendisinin farkında olması üzerinedir.

Farsça kaleme alınan Mesnevî’nin başta Türkçe olmak üzere çeşitli dillerde tercüme ve şerhleri yapılmıştır. Mesnevî’nin tercümelerinden çok şerhleri bulunmaktadır. Bu şerhlerden bir kısmı eserin tamamına, bir kısmı da sadece birinci cildine yapılmıştır. Ayrıca sadece ilk onsekiz beyitle ilgili müstakil şerhler ve seçki şeklindeki şerhler de vardır. Bunların çoğu mensurdur.

18. yüzyılda yazılmış Türkçe Mesnevî şerhlerinin yazarlarını ve isimlerini şu şekilde sayabiliriz: Ambarcı-zâde Derviş (Küçük Ali), Esrârü’l-Ârifîn ve Sirâcü’t-Tâlibîn; Tâlibî Hasan Efendi, Şerh-i Mu’dalât-ı Mesnevî/Yetîmü’ş-Şürûh; İsmâîl-i Bursevî, (Bursalı İsmâ’îl Hakkı) Rûhu’l-Mesnevî; Şeyh Gâlib, Şerh-i Cezîre-i Mesnevî. Bu şerhlerin en önemlileri Bursalı İsmail Hakkı’nın Rûhü’l-Mesnevî ve Şeyh Gâlib’in Şerh-i Cezîre-i Mesnevî’sidir. Ambarcı-zâde Derviş’in Esrârü’l-Ârifîn ve Sirâcü’t-Tâlibîn’inde Sürûrî ve Ankaravî şerhlerinin izleri görülmektedir. Eser çok tanınmamakla birlikte, bütün Mesnevî şerhleri içinde dikkate alınması gereken şerhlerden biridir. Tâlîbî’nin Şerh-i Mu’dalât-ı Mesnevî/Yetîmü’ş-Şürûh adlı eseri ise, Mesnevî’nin üçüncü cildinin şerhidir.

Bursalı İsmail Hakkı’nın Rûhü’l-Mesnevî’si Mesnevî’nin birinci cildinin ilk 738 beytinin şerhini içermektedir. Rûhü’l-Mesnevî en ayrıntılı açıklamalara sahip şerhlerin başında gelmektedir. Bursalı İsmail Hakkı, Mesnevî’den şerhini yapacağı Farsça beyti verdikten sonra, Lügat-ı Hüsamî ve Lügat-ı Arabî gibi değişik sözlükler yardımıyla beyitteki kelimelerin anlamlarını vererek şerhini yapmıştır. Bursalı İsmail Hakkı, Mesnevî’nin başlangıç kelimesi “bişnev”in ilk harfi “b” ile ilgili olarak ortaya koyduğu tespit ve değerlendirmeleri, ayrıca yaptığı tasavvufî açıklamaları ile de dikkat çekmektedir.

Mevlevî kimliği ile ön plana çıkan 18. yüzyıl divân şairi Şeyh Gâlib’in şerhi, Yusûf Sîneçâk’ın Cezîre-i Mesnevi adlı eserine yapılmıştır. Şeyh Gâlib’in eserinin tam adı, Semâhatü Lemaâtı Bahru’l-Manevî bi-Şerhi Cezîreti’l-Mesnevî’dir. Cezîre-i Mesnevî, 16. yüzyıl şairlerinden Yusûf Sîneçâk’ın Mesnevî’nin altı cildinden seçip bir araya getirdiği 366 beyitlik eserinin adıdır. Seyh Gâlib, bu eserini Mevleviliğin başlangıcında olanlar icin kaleme aldığını belirtmiştir. Şeyh Gâlib, Semâhatü Lemaâtı Bahru’l-Manevî bi-Şerhi Cezîreti’l-Mesnevî’de her bir beytin hem Mesnevî’ye göre hem de Cezîre’ye göre, farklı şekilde yorumlanabileceğini söylemiştir.

KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI