19. YÜZYILDA ŞİİRİN DURUMU

18. yüzyılda Klâsik edebiyat şiiri geleneğinde küçük de olsa değişim adına kıpırdanmalar başlamıştır. Fakat bu kıpırdanmalar geleneğin kendi kalıpları içinde bir arayış çabasının sonucudur. Nedim’in şiirleri ve Şeyh Gâlip’in Hüsn ü Aşk’ı ile son mükemmel örneklerini veren klâsik şiir geleneği artık tekrardan öteye geçemez olmuştur.

19. yüzyılın başlarında bazı şairlerde klâsik zevkin dışında arayışlar gözlemlenir. Enderunlu Vâsıf, Keçecizâde İzzet Molla, Âkif Paşa gibi isimler bu arayışın öne çıkan isimleri olarak söylenebilir. Vâsıf halkı, halka ait tipleri ve gündelik yaşamı şiire taşır; Keçecizâde İzzet Molla, Mihnet-i Keşan ve Gülşen-i Aşk adlı eserleriyle kendinden yola çıkarak gerçek hayata dair olaylara yer verir. Âkif Paşa’nın Adem Kasidesi ise, insanın kaderini sorgulamaya başladığı ve içeriğin klâsik şiirden oldukça farklılaştığı bir şiir olarak dikkat çeker. “Bilhassa torunu için yazdığı mersiye ile herhangi bir yabancı etki altında kalmaksızın, sadece hayatının ârızalarıyla yeni denilebilecek bir edebiyatın örneğini vermiştir.” Yukarıdaki bireysel girişimlerin yanında 1861 yılından itibaren Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet öncülüğünde yapılan toplantılarla şiirde küçük çaplı bir hareket oluşmuş, ilk orijinal denemeler bu toplantılarda sunulmuştur.

 Ziya Paşa ve Namık Kemal’in de içinde bulunduğu ve Encümen-i Şuârâ adı verilen oluşumla “Eski şiir (...) kendi ananesinde bir taraftan o zamana kadar hemen hemen hiç duymadığı bir dil şuuru ile bir nevi salâbet (kuvvet) kazanarak, diğer taraftan yeni mefhumlar ve düşüncelerle zenginleşirken, yeni şiirde küçük ve büyük birtakım hamlelerle toptan bir değişme daha hızlanıyordu.” Böylece yeni şiirin ilk örnekleri küçük küçük değişikliklrle ortaya çıkmaya başlar.

Geleneğin şiiri kendi içine hapseden yapısı Şinâsi’nin şiiri fikirlerin hizmetine vermesiyle kırılmıştır. Münâcât, Mustafa Reşit Paşa’ya yazdığı kasideler bu türden şiirlerdir. Onun şiirdeki asıl önemli hamlesi hem şekil hem içerikte yapmaya çalıştığı değişimdir. Lamartin’in Meditations’unu çeviren şair geleneğin dışında şekil denemelerine girişir.

Şiirde şekil konusundaki yeniliğe ikinci örnek Ethem Pertev Paşa’nın Victor Hugo’dan yaptığı çeviri olan Tıfl-ı Naim’dir. Koşma tarzına yakın olan bu çeviri şiir şekil bakımından eskiden farklıdır. Şiirdeki şekil arayışları Recâizâde’nin Arz-ı Sitem şiiriyle devam etmiştir.

Şiirde şekil denemelerinin yanı sıra konu ve temaların de değiştiği ve giderek genişlediği görülür. Şinâsi’nin medeniyet değerlerini şiire sokmasıyla yönü değişen şiir, Namık Kemal’in Vâveylâ, Vatan Yahut Silistre gibi manzumeleriyle hisseden insanla tanışır. Hâmid’in manzum tiyatro eseri olan Duhter-i Hindu’su ile şiire kadın girerken, Recaizâde Mahmut Ekrem, Atala çevirisiyle “saf bir aşk, ümitsiz bir ihtiras ve bir tabiat görüşü örneğini Türkçeye getirir.” Konu ve temalardaki bu genişleme şiire insanın dâhil olması sonucunu doğurmuş ve ara dönemde şiirin kökten bir değişimle karşılaşması gerçekleşmiştir. Özellikle Recaizâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hâmid’in şiire getirdikleri yeni şekil ve temalar Servet-i Fünûn edebiyatı şairlerinin bir adım daha ileri gitmesine ve farklı bir şiir dili yaratmalarına kadar varacaktır.



KLASİK TÜRK (DİVAN) EDEBİYATI