19. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU

19. yüzyıl Avrupa devletlerinin sanayileşme süreciyle güçlendiği ve yayılma politikası geliştirdikleri bir dönem olmuştur. Avrupa’ya giden Osmanlı sefirlerinin tutmuş olduğu raporlar, seyyahların notları, tüccar havâdisleri vasıtasıyla Avrupa’daki gelişmeleri takip etmeye çalışan devlet adamları, imparatorluğun aksayan yönlerini tespite çalışarak ıslahat çalışmalarına girişmişlerdir. Nitekim savaşlardan alınan mağlubiyetlerle ilk göze batan kurum yeniçeri ocağı olmuştur. İsyanlar ve savaşlar ile yorulmuş devlet yeniçeri ocağının yozlaşmış yapısını tamamen ortadan kaldırma yoluna gitmiştir. II.Mahmut, yeniçeri ocağını kaldırmak için uzun süre çabalamış ve 1826 yılında bunu başararak Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediye adlı bir ordu kurmuştur.

Öte taraftan Osmanlı, ayaklanmalar ve Rusların yayılma politikasının doğurduğu tehlikelerle başa çıkmaya çalışmaktadır. İmparatorluğun kötüye gidişini hızlandıran ilk isyan 1804 yılında başlayan ve 13 yıl süren Sırp isyanıdır. Bu ayaklanma II.Mahmut zamanında Sırbistan’ın imtiyazlı bir prenslik hakkı kazanmasıyla sonuçlanacak, Osmanlı Devleti ilk defa, Hristiyan reayanın bir isyanına boyun eğmiş olacaktır. 1821’de Yunan ayaklanması patlak verir. Öte taraftan Mısır’ın idaresinden sorumlu Kavalalı Mehmet Ali Paşa merkezî idareye isyan eder. Bunun gibi olaylar imparatorluğun çözülme sürecini başlatacaktır.

Olumsuzluklara rağmen yeni medeniyet projesini hayata geçirmeyi amaçlayan II.Mahmut, devletin gelişmesine yönelik önemli girişimlerde bulunmuştur. Tıp ve mühendislikle ilgili okulların açılması, subay yetiştirmek için askeri okulların kurulması bu teşebbüsler arasında gösterilebilir. Askeri alanda yapılan büyük değişimin yanında Batı’ya açılma yolunda önemli hamlelerden biri 1832’de kurulan Tercüme Odası’dır. Tanzimat aydınlarının Batı’ya açılmasında ve yetişmesinde” bu kurumun “çok büyük hazırlayıcı ve yönlendirici rolü olacaktır.” Tanzimat neslinden Yusuf Kâmil Paşa, Âli Paşa gibi isimler bu kurumdan yetişmişlerdir. Yenileşme yolunda atılan adımlardan biri de gazetenin ilk olarak devlet eliyle çıkarılmaya başlanmasıdır.

1831’de Takvim-i Vakâyi’nin resmi yazıları duyurmak amacıyla basılmaya başlanması, Tanzimat sonrasında kuvvetlenen ve sosyo-kültürel değişimin önde gelen itici güçlerinden olan özel gazetelerin habercisi olmuştur. Batılılaşma gayretlerini daha ileri götürmek isteyen II.Mahmut, 1839 yılında vefât edince yerine oğlu Abdülmecit geçer. Bir süre sonra da Tanzimat Fermanı olarak bilinen Gülhâne Hatt-ı Hümâyûnu ilân edilir. Mustafa Reşit Paşa tarafından okunan ferman, yenileşme faaliyetlerinin ilk resmi belgesidir. Fermanın ortaya çıkmasıyla kısa süreli de olsa olumlu bir hava oluşmuş, padişahın haklarının kısmen halka devri, can ve mal güvenliğinin devlet sorumluluğuna girmesi; halkın hak, adalet, hürriyet kavramlarıyla tanışmasını sağlamıştır. Fakat ferman, dağılma sürecine girmiş imparatorluğu diriltecek bir güce sahip olamamıştır.

Batılı devletler baskıyla 1856’da Islahat Fermanı’nı ilân ettirir ve imparatorluğun iç işlerine karışmış olur. 1861’de tahta geçen Abdülaziz döneminde devlet, isyanlarla ve ekonomik sıkıntılarla boğuşmaya çalışırken batılılaşma faaliyetleri sürdürülür. 1872’de kurulan Düyûn-ı Umumiye, ekonominin yabancılara teslimi anlamına gelmektedir. Güçsüz devlet çözüm arayışı içinde siyasi reformlara girişir ve 1876’da I.Meşrutiyet ilân edilir, Kanûn-ı Esâsi hazırlanır. Fakat bu girişim bir yıl sonra Ruslarla girilen savaşla son bulur ve 1908’e kadar süren II. Abdülhamit saltanatı başlar.

Devlet eliyle başlatılan yenileşme hareketi, sosyal ve kültürel hayatta yankısını bulacak ve Türk edebiyatının köklü bir gelenekle kurduğu dil ve edebiyat anlayışı da bir kırılma yaşayacaktır. Batının medeniyet dairesine dâhil olma çabası, sanatçının - dolayısıyla sanatın - değişimini beraberinde getirecektir. Edebiyat, sosyal hayatın içine girmekle kalmayıp gazeteler ve dergilerle onun bir parçası olmaya başlayacak, modernleşme sürecinde doğrudan; ya da dolaylı olarak ciddi bir rol üstlenecektir.


KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI