top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 853 sonuç bulundu

  • Millî Edebiyat Dönemi Türk Şiiri: Özellikleri ve Temsilcileri

    Millî Edebiyat Dönemi'nin Genel Özellikleri (1911-1923) Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin'in "Yeni Lisan" makalesinin yayımlanmasıyla başlayan bu dönem, Cumhuriyet'in ilanıyla son bulmuştur. Temelde bir dili sadeleştirme hareketi olarak başlamış; dilde, biçimde ve temada ulusal olana yönelme fikri benimsenmiştir. Eserler Türkçülük akımı etrafında şekillenmiş ve "Toplum için sanat" ilkesi benimsenmiştir. Anadolu; kültürü, tarihi, yaşantısı ve insanıyla ilk kez bu kadar kapsamlı şekilde edebiyatın konusu olmuştur. Eserlerde realizm akımının etkisi görülür. MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ ŞİİRİ Mehmet Emin Yurdakul'un Servetifünun şiirinin zirvede olduğu dönemde yazdığı Türkçe Şiirler, Milli Edebiyat Dönemi şiirinin temelini oluşturur. Büyük oranda Türkçülük ideolojisinden etkilenmiştir. Eserler, konuşma diline yakın sade bir dille yazılmıştır. Sanatçılar halk kültürüne yönelmişler, ondan beslenmişlerdir. Türk tarihi ve bütün yönleriyle Anadolu şiirlerin başlıca temalarıdır. Şiirler genellikle didaktiktir. Şiirler genellikle dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsüyle yazılmıştır. Türk edebiyatının ilk şair topluluğu olan Beş Hececiler edebî faaliyetlerine bu dönemde başlamıştır. Mehmet Akif Ersoy; aruz ölçüsü ve nispeten ağır bir dille halkın yaşayışını ve değerlerini ön plana çıkaran manzum hikâye türünde başarılı eserler kaleme almıştır. Yahya Kemal Beyatlı da Milli Edebiyat Dönemi'nde saf (Öz) şiirin temsilcisi durumundadır. DÖNEMİN BAŞLICA ŞAİRLERİ Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944) Türk edebiyatında "Türk Şairi", "Milli Şair" olarak anılır. Servetifünun Dönemi'nde edebî hayatına başlayan şair, dönemin şiir anlayışından farklı bir şiir anlayışı benimsemiştir. Edebî anlayışıyla ve Cenge Giderken şiiriyle Millî Edebiyat Dönemi şiirinin öncüsü sayılmıştır. Şiirde biçimsel yenilikler denemiş, yeni nazım biçimleri kullanmıştır. Türkçülük düşüncesine dayalı şiirlerini hece ölçüsüyle ve yalın bir dille yazmıştır. Şiir türündeki başlıca eserleri; Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı'dır. Ziya Gökalp (1876-1924) Dönemine sanatından çok düşünceleriyle yön vermiştir. Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiş, Türkçülüğün Esasları ve Türkleşmek İslamlaşmak-Muasırlaşmak eserleriyle Milli Edebiyat'ın düşünce temelini atmıştır. Türkçülük fikri doğrultusunda, lirizmden uzak, didaktik şiirler yazmıştır. Eserlerinde Batı ve halk edebiyatının etkileri görülür. Konuşma diline yakın sade bir dil kullanmıştır. Hece ölçüsünü ve dörtlük nazım birimini kullanmıştır. Şiir türündeki eserleri; Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat'tır. BEŞ HECECİLER "Hecenin Beş Şairi" olarak da kabul edilen bu topluluk Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon isimlerinden oluşmuştur. Grubu oluşturan bütün sanatçılar yazdıkları şiirleri ilk önce aruz vezniyle daha sonraları ise hece vezniyle kaleme almışlardır. Halit Fahri Ozansoy'un yazdığı Aruza Veda adlı şiir, aruzdan heceye geçişin şiiri olmuştur. Beş Hececiler, dönemin anlayışıyla paralel olarak "Halka Doğru" ilkesini benimsemişlerdir. Şiirlerinin ana konusu memleket sevgisi ve memleket sorunlarıdır. Halk şiiri nazım şekillerinin yanında Batı kaynaklı şekilleri de kullanmışlardır. Mahalli söyleyişleri, halk dilini kullanmışlar; sade dil anlayışı ile eserler vermişlerdir. Eserlerde didaktik ve millî ögeler ön plandadır. Şiirde folklorik malzemeleri çokça kullanmışlardır. Birçok türde eser verilmesine rağmen şiir, Beş Hececiler'in en önemli türü olmuştur. Beş Hececiler'in en güçlü şairi Faruk Nafiz Çamlıbel'dir. Faruk Nafiz Çamlıbel'in yazdığı Sanat adlı şiiri sadece bu grubun değil Milli Edebiyat'ın da bir bildirisi gibidir. Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) Beş Hececiler'in en başarılı ve en tanınmış şairidir. Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat, ölüm, memleket ve toplumsal konuları işlemiştir. Beş Hececiler'in diğer şairleri gibi ilk şiirlerinde aruz ölçüsünü, gerçek kişiliğini bulduğu sonraki şiirlerinde ise hece ölçüsünü kullanmıştır. Yalın ve özentisiz bir şiir dili vardır. Roman, piyes, fıkra türlerinde de eser vermiş olan şair şiirleriyle ün yapmış; özellikle Han Duvarları, Çoban Çeşmesi, Sanat adlı şiirleriyle çok beğenilmiştir. ŞİİRLERİ:  Han Duvarları, Gönülden Gönüle, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Bir Ömür Böyle Geçti, Akıncı Türküleri... Halit Fahri Ozansoy (1891-1971) İlk şiirlerini aruzla yazmış, daha sonra Aruza Veda adlı şiiri ile aruzu bırakmıştır. Bu şiir Beş Hececiler'in tamamının aruzdan heceye geçiş şiiri olmuştur. Şiirlerinde aşk ve ölüm konularına, hüzünlü melankolik duygulara yer vermiş; yer yer kahramanlık konularına değinmiştir. Aruz ölçüsü ile yazılmış Baykuş adlı manzum tiyatrosu ile tanınmıştır. Şiirlerinin yanında tiyatro, roman, çeviri türlerinde de eserler vermiştir. ŞİİRLERİ:  Sonsuz Gecelerin Ötesinde, Rüya, Cenk Duyguları, Gülistanlar ve Harabeler. Enis Behiç Koryürek (1892-1949) İlk şiirlerini aruzla yazmış, daha sonra heceye yönelmiş ve heceyle yazdığı şiirlerle tanınmıştır. Bir şiirde birkaç vezin kullanmıştır. İlk şiirlerini Miras adıyla yayımlayan şair, gür sesli kahramanlık şiirleriyle şöhret kazanmıştır. Daha sonra kaleme aldığı mistik şiirlerini Varidat-ı Süleyman Çelebi adıyla kitaplaştırmıştır. Şiirimizde efsaneleri heyecanlı bir üslupla işleyen şair, özellikle korsanlıkla ilgili şiirleriyle sevilmiştir. ESERLERİ:  Miras, Varidat-ı Süleyman Çelebi, Güneşin Ölümü. Yusuf Ziya Ortaç (1896-1967) İlk şiirlerini aruzla daha sonraki şiirlerini heceyle kaleme alan şair, Beş Hececiler arasında heceyi en iyi kullananlardandır. Eserlerinde sade ve temiz bir dil, mizahi bir üslup kullanmıştır. Şiirlerinin yanında nesir türünde ve mizahi tarzda yazdığı eserleri ile dikkat çekmiştir. Mizahi dergi olan Akbaba'yı uzun yıllar çıkarmıştır. Binnaz adlı eseri hece ölçüsüyle yazılmış üç perdelik manzum bir trajedidir. Şiir, tiyatro, mizah, anı, fıkra gibi birçok türde eser vermiştir. ŞİİRLERİ:  Akından Akına, Cenk Ufukları, Kuş Cıvıltıları. Orhan Seyfi Orhon (1890-1972) Abdülhak Hamit Tarhan, Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin'in etkisindeki ilk şiirlerini aruzla; daha sonraki şiirlerini ise heceyle yazmıştır. Şiirlerinde heceyle aruzu kaynaştırmaya çalışmış, hece ölçüsüyle gazel biçiminde şiirler yazmıştır. İnce, zarif ve duygulu şiirler yazmış olan şair, sade Türkçe karşısında olanlara şiddetle karşı koymuştur. Millî duyguları işlemekle beraber daha çok bireysel konularda yazmıştır. Mizahi yazılarında "Fiske" imzasını kullanan şair; Akbaba, Papağan, Güneş, Resimli Dünya gibi mizahi ve edebî dergilerde yazılar yazmıştır. Birçok şiiri farklı sanatçılar tarafından bestelenmiştir. ŞİİRLERİ:  Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi, Gönülden Sesler. Dönemin Bağımsız Şairleri Mehmet Akif Ersoy (1873-1936) Sanat hayatına Servetifünun Dönemi'nde başlamıştır. Servetifünun Dönemi'nde de Millî Edebiyat'ta da dönemin bağımsız sanatçıları arasındadır. Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarlığını yapmıştır. İslamcılık düşüncesini benimsemiş, bu anlayışın Türk edebiyatındaki temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Sanat anlayışında İslamcılığın yanı sıra milliyetçilik etkilidir. Şiirlerinde siyasi ve toplumsal konuları işlemiş, halkın yaşayış tarzını ve değerlerini yansıtmıştır. Eserlerinde dinî konuların yanı sıra hürriyet, adalet, doğruluk, vefakârlık temalarını işlemiştir. Gözlem yeteneği güçlü olan, şiirde hayali değil gerçeği esas alan şair; realisttir. Türk edebiyatında manzum hikâyenin (Hasta, Küfe, Mahalle Kahvesi, Kocakarı ile Ömer) en güçlü şairlerindendir. Klasik edebiyat kültürü ile yetişmiş, divan edebiyatı nazım şekillerinden yararlanmıştır. Eserlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Eserlerinde genellikle Osmanlı Türkçesini kullanan şair, toplumsal hayatı işlediği şiirlerinde konuşma dilini kullanmıştır. Bülbül, Cenk Şarkısı, Çanakkale Şehitlerine şairin tanınmış şiirleridir. Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır. Safahat şu yedi bölümden oluşur: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler. Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) Sanat hayatına Millî Edebiyat Dönemi'nde başlamış, Cumhuriyet Dönemi'nde de devam etmiştir. Saf (Öz) şiir anlayışının Türk edebiyatındaki güçlü temsilcilerinden biridir. Neoklasisizm akımının etkisinde kalmıştır. Batı şiiri ile divan şiirinin özelliklerini başarıyla birleştirmiştir. Ok şiiri dışında bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. "Türkçe ağzımda annemin sütüdür." diyen şair, İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır. Sembolizmden beslense de Türk edebiyatında parnasizmin güçlü temsilcilerindendir. Şiirin biçim ve ahenk unsurları açısından kusursuz olmasına önem vermiştir. İstanbul, aşk, ölüm, sonsuzluk, Osmanlı tarihi şiirlerinin başlıca temalarıdır. Çok sevdiği İstanbul'un güzelliklerini şiirlerinde başarıyla yansıtan şair, "İstanbul Şairi" olarak tanınmıştır. En çok tanındığı lirik şiirlerinin yanında Akıncı, Mohaç Türküsü gibi epik şiirler de yazmıştır. Sessiz Gemi, Bir Başka Tepeden, Rindlerin Akşamı, Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiirleri ünlüdür. ŞİİRLERİ:  Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyle, Rubâiler ve Hayyam Rubâilerini Türkçe Söyleyiş. Millî Edebiyat Dönemi Türk Şiiri: Özellikleri ve Temsilcileri

  • Örneklerle Cümle Türleri: Yapısına ve Anlamına Göre Cümleler

    Örneklerle Cümle Türleri: Yapısına ve Anlamına Göre Cümleler Türkçenin en temel konularından biri olan Cümle Türleri , hem günlük hayatta doğru ifade kurmak hem de TYT Türkçe  sınavında başarı sağlamak için kritik bir öneme sahiptir. Bu yazıda; yüklemin türünden öge dizilişine, anlamına göre cümlelerden yapısına göre cümlelere kadar tüm başlıkları, akılda kalıcı çözümlü örneklerle  inceleyeceğiz. Cümle Türleri YÜKLEMİN TÜRÜNE GÖRE CÜMLELER 1. Fiil (Eylem) Cümlesi: Yüklemi çekimli fiil olan cümlelerdir. Örnek:  Hazırladığı kitaba son bir kez göz attı. Açıklama:  Cümlenin yüklemi olan "göz attı" söz grubu bir eylem (fiil) bildirdiği ve geçmiş zaman kipiyle çekimlendiği için bu bir fiil cümlesidir. 2. İsim (Ad) Cümlesi: Yüklemi isim ya da isim soylu olan cümlelerdir. Örnek:  Okumam gereken bir sürü makale vardı. Açıklama:  Cümlenin yüklemi olan "vardı" kelimesi, bir yere ulaşmak anlamındaki "varmak" fiili değil; "yok" kelimesinin zıddı olan "mevcut" anlamındaki isimdir. Ek eylem alarak yüklem olduğu için isim cümlesidir. ÖGE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER 1. Kurallı Cümle: Yüklemi sonda olan cümlelerdir. Örnek:  Öteki uçta zil uzun uzun çalıyor. Açıklama:  Yüklem olan "çalıyor" kelimesi cümlenin en sonunda yer aldığı için kurallı bir cümledir. 2. Devrik Cümle: Yüklemi sonda olmayan cümlelerdir. Örnek:  Sözcükler bir müzik parçası gibi akıyor sanki. Açıklama:  Yüklem olan "akıyor" kelimesi cümlenin sonunda değil, ortasında kullanıldığı için devrik bir cümledir. 3. Eksiltili Cümle: Yüklemi olmayan cümlelerdir. Örnek:  Az veren candan, çok veren maldan.... Açıklama:  Cümlede yargıyı tamamlayan bir yüklem (örneğin "verir" veya "gider") kullanılmamış ve cümle üç nokta ile bitirilmiştir. Bu yüzden eksiltili cümledir. ANLAMINA GÖRE CÜMLELER 1. Olumlu Cümle: Yargının gerçekleştiğini anlatan cümlelerdir. Örnek:  Dün evin anahtarlarını kaybettim. Açıklama:  "Kaybetme" eylemi gerçekleşmiştir. Olayın kötü olması cümlenin olumsuz olduğu anlamına gelmez, eylemin yapılmış olması cümleyi anlamca olumlu kılar. Not:  Biçimce olumsuz olduğu hâlde anlamca olumlu cümleler vardır. Bir cümlenin biçimce olumsuz olması için yüklemde "yok, değil" sözcükleri ya da "-me, -mez, -siz" ekleri bulunmalıdır. Örnek:  Bu kitapları sevmiyor değilim. (seviyorum) . Açıklama:  Cümlede hem "-miyor" olumsuzluk eki hem de "değil" edatı vardır (eksi çarpı eksi, artı eder mantığı). Anlam "seviyorum" olduğu için anlamca olumludur. 2. Olumsuz Cümle: Yargının gerçekleşmediğini anlatan cümlelerdir. Örnek:  Dün akşam sevdiğim programı izleyemedim. Açıklama:  "İzleme" eylemi gerçekleşmemiştir. "-me" olumsuzluk eki kullanıldığı için cümle olumsuzdur. Not:  Biçimce olumlu olduğu hâlde anlamca olumsuz cümleler vardır. Örnek:  Ne sana küstüm ne de bir başkasına. (küsmedim) . Açıklama:  Cümlede herhangi bir olumsuzluk eki yoktur (biçimce olumlu). Ancak "ne... ne..." bağlacı cümleye "ikisi de olmadı" anlamı kattığı için cümle anlamca olumsuzdur. 3. Soru Cümlesi: Bir soruya cevap almak amacıyla kurulan cümlelerdir. Örnek:  Arkadaşına doğum günü hediyesi olarak ne aldın?. Açıklama:  Muhataptan bir bilgi veya cevap istendiği için soru cümlesidir. 4. Ünlem Cümlesi: Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerdir. Örnek:  Ne kadar da güzel şehirler var!. Açıklama:  Cümle bir yargıdan ziyade bir hayranlık ve beğeni duygusu içerdiği için ünlem cümlesidir. YAPISINA GÖRE CÜMLELER 1. Basit Cümle: Tek bir yargı bildiren cümlelerdir. Örnek:  Dördüncü kat merdivenlerinde ışıklar yanmıyor. Açıklama:  Cümlede sadece "yanmıyor" yüklemi vardır. İçinde fiilimsi veya başka bir yargı (yan cümlecik) bulunmadığı için basit cümledir. 2. Birleşik Cümle: Temel bir yargı dışında yardımcı bir yargı bulunduran cümlelerdir. a) Girişik Birleşik Cümle:  Yardımcı yargının fiilimsi ile kurulduğu birleşik cümlelerdir. Örnek:  Gözlerini kapatıp öylece bekledi. Açıklama:  "Bekledi" temel yargıdır. "Kapatıp" sözcüğü zarf-fiil olduğu için yan cümlecik kurmuştur. b) Şartlı Birleşik Cümle:  Yardımcı yargının şart kipi ile kurulduğu birleşik cümlelerdir. Örnek:  Bu kadar merak ettiysen kapıyı çal. Açıklama:  "Çal" temel yargıdır. Yan cümlecik olan "merak ettiysen" ifadesi "-se/-sa" şart kipiyle temel cümleye bağlanmıştır. c) Ki'li Birleşik Cümle:  Yardımcı yargının "ki" ile kurulduğu birleşik cümlelerdir. Örnek:  O kadar çok çalıştı ki artık tatile gitmek istiyor. Açıklama:  İki ayrı yargı "ki" bağlacı ile birbirine bağlanarak birleşik bir yapı oluşturmuştur. d) İç İçe Birleşik Cümle:  Yardımcı yargının alıntı bir cümle ile kurulduğu birleşik cümlelerdir. Örnek:  "Biz hayatta yaşayamadıklarımızı yaşatırız romanlarda." demiş. Açıklama:  Temel yüklem "demiş"tir. Başkasından aktarılan tırnak içindeki cümle, temel cümlenin nesnesi görevinde bir yan cümlecik olduğu için iç içe birleşik cümledir. 3. Sıralı Cümle: En az iki temel yargının bulunduğu ve yargıların birbirine virgül ya da noktalı virgülle bağlandığı cümlelerdir. Örnek:  Soluğunu tutmuş, seslerin dinmesini bekliyor. Açıklama:  "Tutmuş" ve "bekliyor" şeklinde iki ayrı yüklem vardır. Bu iki cümle birbirine virgülle bağlandığı için sıralı cümledir. Bağımlı Sıralı Cümle (Öge Ortaklığı Olan): Örnek:  Çalışmaları yurt çapında tanınmış, beğenilmişti. Açıklama:  "Tanınan kim/ne?" -> Çalışmaları. "Beğenilen kim/ne?" -> Çalışmaları. Özne her iki yüklem için de ortaktır, bu yüzden bağımlıdır. Bağımsız Sıralı Cümle (Öge Ortaklığı Olmayan): Örnek:  Kapı açıldı, iri yarı bir adam içeriye girdi. Açıklama:  Birinci cümlenin öznesi "kapı", ikinci cümlenin öznesi "adam"dır. Hiçbir öge ortak olmadığı için bağımsız sıralı cümledir. 4. Bağlı Cümle: En az iki temel yargının bulunduğu ve yargıların bağlaç ile bağlandığı cümlelerdir. Örnek:  Dün uğrayamadım çünkü gece çalıştım. Açıklama:  "Uğrayamadım" ve "çalıştım" iki ayrı cümledir. Bu cümleler "çünkü" bağlacı ile birbirine bağlandığı için bağlı cümledir.

  • Çağdaş Kırgız Edebiyatı: Destanlardan Cengiz Aytmatov’a

    Çağdaş Kırgız Edebiyatı: Destanlardan Romanlara Uzanan Bir Yolculuk Kırgız Sözlü Edebiyatı ve Destanlar 20.yüzyıla kadar yazılı edebiyatları olmayan Kırgız Türklerinin çok zengin bir halk edebiyatı vardır ve bu edebiyata nazım türleri hâkimdir. Halk edebiyatı türleri içerisinde destan ve halk hikâyeleri önemli bir yer tutar. Destanlar arasında Manas , Kurmanbek , Er Tabıldı , Kedeykan , Olcobay Menen Kişimcan  gibi eserlerin yanı sıra; eski âdetlerle hayat pratikleri hakkındaki şiirler, bilmeceler, atasözleri, hikâye ve masallar, efsaneler, dinî ve lirik şarkılar zengin Kırgız folklorunun önemli türleridir. Bu destanlar arasında Manas Destanı , Kırgız sözlü edebiyatının şaheseri ve aynı zamanda dünya edebiyatının en uzun destanıdır. 500.000 beyitten fazla olan bu destan, bugüne kadar sözlü olarak "Manasçı"lar tarafından getirilmiştir. Keldibek, Maymanbay, Timbek, Sagımbay Orazbakoğlu ve Sayakbay Karalayoğlu önemli Manasçılardır. Kahraman Manas'ta bir halkın millet olması yolunda gerekli olan her türlü özelliği görmek mümkündür. Yiğit Manas için ülke, bağımsızlık ve özgürlük kutsaldır. Aladağ'ın birlik ve bütünlüğü, ana dil, gerçek dostluk ve fedakârlık, atayurtta yürütülen helal işler, örf ve âdetler, ana-baba, büyüklere hürmet ve misafirperverlik onun için kutsal değerlerdir. Manas Destanı, bu özellikleri taşıdığı için Kırgız halkının gözünde kutsaldır; Manas ruhu sayesinde Kırgız halkı ahlaklı, namuslu ve saygın olmuştur. Bu destan geçmişten günümüze Kırgız halkına ilham kaynağı olmuştur. Mitler ve Efsaneler Kırgız mitleri ve efsaneleri; doğaya, topluma ve dünyaya bakış açılarından, örf ve âdetlerden, hayallerden doğmuştur. Bu anlatılar teşhis (canlandırma/animizm), fetişizm veya totemizm, olağanüstü güçler ve büyüyle doludur. Örneğin; "Tootay Mergen cana üç arkar"  (Tootay Mergen ve üç dağ keçisi), "Kayberendin Eesi"  (Yok olanın sahibi), "Döötü Usta cana İtelgi"  (Döötü Usta ve İtelgi) ve "Kız Küyöö"  (Kız damat) gibi mit ve efsaneler mevcuttur. 20. Yüzyılda Kırgız Yazılı Edebiyatı Kırgızlarda yazılı edebiyat 1920'lerden sonra gelişmeye başlamıştır. 1917 Ekim İhtilali'nden sonra Orta Asya coğrafyasında okullaşmaya önem verilmiş, halkın eğitimden geçirilmesi kararlaştırılmış ve okuma-yazma oranı artmıştır. Bu sayede 20'li yılların ilk yarısında gazeteler yayınlanmaya başlanmış ve Kırgız yazılı edebiyatının ilk örnekleri görülmüştür. Başlangıçta okullarda Kazakça ve Tatarca eğitim verildiği için, Kırgız edebiyatının ilk simalarından Sıdık Karaçev 'in ilk eserleri Tatarca olarak Tatar gazetelerinde; Kasım Tınıstanov 'un ilk şiirleri ise Kazak Türkçesinde ve Kazak gazetelerinde yayınlanmıştır. Üniversite öğrencileri Erkin Caş  adında bir duvar gazetesi ve Tunguç Adım  adında el yazısı ile çoğaltılan bir dergi çıkarmışlardır. 1919-1924 yılları arasında Alma-Ata'da Kömek  adlı Kazakça gazetede; Taşkent'te Ak Col  gazetesinde, Şolpan  ve Cas Kayrat  dergilerinde genç Kırgız yazarlar Kasım Tınıstanov, Sıdık Karaçev, O. Lepesov, A. Tokombaev, K. Bayalinov, C. Tülögabılov, İ. Kudaybergenov ve M. Bayçerikov'un eserleri yayınlanmaya başlamıştır. Kırgız Türkçesi ile yazılan ilk eser, 1911'de çıkan Moldo Kılıç Şamırkanuulu'nun Zilzala  adlı şiir kitabıdır. 1924 yılında çıkmaya başlayan Erkin Too  ve Leninçil Caş  gazeteleri edebî eserlere geniş yer vermiştir. Dönemin Önemli Şairleri ve Akınları Toktogul Satılganov (1864-1933):  Kırgız akınlarının en ünlü ve büyüğü olan Satılganov, Ketmentöbö ilinde doğmuştur. Kendi yaşadığı zor dönem ve ailesinden aldığı kültür onun sanatını etkilemiştir. İlk dönemlerinde "Alımkan" , "Nasılkan"  gibi aşk şiirleri; "Beş Kaman" , "Arzımatka"  gibi eleştirel şiirler; "Emne Kızık" , "Güldöp al"  gibi felsefi şiirler yazmıştır. Ekim İhtilali'nden sonra yeni dönemi öven şiirler de kaleme almıştır. Satılganov aynı zamanda aytışlara (atışmalara) katılan bir ozandır ve Naymanbay ile Arzımat gibi büyük akınları yenmeyi başarmıştır. Usta bir komuzcu ve bestecidir. Togolok Moldo (1866-1942):  Gerçek ismi Bayımbet Abdrahmanov'dur. Tanrı Dağı'ndaki Kurtka bölgesinde doğan Moldo, Kırgız halkının Çin ve Hokand Hanlığı baskısı altında olduğu zor yıllarda yaşamıştır. Din mektebinde eğitim almış, küçük yaşta babasını kaybetmiş ve bu acıyı şiirlerine yansıtmıştır. Sovyet ideolojisini öven eserler de vermiştir. Kasım Tınıstanov:  İslami ve Rus tarzı eğitim almıştır. 1919'da Taşkent'te Kazak-Kırgız Eğitim Enstitüsü'nde okurken şiir yazmaya başlamıştır. Erkin Too  gazetesinin redaktörlüğünü yapmış, milliyetçi fikirleriyle öne çıkmış ve Kazak-Kırgız toplumlarında sınıf çatışması olmadığını belirterek anti-sosyalist temaları işlemiştir. Sovyetler Birliği'nin İlk Yılları (1920-1930'lar) Bu dönemde Kırgız edebiyatı, Sovyet rejimine uygun bir yapı kazanır. Aalı Tokombayev , Coomart Bökönbayev  ve Kubanıçbek Malikov  dönemin önde gelenleridir. Halkların kardeşliği, Ekim İhtilali sonrası gelişmeler, toplum yararı için fedakârlık, feodal ve burjuva geleneklerinden kurtuluş başlıca temalardır. Coomart Bökönbayev:  Akın ve oyun yazarıdır. "Cer alan kedeylerge"  (Yer alan fakirlere, 1927) ilk şiiridir. Emgek Tölü , Altın Kız , Coomarttın Irları  gibi kitapları vardır. II. Dünya Savaşı'na dair "Koş Ala-Too uulun ketti maydanga"  (Hoşça kal Ala-Dağ, oğlun gitti cepheye), "Acal menen Ar-Namıs"  gibi şiirler yazmıştır. II. Dünya Savaşı ve Sonrası Savaş yıllarında vatan savunması ve kahramanlık temaları işlenir. Süyünbay Eraliyev , E. Uzakbayev, Sooronbay Cusuyev  ve Alıkul Osmonov  bu dönemin önemli isimleridir. Süyünbay Eraliyev (1921-?):  Savaşa katılmış ve yaralanmıştır. Dostoruma Kat  (Dostlarıma Mektup) adlı kitabı yayınlanmıştır. Şiirlerinde sade ama derin anlamlı bir dil kullanmıştır. Ak Möör  ile Bolot 'un buluşma sahnesini anlatan epik şiiri dikkat çekicidir. Sooronbay Cusuyev (1925-?):  Toktogul Ödülü sahibi şairdir. İlk şiir denemelerini Emnelikten Süyömün  (Neden Seviyorum) kitabında yayınlamıştır. Moskova'da edebiyat eğitimi almıştır. Alıkul Osmonov (1915-?):  Yetimhanede büyümüştür. Çabuul  edebî dergisinde çalışmış, Rusya'yı ve Rus insanını anlatan şiirleriyle dikkat çekmiştir. Modern Nesrin Öncüleri ve Gelişimi Sıdık Karaçev (1901-1937):  Dram ve nesir türünde eser veren ilk Kırgız sanatçılarındandır. "Üylönüüdön kaçtı"  (Evlilikten kaçtı), "Süygönünö koşula albadı"  (Sevdiğine ulaşamadı) gibi öyküleri ve Erksiz Kündördö  gibi hikâyeleri realist nesrin ilk ürünleridir. Cengiz Aytmatov (1928-2008):  Kırgız edebiyatının en büyük ismi ve dünyanın en büyük romancılarından biridir. "Cemile"  hikâyesiyle ünlenmiştir. Yüzyüze , Selvi Boylum , İlk Öğretmen , Deve Gözü , Toprak Ana , Gülsarı , Beyaz Gemi , Gün Olur Asra Bedel , Dişi Kurdun Rüyaları  gibi şaheser niteliğinde eserleri vardır. Tölögön Kasımbekov:  Tarihî romanları ile dikkat çeken bir yazardır. Sıngan Kılıç  (Kırılan Kılıç) adlı tarihî romanı büyük ilgi görmüştür. Bu eserinde 1842-1876 yılları arasında Hokand Hanlığı döneminde Kırgızların hayatını anlatmıştır. İlk öyküsü "Cılkıçının uulu"  (Çobanın oğlu) 1952'de yayınlanmıştır.

  • Kürk Mantolu Madonna'nın Sırrı: Neden Hâlâ Çok Okunuyor?

    Zamanın Tozunu Silkeleyen Roman: Kürk Mantolu Madonna Neden Hâlâ Başucumuzda? Türk edebiyatının raflarında bazı kitaplar vardır ki, zamanın yıpratıcı etkisine direnirler. Ne dilleri eskir ne de anlattıkları dertler. Sabahattin Ali’nin 1943 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde yayımladığı Kürk Mantolu Madonna , bu direncin en muazzam örneğidir. Yıllardır "çok satanlar" listesinin zirvesinden inmeyen, kahve fincanlarının yanına iliştirilip sosyal medyada binlerce kez paylaşılan bu eser, sadece bir popüler kültür ögesi midir? Yoksa günümüz insanının ruhundaki derin bir yaraya mı parmak basmaktadır? Raif Efendi’nin sararmış defterinin sayfaları arasında, bugün neden hâlâ kendimizi bulduğumuzun analizi, aslında modern insanın yalnızlığının da analizidir. 1. Modern Çağın Hastalığı: "Anlaşılmamışlık" Hissi ve Raif Efendi Romanın bu kadar sevilmesinin temelinde, başkarakter Raif Efendi ile kurulan güçlü özdeşim yatar. Raif Efendi, dışarıdan bakıldığında silik, pısırık, etliye sütlüye karışmayan, hayatın sillesini sessizce yiyen bir "kaybeden" gibi görünür. İş yerinde hor görülür, ailesi tarafından sömürülür ve tüm bunları büyük bir kabullenişle sineye çeker. Ancak Sabahattin Ali, bize bu silik dış kabuğun altında volkanlar gibi kaynayan, derin, hassas ve sanatla dolu bir iç dünya gösterir. Günümüz insanı, özellikle de şehir hayatının kalabalığı içinde yalnızlaşan birey, tam olarak bu noktada Raif Efendi’de kendi yansımasını görür. Çoğumuz, dış dünyada takınmak zorunda olduğumuz sosyal maskelerin altında, kimsenin görmediği o zengin iç dünyamızın anlaşılmasını beklemiyor muyuz? Raif Efendi’nin o meşhur cümlesi, aslında 21. yüzyıl insanının kolektif iç sesidir: “Dünyada bana 'ne istiyorsun?' diye sorsalar hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur: 'Anlaşılmak istiyorum.'” 2. İdealize Edilmiş Aşk ve Ruh İkizi Arayışı Modern ilişkilerin hızla tüketildiği, duyguların emoji’lere indirgendiği bir çağda, Raif Efendi ile Maria Puder arasındaki ilişki, okuyucuya "saf ve çıkarsız" bir bağın mümkün olduğunu hatırlatır. Bu aşk, tensel bir tutkudan ziyade, iki ruhun birbirini tanımasıdır. Raif, Maria’nın tablosunu gördüğü anda, daha kadınla tanışmadan onun ruhunu tanımıştır. Maria Puder ise güçlü, ne istediğini bilen ama aynı zamanda kırılgan ve erkek dünyasına güvenmeyen bir karakterdir. Raif’in ondan hiçbir şey talep etmeyen, sadece "var olmasını" seven o naif hâli, Maria’nın duvarlarını yıkar. Günümüz okuru, bu romanda, kaybettiği veya hiç bulamadığı o "ideal aşkı" ve "ruh ikizi" kavramını bulur. Aşkın trajik sonu ise bu idealizasyonu daha da güçlendirir; çünkü yarım kalan aşklar, tamamlananlardan her zaman daha efsunludur. 3. Yabancılaşma ve Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık Sabahattin Ali, eserinde sadece bir aşk hikâyesi anlatmaz; aynı zamanda bireyin topluma yabancılaşmasını da ustalıkla işler. Raif Efendi, Berlin’de de Ankara’da da aslında bir yabancıdır. Kendi ailesinin içinde bile sürgündür. Bugün teknoloji sayesinde milyarlarca insanla "bağlantıda" olsak da, paradoksal bir şekilde tarihin en yalnız dönemlerinden birini yaşıyoruz. Kalabalıklar arasında "bir başınalık" hissi, Raif Efendi’nin melankolisiyle birebir örtüşmektedir. Okur, Raif’in Berlin sokaklarındaki aylak dolaşmalarında kendi varoluşsal sıkıntılarını hisseder. 4. Dilin Gücü: Sadeliğin İçindeki Derinlik Kürk Mantolu Madonna ’nın her nesil tarafından rahatlıkla okunabilmesinin bir diğer önemli nedeni de Sabahattin Ali’nin dilidir. Yazar, süslü ve ağdalı bir Osmanlıca yerine; duru, akıcı ama bir o kadar da vurucu bir Türkçe kullanır. Karmaşık duyguları en yalın hâliyle ifade edebilme yeteneği, kitabın okuyucuyla arasında doğrudan bir köprü kurmasını sağlar. Eserdeki aforizma niteliğindeki cümlelerin bugün dahi dillerden düşmemesinin sebebi, bu "sadeliğin ihtişamı"dır. Sonuç Olarak: Bir Ayna Olarak Roman Kürk Mantolu Madonna , bir dönem romanı gibi görünse de aslında zamansız bir insanlık durumunun fotoğrafıdır. Sabahattin Ali, Raif Efendi karakteri üzerinden bize şunu fısıldar: Yanınızdan geçip giden, önemsemediğiniz o sessiz insanların içinde ne fırtınalar koptuğunu bilemezsiniz. Ve belki de, siz de o insanlardan birisiniz. Bu roman, gürültülü bir dünyada kendi sessizliğine çekilmiş insanların birbirine gönderdiği gizli bir selamdır. İşte bu yüzden, insan ruhu "anlaşılmak" istediği sürece, Raif Efendi’nin siyah kaplı defteri okunmaya devam edecektir.

  • Türk Dünyasında Alfabe Meselesi: Arap Alfabesinden Latin ve Kiril’e Geçiş

    Çağdaş Türk Edebiyatlarında Alfabe Serüveni: Arap Alfabesinden Latin ve Kiril'e Geçiş Türk dili, tarih boyunca çok çeşitli alfabelerle yazılmış olsa da bu alfabeler arasında en uzun süre kullanılanı Arap alfabesi olmuştur. Ancak matbaanın yaygınlaşması ve basılı eser sayısının artmasıyla birlikte, Arap harflerinin yapısından kaynaklanan bazı sorunlar dizgi ve basım işlerini yavaşlatmış, günlük gazete basımlarında aksamalara neden olmuştur. Bu durum, Türk dünyasında köklü bir alfabe tartışmasını ve değişim sürecini başlatmıştır. Alfabe Islahı ve İlk Girişimler Osmanlı aydınları, harflerin başta, ortada ve sondaki yazılışlarını standartlaştırarak çözüm aramışlarsa da bu çabalar maliyeti ve zaman kaybını azaltmada yeterli olmamıştır. Alfabe değişikliği fikri Osmanlı'da kapalı bir şekilde tartışılırken Rus yönetimi altındaki Türk aydınları bu konuyu daha rahat gündeme getirebilmiştir. Bu konudaki en somut adımlardan biri Azerbaycan sahasından gelmiştir. Mirza Fethali Ahundzade, 1857'de alfabe meselesini ele almış ve 1863'te İstanbul'a gelerek Arap harflerinin ıslahına dayalı projesini Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye'ye sunmuştur; fakat bu tasarı kabul görmemiştir. Aynı dönemde İdil-Ural Tatarları arasında fonetikleştirilmiş Arap alfabesi kullanımı yaygınlaşmış, bazı aydınlar ise Rusça öğretimi veya misyoner etkileriyle Kiril harflerini kullanmaya başlamıştır. Sovyet Siyaseti ve 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı 1920'lerin başında Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti'nde Latin alfabesine geçiş için komiteler kurulmuş ve konu "gericilik-ilericilik" ekseninde tartışılmaya başlanmıştır. Sovyet hükümeti, 1926'da Bakü'de I. Türkoloji Kurultayı'nı toplayarak alfabe meselesine yön vermiştir. Bu kurultayda alınan en önemli kararlar şunlardır: Bütün Türk boyları için tek bir Latin alfabesinin uygulanması kararlaştırılmıştır. Ortak edebî dil ve imla kurallarının korunması hedeflenmiş, bölgecilik eğilimleri reddedilmiştir. Bu geçiş süreci, o dönemde Sovyet yönetimi tarafından Türk halklarının Arap alfabesiyle (dolayısıyla İslam kültürüyle) bağını koparmak amacıyla desteklenmiştir. "Böl ve Yönet": Latin'den Kiril'e Dönüş İsmail Gaspıralı'nın "dilde, fikirde, işte birlik" düsturuyla yaygınlaşan ortak kültür ideali, sömürgeci Rus yönetimini korkutmuş ve Türk boylarını ayrı ayrı "uluslar" hâline getirme siyasetini tetiklemiştir. 1928'de Türkiye Cumhuriyeti'nin Latin alfabesine geçmesiyle Türk dünyasında kısa süreli bir alfabe birliği sağlansa da Sovyetler Birliği bu birliği bozmak için strateji değiştirmiştir. Latin alfabesinden vazgeçilerek her Türk boyu için farklılaştırılmış Kiril alfabeleri dayatılmıştır. Bu parçalama politikasının sonuçları şöyledir: Özbekçe, Kazakça, Kırgızca gibi lehçelerin alfabeleri birbirinden uzaklaştırılmıştır. Azeri Kiril alfabesindeki "A", "O", "E" harflerinin ses değerleri ile Özbek alfabesindeki karşılıkları farklılaştırılmıştır. Rusçaya özgü harf ve işaretler alfabelere eklenmiştir. Sonuç olarak, konuşunca birbirini anlayan Türk boyları, birbirinin yazdığını okuyamaz hâle gelmiştir. 1991 Sonrası ve Yeniden Birlik Arayışı 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerinde Latin alfabesi yeniden gündeme gelmiştir. 18-20 Kasım 1991'de İstanbul'da düzenlenen "Milletler Arası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu"nda, Türkiye'deki alfabeyi esas alan 34 harfli ortak bir Latin alfabesi tasarısı kabul edilmiştir. Günümüzde Azerbaycan, Türkmenistan ve Gagavuzlar Latin alfabesine geçmiş olsa da Tataristan ve Başkurdistan gibi bölgelerde bu geçiş Rusya Federasyonu tarafından engellenmiştir. Kırım Tatarları ise resmî bir değişiklik olmasa da Latin harfleriyle yayın yapabilmektedir.

  • Çağdaş Türk Edebiyatlarının Oluşum Süreci ve Tarihî Gelişimi

    Çağdaş Türk Edebiyatlarının Doğuşu: Tarihî Süreç ve Gelişim Çizgisi Türk dünyası, tarihin en eski zamanlarından beri farklı coğrafyalara yayılarak zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. Günümüzde 180-200 milyonluk bir nüfusa sahip olduğu düşünülen bu büyük topluluk, edebiyat ve kültür sahasında da köklü bir geçmişe sahiptir. Bu yazımızda, Çağdaş Türk Edebiyatlarının oluşum sürecini, coğrafi dağılımları ve modernleşme hareketleri ışığında inceleyeceğiz. Türk Dünyasının Coğrafi ve Kültürel Sınıflandırılması Türk boyları tarih boyunca üç kıtaya yayılmış ve gittikleri bölgelerde birçok devlet kurmuştur. Hazar Denizi merkez alındığında Türk dünyası coğrafi olarak üç ana grupta toplanabilir: Güneybatı Türklüğü Kuzeybatı-Kuzeydoğu Türklüğü Doğu Türklüğü. Bu topluluklar arasında bağımsız devlet kuranlar olduğu gibi başka milletlerin yönetimi altında yaşayanlar veya yok olmaya yüz tutmuş küçük halklar da bulunmaktadır. Osmanlı Mirası ve Edebiyatın Bölünmesi Osmanlı Devleti'nin Avrupa'dan çekilmesiyle birlikte 19. ve 20. yüzyıllarda birçok Türk topluluğu sınırlar dışında kalmıştır. Bu toplulukların edebiyatlarını tamamen ayrı birer yapı olarak görmek doğru değildir; zira bu edebiyatlar Osmanlı edebiyatının bir uzantısıdır ancak bulundukları ülkelerin siyasi atmosferinden etkilenmişlerdir. Özellikle Irak Türkmen edebiyatı, Osmanlı edebiyatının bir kolu sayılmakla birlikte zamanla Azerbaycan Türkçesi özelliklerinin ön plana çıktığı mahalli bir nitelik kazanmıştır. Azerbaycan Sahası: Bölünme ve Modernleşme Azerbaycan Türkleri, Oğuz Türklerinin batı kolunu oluşturur. Ancak 1813 Gülistan Antlaşması ile Azerbaycan, Rusya ve İran arasında ikiye bölünmüştür. Rus işgali, Azerbaycan'da değişimi ve "modernleşmeyi" beraberinde getirmiştir. Bu sürecin önemli kilometre taşları şunlardır: Eğitim:  1830'da Şuşa'da ilk resmî Rus okulu açılmış, bunu diğer şehirler izlemiştir. Ayrıca "Usul-i Cedid" adı verilen modern eğitim kurumları, halkın cehaletten kurtarılmasında ve millî bilincin oluşmasında büyük rol oynamıştır. Basın:  Tiflis'te çıkarılan Rusça gazeteler ve kurulan matbaalar, kültürel hayatı canlandırmıştır. Bağımsızlık:  1918'de kurulan Millî Azerbaycan Cumhuriyeti, 1920'de Bolşevik işgaliyle son bulsa da 1991'de yeniden bağımsızlığını kazanmıştır. Haydar Aliyev'in "Biz bir millet, iki devletiz!" sözü, Türkiye ile olan bağları özetler niteliktedir. Kuzey Türkleri: Kırım ve İdil-Ural Bölgesi Kuzeybatı grubunda Kırım, İdil-Ural ve Sibirya Tatarları ile Kazak, Kırgız gibi boylar yer alır. Altın Orda'nın mirası olan hanlıkların (Kazan, Kırım, Astarhan vb.) zamanla Rus hakimiyetine girmesi, bu bölgelerdeki edebi ve kültürel hayatı derinden etkilemiştir. Kırım Tatarları:  1475'te Osmanlı'ya bağlanan Kırım'da yazı dili Çağataycadan Osmanlı Türkçesine dönmüştür. 1783 Rus işgali sonrası ise Anadolu'ya büyük göçler başlamıştır. Kazaklar ve Diğerleri:  Rus yönetimi altında yaşayan bu topluluklarda Panslavizm etkisi görülmüş ve Rus kültürü baskın hâle gelmeye başlamıştır. Basın Hayatı ve Alfabe Mücadelesi Rusya Türklerinin uyanışında matbaanın ve süreli yayınların rolü büyüktür. 20. yüzyıl başlarında Bakü ve Petersburg gibi merkezlerde Arap harfli matbaalar çoğalmıştır. Alfabe Reformu:  Alfabe konusunda ilk ciddi adımı Azerbaycanlı Mirza Fethali Ahundzade atmış ve 1857'de bir alfabe tasarısı hazırlamıştır. Politik Müdahale:  Sovyet yönetimi, Türk boylarını birbirinden koparmak amacıyla Latin alfabesinden Kiril alfabesine geçmiş ve her boy için farklı bir alfabe düzenleyerek kültürel izolasyon uygulamıştır. 1905 Kongreleri ve Siyasi Uyanış 1905 Rus Meşrutiyeti, Rusya Müslümanları için bir dönüm noktası olmuştur. Düzenlenen kurultaylarda Türk toplulukları şu kararları almıştır: Rus vatandaşlarla eşit haklar talep etmek. Siyasi birlik için "İttifak" adında bir parti kurmak. Eğitimde birliği sağlamak ve İstanbul Türkçesini ortak edebî dil olarak öğretmek. Bu kongreler, Rusya Türklerinin ortak bir şuur etrafında birleşebileceğini göstermesi bakımından tarihî bir öneme sahiptir.

  • XII.-XIII. Yüzyıllar Batı Türk Edebiyatı ve Anadolu’da Gelişim

    Türklerin Anadolu'ya Gelişi ve Tarihsel Süreç Türklerin Oğuz boyları, X. yüzyıldan itibaren Seyhun (Sirderya), Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerine yerleşmişler; XI. yüzyılda batıya yaptıkları göç ve akınlarla egemenliklerini Azerbaycan, Irak ve Anadolu'ya kadar genişletmişlerdir 1 . Sultan Alp Arslan'ın 1071 yılında kazandığı Malazgirt Zaferi, Türklere bütün Anadolu yollarını açmıştır 2 . Türkler, 1071-1078 yılları arasında Sivas, Kayseri, Konya, Ankara, Alaşehir, İzmir ve Ayasluk (Selçuk) gibi büyük merkezleri ele geçirmişler; üç dört yıl içinde Anadolu'nun büyük bir kısmını fethederek ilk beylikleri kurmuşlardır 3 . Anadolu Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu ve Yükselişi Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'nun fethinde önemli rol oynayan Kutalmışoğlu Süleyman Şah, büyük bir mücadeleden sonra Bizanslılardan İznik'i alıp başkent yaparak Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurmuştur (1075-1080) 4 . Süleyman Şah'tan sonra oğlu I. Kılıç Arslan (1092) devletin başına geçmiştir 5 . Anadolu birliğini kendi adlarına kurmak isteyen Danişmendliler Beyliği, Anadolu Selçukluları tarafından 1175'te ortadan kaldırılmıştır 6 . I. Alaaddin Keykubad dönemi (1220-1237), Anadolu Selçuklu Devleti'nin her yönden en yüksek devri olmuştur 7 . Ancak Alaaddin Keykubad'ın ölümünden sonra (1237) Selçuklu Devleti'nin yükseliş devri sona ermiş ve yerine geçen oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev ile birlikte çöküş dönemi başlamıştır 8 . 1243'te Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilen Anadolu Selçuklu Devleti, bundan sonra kendini toparlayamamış ve Sultan II. Mesud'un 1308'de ölmesiyle birlikte yıkılmıştır 9 . Anadolu Beylikleri Dönemi Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflaması ve Moğol baskısının zamanla azalmasından faydalanan Türkmen beyleri, bulundukları bölgelerde yavaş yavaş Selçuklularla ilişkilerini keserek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir 10 . Anadolu Selçuklularının hâkimiyetindeki topraklarda kurulan bu beyliklere "Tavâif-i Mülûk" veya "Anadolu Beylikleri" denir 11 . Anadolu'da kurulan başlıca beylikler şunlardır: Karamanoğulları, Lâdik (İnançoğulları), Sahip Ataoğulları, Menteşeoğulları, Karesioğulları, Germiyanoğulları, Eşrefoğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Alâiye, Hamidoğulları, Dulkadiroğulları, Eratnaoğulları, Çobanoğulları, Candaroğulları, Pervaneoğulları, Taceddinoğulları ve Kadı Burhaneddin Beyliği 12 . XII. ve XIII. Yüzyıllarda Anadolu'da Edebiyatın Gelişimi Anadolu'nun Müslüman Türklerle başlayan tarihinde, Türklerin daha önce yaşadıkları Doğu ve Batı Türkistan, Horasan ve İran bölgelerinde kazandıkları birikimlerin büyük yeri vardır 13 . Bilim adamları; Anadolu'daki devlet ve divan geleneği, kayıt ve hesap usulleri, dinî yönelişler, edebî ve mimarî tercihlerde Karahanlı, Gazneli ve Selçukluların devlet gelenekleri ve âdetlerinin etkisi olduğuna işaret eder 14 . Aynı şekilde Anadolu, Selçuklularla yeni bir kimlik kazanmaya başladığında, Türklerin daha önce bulundukları coğrafyalarda gelişen şiir anlayışı ve zevki de bu yeni vatana taşınmıştır 15 . Dolayısıyla Anadolu'da Farsçanın ilgi görmesi, bu dilde yazılan edebî eserlerin okunması ve Farsça eserlerin yazılması doğal bir şekilde devam etmiştir 16 . Anadolu'da Türkçeye Yöneliş ve Türk Edebiyatının Öncüleri Zamanla bir Türk yurdu hâline gelen Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının temelinde, Türklerin daha önce yaşadıkları Orta Asya ve İran bölgelerinde kazandıkları birikim ve ortaya koydukları edebî eserlerin önemli yeri vardır 17 . Türk Edebiyatının Anadolu'dan Önceki Genel Durumu Türklerin Anadolu'ya gelmeden önce, İslâm medeniyetine girdikleri dönemde dil ve edebiyatlarının gelişmiş bir durumda olduğunu gösteren en önemli örneklerden biri Kutadgu Bilig'dir 18 . Karahanlılar döneminde Kutadgu Bilig gibi bir eserin birden karşımıza çıkması, Türk edebiyatının zengin ve büyük bir edebiyat, Türkçenin de işlenmiş bir dil olduğunu göstermektedir 19 . Türklerin İslâm dini ve kültürüyle karşılaşmalarından sonra Türk edebiyatında Arap ve Fars edebiyatındaki nazım şekilleri ve türleri, aruz vezni ve yeni kafiye sistemi ile edebî eserler yazılmaya başlanmıştır 20 . Bu durum, Türk edebiyatının zamanla zenginleşmesine ve gelişmesine katkı sağlamıştır 21 . Türk şairleri, şiirde önemli bir ahenk unsuru olan aruzun hece vezni ile benzer ve ortak yönlerine dikkat etmişler; heceye yakın, özellikle on birli hece veznine uyan aruz kalıplarını tercih etmişlerdir 22 . İlk zamanlar Kutadgu Bilig gibi eserlerde açık ve anlaşılır bir dil kullanılırken, Türkçe kelimelerin (hece yapısının) aruza tam olarak uymamasından dolayı zamanla Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler artmıştır 23 . Bu kelimelerin bir kısmı Türkçenin bünyesine uygun hâle getirilse de dilin açık ve anlaşılır durumunu ortadan kaldırmıştır 24 . Türklerin Orhun alfabesinden sonra kullandıkları Uygur alfabesi, Karahanlılar döneminde satır altı Kur'an tercümelerinde ve Atabetü'l-Hakâyık gibi eserlerde karşımıza çıkar 25 . Uygur alfabesi, yazım benzerliğinden dolayı Arap alfabesine geçişi kolaylaştırmıştır; ancak bu alfabe çeşitliliği Selçuklu ve Gaznelilerde görülmez 26 . Bu devletler döneminde Arap alfabesi kullanılmıştır. Türkçe eserlerin yazılmaması, bu dönemlerde Türkçenin sadece konuşma dili olarak kalmasına sebep olmuştur 27 . Karahanlılar döneminde edebî faaliyetler, devletin yıkıldığı 1212 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir 28 . Hoca Ahmed Yesevi'den sonra gelen ve onun yolunu izleyen Hakîm Süleyman Ata, Zengi Ata, Seyyid Ata ve Şeref Ata gibi sufiler, Yeseviliği devam ettirdikleri gibi Türkçe eserler de vererek halkı aydınlatmışlardır 29 . XIII. yüzyılın başında Moğol istilası baş göstermiş; Necmeddin-i Kübra gibi büyük sufiler bunlarla mücadele ederken şehit düşmüşler, ancak bunların öğrencilerinden (dervişler) bazıları Anadolu'ya gelmişlerdir 303030 . Yesevî ve Kübrevî dervişlerinin Anadolu'da Türk kültür ve edebiyatının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur 31 . Anadolu Selçukluları Döneminde Genel Edebî Durum Anadolu, 1071'den sonra Selçuklularla yeni bir döneme girmiştir 32 . Yesevî ve Kübrevî dervişleri yanında pek çok ilim adamının da Anadolu'ya gelmesiyle Anadolu'da kültür merkezleri oluşmaya başlamıştır 33 . Bir fıkıh âlimi ve tabip olan Ahi Evren , Hoy şehrinden gelerek Kayseri'ye yerleşmiştir 34 . Ahiliğin kurulup gelişmesinde büyük emeği bulunan, İslâmî inanç ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde öğrenci-hoca ilişkilerini düzenleyen Ahi Evren, gittiği yerlerde esnafı teşkilatlandırmış ve Anadolu ahilerinin başı kabul edilmiştir 35 . Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzeddin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubad iyi yetişmiş, edebî zevk sahibi hükümdarlardı 36 . I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in cihan hâkimiyetinden başka köklü bir millî tarih şuuru vardı 37 . I. İzzeddin Keykavus, şair bir hükümdar olup Farsça şiirler yazıyordu 38 . I. Alaaddin Keykubad ise Oğuz töresine bağlı, Türkçeden başka Arapça, Farsça ve Rumca bilen bir sultandı 39 . I. İzzeddin Keykavus gibi Farsça manzumeler yazan Alaaddin Keykubad, Bahaeddin Veled gibi bazı ilim adamı ve şairlere yakınlık gösterip bunları himaye etmiştir 40 . XIII. yüzyılda Anadolu'da edebî faaliyetlerin Farsça eserlerle devam ettiği görülür; bunda Genceli Nizamî ve Attar gibi büyük şairlerin tesiri vardır 41 . "Ben Farsça söylüyorum fakat aslım Türktür." diyen ve Türk edebiyatını da yönlendiren Mevlânâ 'nın, Nizamî ve Attar'dan etkilenen şairler arasında ayrı bir yeri vardır 42 . Mevlânâ'dan sonra, onun meclisinde bulunan Hoca Ahmed Fakih, Türkçe şiirler söylemeye başlamış; Sultan Veled  ise Türkçe şiir söylemede bir hayli ileri gitmiştir 43 . Bunları XIV. yüzyılda Yunus Emre , Gülşehrî  ve Âşık Paşa  gibi şairler izlemişlerdir 44 . Anadolu'da Türkçeye Yaklaşım ve İlk Türkçe Eserlerin Yazılma Süreci Gazneliler ve Selçuklular döneminde Arap harflerinin kullanılmasına bağlı olarak gerek resmî belgeler gerekse edebî metinler Arapça ve Farsça yazılmıştır 45 . XIII. yüzyıla girerken Arapça ve Farsçaya göre ikinci planda kalan Türkçe, edebiyat dili ve resmî dil olmada en azından yarım yüzyıl bir kayba uğramıştır 46 . Mevlânâ'nın Türkçe şiirleri ve mülemmaları bu devirde Türkçenin lehinde bir işaret gibi algılanmıştır 47 . Sultan Veled de hem bundan dolayı hem de Mevlevî dergâhlarında Türkçeye ihtiyaç olduğunu fark ederek Türkçeye yönelmiştir 48 . Karamanoğlu Mehmed Bey ve Türk Dilinin Resmiyet Kazanması Karamanoğlu Mehmed Bey'in 13 Mayıs 1276 tarihinde; "Şimden girü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayrı dil söylemeyeler."  şeklinde alınan divan kararını okuması ve bu karardan sonra Yazıcıoğlu Ali'nin Selçuk-nâme'sinden öğrendiğimize göre "Defterler dahi Türkçe yazılacaktır." şeklinde emir vermesi, Türk yazı dilinin asıl başlangıcı olmuştur 49 . Bu dönemde Türkçenin henüz tespit edilmiş gramer kuralları ve yaygınlaşmış bir imlasının bulunmayışı, Türkçe eser yazmak isteyenlerin karşılaştıkları büyük bir zorluktur 50 . Kâtipler Türkçenin imlasını bilmedikleri için çok sıkıntı çekmişlerdir; Türkçe kelimelerin yazımında çeşitlilik görülmüş, bir kelime birkaç şekilde yazılmaya başlanmıştır. Fakat Oğuz Türkçesi yazılan eserler sayesinde zamanla yazı dili hâline gelerek edebî dil özelliği kazanmıştır 51 . Anadolu'da Türkçenin Önderleri: Gülşehrî, Yunus Emre ve Âşık Paşa Karamanoğlu Mehmed Bey'in Türkçe ile ilgili emri, dönemin şair ve yazarlarının Türkçe eser yazmalarında etkili olmuştur 52 . Bu dönemde Türkçe eser yazanların başında Gülşehrî, Yunus Emre ve Âşık Paşa gelir 53 . Gülşehrî:  İlk eseri Felek-nâme 'yi Farsça, Mantıku't-Tayr 'ı ve diğer şiirlerini ise Türkçe yazan Gülşehrî, böylece Türkçe eser yazmada öncü durumuna gelmiştir 54 . Yunus Emre:  Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının temelinde yer alan, dilimizin gücünü keşfeden ve gönülleri aydınlatan şairdir 55 . Risâletü'n-Nushiyye  ile Divan 'ında açık bir dil kullanan şairin Divan'ındaki dili, mesnevisine göre daha coşkun ve akıcıdır; onun asıl kendini ve iç hâlini anlattığı dil, Divan'ındaki dilidir 56 . Âşık Paşa:  Devrin Türkçe üzerine düşünen ve yeni fikirler ortaya koyan diğer büyük şairidir 57 . Âşık Paşa, Batılı dil bilginlerinin ancak XVIII-XIX. yüzyıllarda üzerinde durdukları "dilin oluşumu/ortaya çıkışı" konularını onlardan dört beş yüzyıl önce daha geniş olarak dile getirmiştir 58 . Âşık Paşa, 10.613 beyti bulan ve XIV. yüzyılın en büyük mesnevisi olan Garib-nâme 'de yalnız Türkçe üzerinde değil, genel dilbilimin alt dallarından biçimbilim (morfoloji) içerisinde yer alan konular hakkında da görüşler ileri sürmüştür 59 . Âşık Paşa, Türkçenin Arapça ve Farsça gibi dillerden farkı olmadığını, her dilin mutlaka doğruyu, güzeli ve gerçeği (Hakk'ı) anlattığını belirtmiştir 60 . Germiyanoğulları, Aydınoğulları ve İsfendiyaroğulları beylikleri ile zamanla büyük bir devlete dönüşen Osmanlıda, kuruluşundan itibaren Türkçeye büyük önem verilerek şair ve yazarların Türkçe telif veya tercüme eser yazmaları teşvik edilmiştir 61616161 . Anadolu'da Yazılan İlk Türkçe Eserler ve Destanlar Anadolu'ya yerleşen Türklerin büyük bir kısmı Oğuz Türkleri olduğu için, burada konuşulan dilin temelini Oğuz lehçesi oluşturmuş; Oğuz lehçesi Anadolu'da büyük bir değişikliğe uğramamış, zamanla gelişerek "edebî dil" hâlini almıştır 62 . XII-XIII. yüzyıllarda eski Türk destanları, Dede Korkut Hikâyeleri  ile Ebu Müslim ve Battal Gazi gibi Müslüman kahramanların etrafında gelişen menkıbeler, Anadolu'yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için büyük mücadele veren Oğuz boyları için önemli manevî güç kaynağı olmuştur 63 . Böylece Anadolu'da Danişmend Ahmed Gazi'nin kahramanlıklarının anlatıldığı Dânişmend-nâme , Battal Gazi etrafında meydana getirilen Battal-nâme  gibi dinî, tarihî, menkıbevî destanlar ortaya çıkmıştır 64 . Anadolu'da yazılan ilk Türkçe eserler şunlardır: Çarh-nâme:  Ahmed Fakih'in bu eseri, Anadolu'da XIII. yüzyılda yazılan ilk Türkçe eser olarak kabul edilir 65 . Mantıku't-Tayr:  Gülşehrî'nin XIV. yüzyıl başlarında yazdığı eserdir 66 . Kaybolan Eserler:  Gülşehrî'nin bahsettiği manzum Şeyh San'ân Kıssası , Şeyyad İsa'nın Salsal-nâme 'si ve İbni Alâ'nın Dânişmend-nâme 'si Anadolu Selçukluları devrinde yazıldığı hâlde bugün elimizde bulunmayan Türkçe eserlerdir 67 . Nasreddin Hoca:  XIII. yüzyılda Selçuklular devrinde yaşamış Türk mizahının büyük bir temsilcisidir 68 . Fıkraları Balkanlarda çok yayılmış ve birçok yabancı dile çevrilmiştir 69 . Karışık Dilli Eserler ve Oğuz Türkçesinin Gelişimi XII. yüzyıldan itibaren Doğu ve Batı Türkleri arasında yeni ve birbirinden farklı yazı şiveleri meydana gelmeye başlamıştır 70 . Anadolu'da yazılan ilk eserlerin büyük bir kısmının Farsça ve Arapça olması, XI-XIII. yüzyıllar arasında Oğuz Türkçesinin yazılı eserlerde yer almadığı düşüncesini doğurmuştur 71 . Oğuz Türkçesinin XI. yüzyılın ikinci yarısındaki dil yapısı hakkında en sağlıklı bilgiyi veren eser Kâşgarlı Mahmud'un Divânu Lugâti't-Türk 'üdür 72 . Behçetü'l-Hadayık ve Geçiş Dönemi Özellikleri Haliloğlu Ali'nin 1303'te hece vezniyle yazdığı Kıssa-i Yûsuf  ile Fahreddin bin Mahmud İbni'l-Hüseyn'in Behçetü'l-Hadayık fi-Mev'izeti'l-Halâyık  adlı eseri, XIII. yüzyılda yazılan "karışık dilli" (hem Doğu Türkçesi hem Eski Anadolu Türkçesi özellikleri bulunduran) Türkçe eserlerdir 73 . Behçetü'l-Hadayık , dinî-ahlaki mensur bir öğüt kitabıdır. 41 meclisten oluşan eser; Recep, Şaban ve Ramazan ayları ile Bayram ve Aşure'nin fazileti, peygamberlerin vefatı ve Yusuf kıssası gibi konuları ihtiva etmektedir 74 . Şeyh Ali b. Muhammed'in 1303'te istinsah ettiği bu eser, Arapça ve Farsça bilmeyen vaizlerin isteği üzerine yazılmış olup XI. yüzyıl Türkçesi ile XIII. yüzyıl Anadolu Türkçesi arasında köprü vazifesi gören bir eserdir 75 . XII.-XIII. Yüzyıl Batı Türk Edebiyatı ve Anadolu'da Gelişim | Dil Edebiyat XII.-XIII. Yüzyıllar Batı Türk Edebiyatı ve Anadolu’da Gelişim

  • Servetifünun (Edebiyatıcedide) Topluluğunun Oluşumu

    Edebiyat-ı Cedide Topluluğunun Oluşumu ve Dönemin Panoraması Fuat Köprülü'den beri edebiyat tarihini tasnif ederken önce medeniyet daireleri, sonra toplumsal hayat ve edebiyatın genel havasını belirleyen en önemli siyasi olaylar ve çeşitli edebiyat anlayışları esas alınmaktadır. II. Abdülhamit tarafından ilan edilen ve I. Meşrutiyet denilen siyasal nizam da dönemin genel havasının temel belirleyicisi olduğu için ve bu dönem Tanzimat Dönemi'nin ikinci evresi olarak işlense de Tanzimat'ın ilk evresinin toplumcu anlayışıyla ilgisi olmadığı için bu döneme "II. Abdülhamit Dönemi" ifadesini kullanmak gerekir. Tanzimat Edebiyatı olarak ele alınan iki evreden sonraki edebi faaliyetler iki ana çizgi ekseninde değerlendirilmektedir: Edebiyat-ı Cedide Topluluğu   Edebiyat-ı Cedide Dışındaki Edebi Hareketlilik Her ne kadar dönemin en baskın ve ilkeli grubu olsa da Servet-i Fünun (Edebiyat-ı Cedide) devrin tek edebiyat odağı değildir. Diğer edebi hareketler belirli bir grup etrafında ve ilkeli olarak ortaya çıkmadıkları için bu isimlere ortak bir ad verilememektedir. Edebiyat-ı Cedide Topluluğunun Oluşum Süreci 31 Ağustos 1876'da tahta çıkıp 23 Aralık 1876'da I. Meşrutiyet'i yürürlüğe koyan II. Abdülhamit, Osmanlı-Rus Savaşı'nı gerekçe göstererek 13 Şubat 1878'de Millet Meclisi'ni kapatmıştır. Baş gösteren çok sayıda sorundan dolayı devletin parçalanmasını engellemek için giderek daha sıkı ve sert bir yönetim tarzını benimser. Büyük bir polis teşkilatı kurar, yayımlara katı bir sansür uygular, sarayın masraflarını azaltarak dış borcu azaltmaya çalışır. II. Abdülhamit, otuz üç yıllık saltanatı süresince, sert bir idare tarzını benimsemiş ama önemli yeniliklere de imza atmıştır. Baskıcı politikalarından ötürü karşısında sürekli ve güçlü muhalif aydın gruplar bulmuştur. Abdülaziz döneminde de padişaha karşı politik isteklerde bulunan Yeni Osmanlılar, II. Abdülhamit döneminde de Jön Türkler (Genç Türkler)  adıyla harekete geçer. İstekleri, meşruti düzen ve Kanun-ı Esasi'nin yeniden ilanıdır. Bu siyasi atmosfer sanatçıların kaderini de etkilemiştir: II. Abdülhamit, yenilik yanlısı ve muhalif olduğu için Ziya Paşa'yı Suriye Valiliğine atar/sürer ve şair 1880'de Adana'da vefat eder. Namık Kemal, muhalefeti nedeniyle 1877'de tutuklanıp beş ay hapis yattıktan sonra Midilli'ye sürülür ve 1888'de Sakız'da ölür. Tanzimat'ın II. kuşak şair ve yazarları, baskı ve özel yaşamlarındaki acılar sebebiyle toplumsal ve siyasal konulardan uzak durmayı yeğlerler. Eserlerinde genellikle aşk, doğa ve ölüm gibi bireysel temalara yer verirler. Bu dönemde, pek çok edebi dergi yayımlanır ancak hemen hepsinde "siyasetten başka her şeyden bahseder" gibi ibareler bulunmaktadır. Dönemin Edebi Ortamı ve Tartışmalar Tanzimat'ın 1860-1876 yıllarını kapsayan, toplumsal yönü ağır basan I. Kuşağını Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ahmet Midhat gibi şair ve yazarlar temsil eder. Mehmet Kaplan bu döneme "Sosyal ve Politik Fikirler Devri" adını verir. II. Abdülhamit tahta geçtikten sonra (1876) edebiyatta yeni bir dönem açılır. Bu dönemde, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit ve Samipaşazade Sezai gibi bireysel temalara yönelen Tanzimat'ın II. kuşak şair ve yazarlarının ağırlığı görülür. Mehmet Kaplan bu döneme de "Ferdiyetçilik, Büyük İhtiraslar ve Iztıraplar Devri"  adını vermiştir. Tanzimat'ın I. kuşağına mensup şair ve yazarlar, toplumsal ve siyasal konulara yer verip halkı eğitmeyi amaçlarken ikinci kuşak edebiyatçılar; dönemin siyasal koşulları, özel hayatlarındaki acı olaylar ve içe kapalı, duygusal mizaçları nedeniyle ölüm, aşk ve doğa gibi bireysel temalara yönelmişlerdir. Eski-Yeni Çatışması: Naci ve Ekrem Muallim Naci, 1884'ten itibaren Tercüman-ı Hakikat 'in edebi kısmını yönetmeye başlamış ve burada yayımladığı şiir ve eleştirilerden dolayı eski ve yeni taraftarları olarak gruplaşma başlamıştır. Naci'nin etrafında Şeyh Vasfi, Elhac İbrahim Efendi, Mehmet Salahi ve Muallim Feyzi gibi şairler toplanarak eski tarzda nazireler yazmışlardır. Ancak Ahmet Midhat Efendi, gazetesinde yayımlanan bu eski tarz şiirlerden hoşlanmaz ve Muallim Naci'yi Tercüman-ı Hakikat 'ten uzaklaştırır. Recaizade Mahmut Ekrem de önce Zemzeme III 'te (1885), ardından da Takdir-i Elhan 'da (1886) Muallim Naci'nin şiirlerini eleştirir. Muallim Naci, kendisine yöneltilen eleştirilere Demdeme  ile karşılık verir. Bu tartışmalar sonucunda edebiyatımızda iki kutup ortaya çıkmıştır: Ekrem Yanlıları (Yenilikçiler):  Menemenlizade Tahir, Ali Ferruh, Abdülhalim Memduh, Mehmet Rüşti, Ahmet Reşit. Naci Yanlıları (Gelenekçiler):  Şeyh Vasfi, Harputlu Hayri, Mehmet Emin Humayi, Ali Ruhi, Üsküdarlı Safi, Halil Edip, Andelip, Müstecabi İsmet. Başlangıçta Naci halkasında yer alan İsmail Safa, Menemenlizade Tahir, Cenap Şahabettin ve Tevfik Fikret de bu tartışmalardan sonra Naci halkasından ayrılarak yenilik yanlısı Recaizade Mahmut Ekrem'in yanında yer almışlardır. Söz konusu genç yenilikçi şairler, bundan sonra şiir ve yazılarını 1891'den itibaren Mirsad , Malumat , Hazine-i Fünun , Mektep , Maarif  gibi dergilerde yayımlamışlardır. 'Abes-Muktebes' Tartışması Servet-i Fünun Edebiyatının kurulmasına zemin hazırlayan diğer edebi olay da Hasan Asaf adlı genç bir şairin Musavver Malumat 'ta yayımlanan "Burhan-ı Kudret" (1895) başlıklı şiiriyle ortaya çıkan 'abes-muktebes'  tartışmasıdır. Bu tartışma edebiyatımızda "göz için kafiye" ya da "kulak için kafiye" tartışmalarını aşıp yenilikçi-gelenekçi tartışmasına dönüşür. Servet-i Fünun Dergisinde Toplanma Bazı yazar ve şairleri Servet-i Fünun etrafında toplayan ikinci olay ise Ekrem'in Şemsa  adlı hikâyesinin, kendisinden izin alınmadan Musavver Malumat 'ta (1895) yayımlanmasıdır. Recaizade Mahmut Ekrem, Servet-i Fünun  dergisine gönderdiği bir yazıyla bu olayı protesto eder. Yenilikçi şair ve yazarları bu dergide toplamak için Servet-i Fünun 'u çıkaran Ahmet İhsan 'la görüşür ve sonrasında yenilik yanlıları bu dergide toplanır. Servet-i Fünun , 1890'dan beri çıkan Servet  gazetesinin 1891'den itibaren yayımladığı haftalık edebi ekidir. Bu gazete ilk zamanlar fen bilimleri ağırlıklıdır. Recaizade, Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz'le görüşerek dergiyi yenilik edebiyatının yayın organı haline getirmek ister 41 . Bu sebeple de bir başka öğrencisi olan Tevfik Fikret 'le onu tanıştırır. Bu görüşme neticesinde Fikret, 7 Şubat 1896'da çıkan 256. sayıdan itibaren derginin başına geçer. Bu tarih, aynı zamanda Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun)  hareketinin başlangıcı olur 44 . Topluluğun Kadrosu: Fikret'in derginin idaresini ele almasından sonra şu isimler kadroya katılmıştır: Cenap Şahabettin, Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Siret, İsmail Safa, Ali Ekrem (Ayn Nadir), Celal Sahir, Menemenlizade Mehmet Tahir, Ahmet Reşit (H. Nazım), Süleyman Nazif, Ahmet Şuayp, Hüseyin Suat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nesip, Faik Ali, Ahmet Hikmet, Hüseyin Kazım. "Dekadanlar" Tartışması Daha sonra Ahmet Midhat, kullandıkları kapalı dil ve alışılmadık tamlama ve imgelerden dolayı "Dekadanlar" makalesinde topluluğu şiddetle eleştirdi. Cenap buna "Dekadizm Nedir?" yazısıyla, Fikret de "Timsal-i Cehalet" şiiriyle hücum etti. Sonra Ahmet Midhat "Teslim-i Hakikat" yazısıyla gençlerin yeniliklerini takdir ederek tartışmayı bitirir. Edebiyat-ı Cedide Sanat Anlayışının Başlıca Özellikleri Servet-i Fünun dergisindeki edebi faaliyetler sonucunda, ortak bir duyuş ve söyleyiş tarzı etrafında yeni bir edebiyat meydana getirilmiştir. Bu edebiyatın temel özellikleri şunlardır: Tanzimat'ın I. kuşak şair ve yazarları edebiyatı toplum için, Edebiyat-ı Cedideciler ise sanat için  icra etmişlerdir. Tanzimat'ın ilk dönemindeki eserlerde toplumsal konular, Edebiyat-ı Cedide topluluğunda ise bireysel temalar  işlenmiştir. Edebiyat-ı Cedide yazar ve şairleri; karamsar, gerçeklerden kaçıp hayale sığınmaya eğilimli şahsiyetlerdir. Roman ve hikâyede; Tanzimat döneminde görülen anlatıcının müdahalesi, okurla sohbet etmesi, bilgiler aktarması, gerçeği zorlayan tesadüfler ve idealize kişiler gibi kusurlar, Edebiyat-ı Cedide romanında oldukça azalmıştır. Olay örgüsü, karakterlerin canlandırılması ve çevre tasvirleri güçlü, gerçekçi işlenmiş ve Batı tarzına uygun eserler kaleme alınmıştır. Şiirde daha çok Parnasyenlerin , romanda ise kısmen Romantiklerin ancak daha çok Realistlerin  etkisi altında kalmışlardır. Şiirde Tevfik Fikret; Alfred de Musset, François Coppée ve Sully Prudhomme'dan; romanda ise Halit Ziya ve Mehmet Rauf; Stendhal, Balzac, Goncourt Kardeşler ve Paul Bourget'den etkilenmiştir. Tanzimat Dönemi'nde, özellikle Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın başlattığı dilde sadeleşme hareketi, Edebiyat-ı Cedide ile kesintiye uğramış; eserlerinde Tanzimat kuşağına göre daha soyut ve ağır bir dil  kullanmışlardır. Eserlerinde, "sâat-ı semenfâm"  (yasemin kokulu saatler), "havf-i siyah"  (siyah korku) gibi alışılmamış yeni tamlama ve imgelere  yer vermişlerdir. Eserlerinde "ki ve evet" gibi edatlarla; "oh, of, ey, âh" gibi aşırı duygusallık ifade eden ünlemleri sıkça kullanmışlardır. Şiirde aruzu ustalıkla  kullanmışlardır. Kafiyenin göz için değil, kulak için olduğu  anlayışını benimsemişlerdir. Kimi kez bir paragraf, hatta bir sayfa süren uzun cümleler  kurmuşlardır. Divan şiirinde cümlenin ve anlamın bir dize veya beyit içinde tamamlanmasına karşılık Edebiyat-ı Cedide şiirinde, anjambman  denilen, cümlenin ve anlamın bir dizenin ortasında başladığı veya bittiği, hatta 7-8 dizeye yayılan cümleler görülür. Böylece şiir giderek düzyazıya yaklaşır. Sone ve terzarima  gibi Batı edebiyatına özgü nazım biçimleri kullanılmıştır. Divan edebiyatındaki müstezat nazım biçimini, farklı vezinler kullanarak şiire uygulamış; serbest tarzda müstezatlar  kaleme almışlardır. Edebiyat-ı Cedide Topluluğunun Dağılışı (1901) Servet-i Fünun dergisi etrafında 1896-1901 yılları arasında ortak bir edebiyat tarzı oluşmuştur. Ancak getirilen yeni üslup, ağır dil ve bireysel temalar zaman zaman eleştirilmiştir. Bu eleştirilerden en ağırı Ahmet Midhat'ın "Dekadanlık" suçlaması olsa da topluluk asıl dağılmayı içten yaşamıştır. Ali Ekrem'in (Ayn Nadir) "Şiirimiz" başlıklı bir dizi yazısıyla kopuş başlar . Ali Ekrem makalesinde; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Halit Ziya gibi pek çok Servet-i Fünun şairini eleştirir. Tevfik Fikret, bu makaleyi değiştirerek yayımlayınca kırılan Ali Ekrem dergiden ayrılır. Ahmet Reşit, Menemenlizade Mehmet Tahir, Samipaşazade Sezai gibi arkadaşları da onunla birlikte Malumat  dergisine geçerler. Tevfik Fikret de Ahmet İhsan'la bozuştuğu için dergiden ayrılır ve yerine Hüseyin Cahit geçer. Son Darbe: "Edebiyat ve Hukuk" Makalesi Hüseyin Cahit'in Fransızcadan çevirdiği "Edebiyat ve Hukuk" (16 Ekim 1901) makalesi sakıncalı bulunduğu için Servet-i Fünun kapatılır. Dergi 5 Aralık 1901'de tekrar yayıma başlasa da topluluk dağılmıştır. Bazı kaynaklar dağılmanın bir başka nedeni olarak; 1898 yılında Güney Afrika'daki İngiliz-Boer savaşında İngilizlerin galibiyetini temenni eden ve İngiliz Büyükelçisine sunulan bir metni gösterir. Sarayın bu olaydan haberi olunca metne imza atan bazı yazarlar sürgüne gönderilmiş, bu da topluluğun dağılmasına yol açmıştır. Sonuç olarak; Edebiyat-ı Cedide şair ve yazarları, edebiyatımızın Batılılaşması yolunda önemli eserler vermişlerdir 79 . Türk edebiyatı onlarla birlikte divan edebiyatından şekil ve öz itibarıyla uzaklaşmış, roman ve hikâyedeki geleneksel izler silinmiş, dil ağırlaşmakla beraber daha sanatkârane bir hale dönüşmüştür. Servetifünun (Edebiyatıcedide) Topluluğunun Oluşumu

  • Servetifünun (Edebiyatıcedide) Şiiri ve Öne Çıkan Temsilcileri

    Abdülhamit dönemi Türk edebiyatının en tartışmalı ve en verimli dönemlerinden biri olan Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) şiiri, Türk şiirinin batılılaşma serüveninde bir dönüm noktasıdır. Bu yazımızda, dönemin önde gelen şairlerini, hayatlarını ve eserlerini detaylıca inceliyoruz. 1. Tevfik Fikret (1867-1915) Hayatı ve Eğitimi 1867'de İstanbul'da doğan Tevfik Fikret, Galatasaray Lisesinde Muallim Naci, Muallim Feyzi ve Recaizade Mahmut Ekrem'den edebiyat dersleri almıştır1. Başta Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej olmak üzere çeşitli kurumlarda öğretmenlik ve müdürlük yapmış, Servet-i Fünun'da yazı işleri müdürlüğü görevini üstlenmiştir2. 1901'de dergiden ayrıldıktan sonra 1903'te Rumelihisarı'nda "Aşiyan" adını verdiği evini yaptırıp inzivaya çekilmiştir3. Edebi Kişiliği ve Dönüşümü Fikret'in şiir serüveni birkaç evreye ayrılır: İlk Dönem (1884-1891):  Muallim Naci etkisindedir ve ilk şiirlerini "Nazmi" takma adıyla Tercüman-ı Hakikat'te yayımlar 4444 . Arayış Dönemi (1891-1895):  Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan etkisine girer; Mirsad ve Malumat dergilerinde yazar 5555 . Olgunluk (Servet-i Fünun) Dönemi (1896 sonrası):  Servet-i Fünun dergisinin başına geçmesiyle kendi sesini bulur 6 . Bu dönemde, önceleri inançlı ve hayatı seven şair; istibdat yönetimi, şeker hastalığı ve çevresel faktörlerle karamsarlığa, inançsızlığa ve içe kapanıklığa sürüklenir 7 . Sanat Anlayışı ve Üslubu Fikret, biçim titizliğiyle Parnasyenlere, duyuş tarzıyla Romantiklere yakındır8. Aruz ve Dil:  Aruzu ustalıkla kullanmış, konuya göre kalıp seçmiş ancak dili oldukça ağırdır 9999 . Biçimsel Yenilikler:  Beyit hakimiyetini kırmış, anlamı dize dışına taşırmış (anjambman), diyaloglarla şiiri düzyazıya yaklaştırmış ve müstezatı serbestleştirmiştir 10 . Temalar:  Bireysel ıstıraplar, aşk, tabiat, merhamet (Hasta Çocuk, Balıkçılar) ve kendi hayatı başlıca konularıdır. Siyasi Duruşu ve Eserleri 1908 Meşrutiyet'inden sonra toplumsal konulara yönelmiştir. Başta İttihat ve Terakki'yi desteklese de sonradan onların baskıcı tutumunu ve yolsuzluklarını "Doksanbeşe Doğru", "Han-ı Yağma" gibi şiirlerle sertçe eleştirmiştir. Meşhur "Sis" şiirinde İstanbul'u lanetlemiş, meşrutiyet sonrası yazdığı "Rücu" ile bu şehri tekrar yüceltmiştir. Mehmet Akif ile girdiği polemikler sonucunda dini ve tarihi değerlere eleştirilerini "Tarih-i Kadim" ve "Tarih-i Kadim'e Zeyl" ile sürdürmüştür14. Başlıca Eserleri:   Rübab-ı Şikeste  (1899), Haluk'un Defteri  (1911), Rübabın Cevabı  (1911), Şermin  (Çocuklar için heceyle, 1914), Tarih-i Kadim  (1905) 15 . 2. Cenap Şahabettin (1871-1934) Hayatı Manastır doğumlu olan Cenap, Askerî Tıbbiyeyi bitirmiş ve cilt hastalıkları ihtisası için gittiği Paris'te (1889-1893) Batı şiirini yakından tanıma fırsatı bulmuştur16161616. Doktorluk mesleğinden 1914'te emekli olmuş, Darülfünun'da dersler vermiş ve Milli Mücadele aleyhtarı yazıları nedeniyle tepki çekmişse de sonradan bu tutumundan vazgeçmiştir17. Sanatı ve Yenilikleri Sembolizm ve Musiki:  Paris'te Verlaine ve Mallarme gibi sembolistleri tanımış, şiirde "müzikaliteyi" ve "yeni imgeleri" esas almıştır 18181818 . Şiirlerinde şekil Doğulu, ruh ise Batılıdır 19 . Tartışmalar:  "Terâne-i Mehtâb" şiiriyle "Dekadanlar" tartışmasını başlatmıştır 20 . Temalar:  Aşk ve tabiat en önemli konularıdır. Tabiatı canlı, ruhu olan bir varlık gibi işler. "Elhân-ı Şitâ" (Kış Ezgileri) bu alandaki en bilinen eseridir 21 . Dil:  Yeni bir şiir dili kurmak için dilin imkânlarını zorlamıştır. Cumhuriyet sonrası dilde sadeleşmeyi benimsemiştir. Başlıca Eserleri:   Tâmât  (Şiir, 1887), Hac Yolunda  (Gezi, 1909), Avrupa Mektupları  (Gezi, 1919), Tiryaki Sözleri  (Özdeyiş, 1918). 3. Ali Ekrem Bolayır (1867-1937) Namık Kemal'in oğlu olan Ali Ekrem, babasının mirasıyla küçük yaşta edebiyata girmiştir 24242424 . Önceleri divan şiiri ve İsmail Safa etkisindeyken, Servet-i Fünun dergisine geçerek "Ayn Nadir" takma adıyla yenilikçi şiirler yazmıştır. Servet-i Fünun Dönemi:  Tabiat, aşk ve ölüm temalı şiirler yazar. "Elvah-ı Tabiattan" dizisi dikkat çeker 26 . Ancak "Şiirimiz" adlı yazısı yüzünden Tevfik Fikret ile anlaşmazlığa düşüp topluluktan ayrılmıştır 27 . Meşrutiyet Sonrası:  Bireysel anlayışı terk edip vatan, millet, hürriyet temalarına yönelmiştir. Kırmızı Fesler , Kaside-i Askeriye , Ordunun Defteri  bu dönemin ürünleridir 28 . 4. Hüseyin Suat Yalçın (1867-1942) Tıbbiye mezunu bir doktor olan Hüseyin Suat, Paris'te Batı şiirini tanımış ve Servet-i Fünun topluluğuna katılmıştır. Melâl Şairi:  Eşinin genç yaşta ölümü üzerine yazdığı ölüm şiirleri ve genel olarak hüzünlü, melankolik havasıyla tanınır 30 . Şiirlerinde "gam, hicran, melal" kelimeleri sıkça geçer 31 . Mizah:  1908'den sonra "Gâve-i Zâlim" takma adıyla siyasi ve sosyal mizah içeren eserler vermiştir 32 . Eseri:  Servet-i Fünun tarzı şiirlerini Lâne-i Melâl  (1910) kitabında toplamıştır 33 . 5. Süleyman Nazif (1869-1927) Diyarbakırlı şair, edebi hayatında üç farklı dönem yaşamıştır 34343434 . İlk Dönem:  Namık Kemal tarzında, vatan ve hürriyet temalı "Gizli Figanlar" kitabındaki şiirleri yazar 35 . Servet-i Fünun Dönemi:  "İbrahim Cehdi" takma adıyla bireysel, aşk ve tabiat temalı şiirler kaleme alır 36 . Meşrutiyet Sonrası:  Tekrar milli duygulara döner. Firak-ı Irak , Batarya ile Ateş  gibi eserlerinde vatan sevgisini işler. 6. Hüseyin Siret Özsever (1872-1959) Siyasi nedenlerle sürgüne gönderilen ve Jön Türklere katılan Hüseyin Siret, uzun yıllar gurbette yaşadığı için "Gurbet Şairi" olarak tanınır 383838 . Şiirlerinde aşk, kadın, tabiat ve özlem temalarını işler 39 . Servet-i Fünun döneminde Leyâl-i Girîzân  (1904) adlı kitabını yayımlamıştır 40 . 7. Faik Ali Ozansoy (1876-1950) Süleyman Nazif'in kardeşi olan Faik Ali, şiirlerinde Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in etkisinde kalmıştır. Servet-i Fünun duyarlılığıyla aşk, tabiat ve çocukluk özlemini işler 42 . Daha sonra Fecr-i Ati topluluğuna başkanlık yapmıştır 43 . Meşrutiyet sonrası o da bireysel sanattan koparak Elhân-ı Vatan  gibi toplumsal eserler vermiştir 44 . 8. Celâl Sahir Erozan (1883-1935) Servet-i Fünun'un en genç şairlerinden olan Celâl Sahir, şiirlerinde en çok kadın temasını işlediği için "Kadın Şairi" olarak bilinir. Sanat hayatı Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Türkçülük ve Cumhuriyet dönemi olarak dört evreye ayrılır 46 . Başlangıçta "Beyaz Gölgeler" kitabında topladığı bireysel şiirler yazarken, sonradan Milli Edebiyat akımını benimsemiş ve sade dille Türkçülük üzerine eserler vermiştir 47 . Servetifünun (Edebiyatıcedide) Şiiri ve Öne Çıkan Temsilcileri Sıkça Sorulan Sorular (SSS) Edebiyat-ı Cedide şiirinin genel özellikleri nelerdir? Bu dönem şiirinde aruz vezni ustalıkla kullanılmış, konu ile vezin arasında uyum aranmıştır. Şiir düz yazıya yaklaştırılmış, anjambman tekniği sıkça kullanılmıştır. Dil, Arapça ve Farsça tamlamalarla yüklü ve ağırdır. Servet-i Fünun şairleri kimlerdir? Dönemin önde gelen şairleri; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Ali Ekrem, Hüseyin Suat, Süleyman Nazif, Faik Ali, Hüseyin Siret ve Celâl Sahir'dir. Tevfik Fikret'in ünlü şiiri "Sis" neyi anlatır? Tevfik Fikret, "Sis" şiirinde İstanbul'u nefretle tasvir etmiş, şehri istibdat yönetiminin simgesi olarak görerek eleştirmiştir.

  • Türk Halk Şiirinin Genel Özellikleri

    Türk Halk Şiirinin Genel Özellikleri

  • Dönmelerine Göre Divan Şairleri

    Dönmelerine Göre Divan Şairleri 13. Yüzyıl Divan Şairleri Hoca Dehhani Bilinen ilk divan şairidir 1 . Din dışı konularda ve lirik tarzda şiirler yazmıştır 2 . Şiirlerinin en önemli teması aşktır 3 . İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazmıştır 44 . Eserleri: Divan 5 . Selçuk Şehnamesi  (Selçuklu Sultanı III. Alaattin Keykubat'ın buyruğuyla Farsça yazdığı söylenir.) 6666 . Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273) Tasavvuf edebiyatının yüzyıllarca etkili olmuş en önemli  isimlerindendir 7 . Anlayış ve kurallarıyla yeni bir tarikatın ( Mevlevilik ) temellerini atmıştır 8 . Şems-i Tebrizi'nin etkisiyle tasavvufa yönelmiştir 9 . Allah aşkını , insanın ona ulaşması gerektiğini, evrensel ahengin ancak coşkun bir kalple yakalanabileceğini dile getirmiştir 10 . Tüm varlığı kapsayıcı engin hoşgörüsü  sayesinde Müslüman olmayan aydınlar ve kişilerce de ilgi görmüştür 11 . Eserlerini (birkaç Türkçe beyit hariç) Farsça  yazmıştır 12 . Eserleri: Mesnevî : 26.000 beyitlik bu mesnevi en önemli eseridir, Farsça yazılmıştır 13 . Dîvân-ı Kebîr  (Farsça şiirlerinden oluşur.) 14 . Sultan Veled (1224-1312) Mevlana'nın oğludur 15 . Mevlevilik  tarikatının kurucusudur ve tarikatın yayılması için çalışmıştır 16 . Eserlerini Farsça yazan şair, Türkçe şiirler  de yazmıştır 17 . Tasavvuf esaslarını yaymak için sade Türkçeyle  yazdığı şiirleri önemlidir 18 . Eserleri: Dîvân : 13.335 beyittir, gazellerin çoğu Mevlana'nın gazellerine nazire  olarak yazılmıştır 19 . Velednâme : Üç mesnevisinin ilkidir, İbtidânâme adıyla da anılmıştır ve en önemli eseridir 20 . Rebâbnâme  (8124 beyitten oluşur, Mevlana ve Şems ile ilgili bilgiler mevcuttur.) 21 . İntihânâme  (8313 beyittir, mukaddimesinde Mevlana yolu, Şems ve sema ile ilgili bilgiler vardır.) 22 . Şeyyad Hamza Dinî ve tasavvufi  şiirler yazmıştır 23 . Lirik şiirleriyle tanınmıştır 24 . Yunus tarzı şiirin habercisi  olmuştur 25 . Hem aruz hem de heceyle yazmıştır 26 . Eserleri 13. yüzyıl Türkçesini göstermesi bakımından önemlidir 27 . Eserleri: Yusuf u Züleyha  (Divan edebiyatının ilk   Yusuf u Züleyha  mesnevisidir.) 28 . 14. Yüzyıl Divan Şairleri Gülşehrî (1250-1335) Farsça ve Arapça öğrenmiş ancak o; Türkçe yazmış, Türkçe söylemiştir 29 . Ahilik postuna oturmuş, tekkesinde Mevlevilik'i yaymaya  çalışmıştır 30 . Mantık'ut-Tayr  adlı eseriyle tanınır 31 . Türkçenin Farsça ve Arapçadan üstün, tatlı bir uyuşumu olduğunu belirtmek için bu eseri yazdığını söyler 32 . Eserleri: Şiir (7 gazel) 33 . Mantık'ut-Tayr  (Feridun Attar'dan çevirdiği mesnevidir, eserin aslına sadık kalmamış, Kelile ve Dimne 'den ve Mesnevi 'den de ilaveler yapmıştır.) 34 . Feleknâme  (Farsça mesnevidir.) 35 . Kadı Burhaneddin (1344-1398) Şiirlerini Azerbaycan Türkçesiyle yazar 36 . Tuyuğ  ve gazelleriyle tanınır 37 . " Tuyuğ " nazım biçiminin en önemli temsilcisidir 38 . Eseri: Türkçe Divan 39 . Ahmedî (1334?-1413) Bilim insanı (astronomi, tıp, geometri, fıkıh, hadis...) olarak yetiştiği hâlde şair ve hoşsohbet kişiliğiyle tanınmıştır 40 . Devrinin en çok eser veren şairlerindendir 41 . Divan şiirinin ilk başarılı şairi kabul edilir 42 . Söz sanatlarını ve halk dilini çok ince bir zevkle kullanmıştır 43 . Din dışı (tasavvuf dışı) lirik şiirleriyle meşhur olan şair, tasavvufi şiirler de yazmıştır 44 . Eserleri: Dîvân 45 . İskendernâme  (Mesnevi; edebiyat ve bilim tarihi açısından önemli, din, tıp, siyaset, ahlak, astronomi konularını içeren bilimsel bir eserdir.) 46 . Cemşid ü Hurşit  (Mesnevi) 47 . Seyyid Nesîmî (?-1404?) Azerbaycan  sahasında yetişmiş bir şairdir ve dili oldukça sadedir 48 . Tasavvufi ve lirik  şiirleriyle meşhurdur 49 . Hurufilik  tarikatının savunucularındandır 50 . (Hurufilik: Her şeyi harflerle açıklamaya çalışan bir tarikattır.) 51 . Divan şiiri nazım biçimleri yanı sıra yazdığı tuyuğlarla  da meşhur olmuştur 52 . Sonraki şairleri özellikle Bektaşi şairleri etkilemiştir 53 . Eserleri: Türkçe Divan 54 . Farsça Divan 55 . Âşık Paşa (1272-1333) Yunus Emre'nin etkisi  görülür 56 . Hem hece hem de aruz veznini kullanır 57 . Garipnâme 'yi bilinçli olarak Türkçe  yazmış, edebî dilin Türkçe olması konusunda gayret göstermiştir 58 . Anadolu Türkleri arasında tarikat şeyhi olarak tasavvufu yaymak  için çalışmıştır 59 . Mevlana'nın Mesnevi 'de amaçladığını, Türkçe yazdığı Garipnâme  adlı mesnevide yapmıştır 60 . Eseri: Garipnâme  (Türklere tasavvufu öğretmek amacıyla yazılmış bir mesnevidir.) 61 . 15. Yüzyıl Divan Şairleri Ali Şir Nevâî (1441-1501) Büyük bir devlet adamı ve büyük bir edebiyatçıdır 62 . Çağatay edebiyatının en önemli şairidir 63 . Bilinçli bir dil milliyetçisidir 64 . Türk edebiyatında " hamse " (beş mesnevi) sahibi ilk şairdir 65 . Eserleri: Muhakemetül-Lûgateyn  (Farsça): Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak Türkçeyi üstün  tutmuştur 66 . 4 adet Dîvân (3'ü Türkçe, 1'i Farsça) 67 . Mecalisü'n-Nefais  ( İlk şairler tezkiresi ) 68 . Şeyhî (?-1431?) Asıl mesleği hekimlik  olan şairin adı Sinan'dır 69 . Anadolu'da divan edebiyatının kurucularından sayılır 70 . Kuvvetli bir tasavvuf kültürü aldığı hâlde tasavvuf dışı  şiirler de yazmıştır 71 . Gazelleri ile de bilinir, asıl şöhretini mesnevisiyle  sağlamıştır 72 . Türkçe, bütün incelikleriyle onun elinde edebî bir dil  hâline gelmiştir 73 . Eserleri: Hüsrev ü Şirin  (Mesnevi) 74 . Harnâme  (126 beyitlik kısa bir hiciv mesnevisidir. Olmayacak umutlara kapılan, sonunda elindekileri de yitiren kişileri yermek için yazılmıştır.) 75 . Ahmet Paşa (?-1497) " Şairler sultanı " unvanı almış, büyük bir şairdir 76 . Türkçeyi bilinçli, iyi ve ölçülü bir şekilde kullanır 77 . Beğendiği şiirlere çok güzel nazireler yazmıştır 78 . Şiir içinde düşürdüğü tarihlerle (ebced hesabı)  bu işi sanat hâline getirir 79 . Eseri: Tek eseri Divan 'ıdır 80 . Necati Bey (?-1509) İçten ve duygu yüklü gazelleri meşhurdur 81 . Eğitim seviyesi çok yüksek olmayan şair sade halk Türkçesiyle  şiirler yazmıştır 82 . Şiirlerinde, deyim ve atasözlerinden  yararlanmıştır 83 . Dili yönüyle kendinden sonraki Fuzuli ve Baki gibi büyük şairleri etkilemiştir 84 . Eseri: Tek eseri Divan 'ıdır 85 . Süleyman Çelebi (1351-1422) Bursa Ulu Cami'nin başimamlığına getirilmiştir 86 . Eseri: Vesîlet-ün-Necât  (İranlı bir vaizin Hz. Muhammed ile Hz. İsa arasında bir farkın olmadığını iddia etmesi üzerine yazmıştır. Mevlid adıyla da bilinir.) 87 . 16. Yüzyıl Divan Şairleri Bakî (1526-1600) Sultânüşşuarâ  (şairlerin sultanı) olarak anılır 88 . Şiirlerinde tasavvufa hiç yer vermeyip  aşk, tabiat, zevk, eğlence, neşe, devrin zenginliği gibi konuları işler 89 . Sözcük seçiminde titiz davranıp söyleyiş güzelliğine  önem vermiştir 90 . Halk söyleyişlerine yer vermiş, temiz bir dil  kullanmıştır 91 . Eserleri: Rindâne gazelleri  ve Kanunî Mersiyesi meşhurdur 92 . Fuzûlî (1495-1556) Eserlerini Azerbaycan şivesiyle yazmıştır 93 . Divan şiirinin en büyük ve en lirik şairi  kabul edilir 94 . Şiirlerinde tasavvuf, aşk ve ıstırabı  işleyen şair, âşıkâne gazelleriyle  meşhurdur 95 . Aşk acısından hoşnut olup derdinin dermanının dert olduğunu söyler, vuslatı istemez 96 . İlimsiz şiiri temelsiz duvara benzetir 97 . Eserleri: Dîvân (Fuzuli Divanı, Türkçe Divan, Farsça Divan) 98 . Leyla vü Mecnun  (Türk edebiyatının en meşhur mesnevisidir .) 99 . Bağdatlı Ruhî (?-1605) Tasavvufa şiirlerinde yer vermiştir 100 . Dili sade  ve gösterişten uzaktır 101 . Sosyal aksaklıkları işleyen terkibibent en önemli eseridir 102 . Bu esere Ziya Paşa, Muallim Naci gibi birçok şair tarafından nazire  yazılmıştır 103 . Eserleri: Ruhi Divanı, Terkib-i Bent 104 . Taşlıcalı Yahya (?-1582) Mesnevileriyle tanınır, divan edebiyatında hamse sahibi  sanatçılardandır 105 . Eseri: Şehzade Mustafa Mersiyesi  (Terkibibent biçiminde yazılmıştır ve Kanuni Sultan Süleyman'ı ve Rüstem Paşa'yı hicvettiği ünlüdür.) 106 . 17. Yüzyıl Divan Şairleri Nef'î (1575-1633) Hicvin ve kasidenin en büyük şairidir 107 . Sert kişiliği, onu çağının en büyük hicivcisi yapmıştır 108 . Överken göklere çıkaran, yerince de yerin dibine batıran abartılı bir üslubu  vardır 109 . Sağlam bir tekniği, ağır bir dili , cesur bir söyleyişi vardır 110 . Eserleri: Türkçe Divan, Farsça Divan 111 . Siham-ı Kaza (Kader Okları) : Hicivlerini topladığı eseridir 112 . Nâbî (1642-1712) Divan şiirine öğretici (didaktik) bir boyut kazandırmıştır 113 . Atasözlerinden ve hikmetli sözlerden  yararlanmıştır 114 . Toplumcu bir şair duyarlılığıyla çağın aksaklıklarını sade ve ince bir dille yermiştir 115 . Nâbî ekolü  olarak da bilinen hikemî şiirin öncüsü ve en kuvvetli temsilcisi olmuştur 116 . Hakimâne (didaktik) gazelleri önemlidir 117 . Eserleri: Türkçe Divan 118 . Mesneviler: Hayriyye  (dinî ve ahlaki öğütler), Hayrâbâd, Tuhfetül Harameyn 119 . 18. Yüzyıl Divan Şairleri Nedîm (1680-1730) Lâle Devri'nin şairi  olarak yaşamış ve yaşadıklarını şiirleştirmiştir 120 . Dinî konulara hiç yer vermemiştir 121 . Yalın, açık, musikili ve akıcı bir dili vardır 122 . Gazel şairi  olan Nedim şarkıda  da en önemli isimdir 123 . Divan edebiyatının katı kurallarının dışına çıkarak mahalleleşme cereyanını başlatmıştır 124 . Hece ölçüsüyle bir türkü  de yazmıştır 125 . Eserleri: Sahaifü'l Ahbar, Ayni Tarihi, Nedim Divanı 126 . Şeyh Galip (1757-1799) Divan edebiyatının son büyük üstadıdır 127 . Sebk-i Hindî  tarzının temsilcisidir 128 . Dili süslü, musikili ve ağırdır 129 . Hayal gücünün zenginliği ve hayallerinin özgünlüğüyle diğer divan şairlerinden ayrılır 130 . Eseri: Hüsn ü Aşk : Mesnevi türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan, tasavvuf sembolleriyle örülü " alegorik " bir mesnevidir 131131131131 . 19. Yüzyıl Divan Şairleri Keçecizade İzzet Molla (1785-1829) Divan şiirinin Tanzimat'tan önceki son üstadıdır 132 . Nef'i, Nedim ve Şeyh Galib ve Fuzuli'nin etkileri görülür 133 . Hece vezniyle bazı türküler  de yazmıştır 134 . Eserleri: Mihnet-i Keşan, Gülşen-i Aşk  (mesnevi) 135 . Enderunlu Vasıf (1759-1824) Halk söyleyişlerini hatta kadınlara özgü dili  kullanmıştır 136 . Mahalleleşme  akımının temsilcilerindendir. İstanbul'un halk ağzıyla  yazdığı birçok şarkısı bestelenmemiştir 137 . Şiirleri teknik olarak kusurludur 138 . Eseri: Divan-ı Gülşen-i Efkar-ı Vasıf- Enderun

  • Divan Edebiyatında Nazım Biçimleri ve Türleri

    Divan Edebiyatında Nazım Biçimleri ve Türleri   Beyitlerle Yazılan Nazım Biçimleri 1. Gazel Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir 27 . Beyit sayısı 5 ila 15  arasında değişir 28 . Kaynağı Arap şiiridir 29 . Nazım birimi beyittir 30 . Kafiye düzeni: $aa, ba, ca$ şeklindedir 31 . Konular: Başta aşk, sevgi, güzellik  gibi lirik konular olmak üzere felsefi, dinî ve öğretici konular işlenebilir 32 . Konularına göre adları: âşıkâne, rindâne, şûhâne, hikemî 33 . Genellikle beyitleri arasında konu bütünlüğü yoktur , her beyitte farklı bir konu işlenebilir 34 . Bütün beyitlerde aynı konu işleniyorsa yekâhenk , bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğindeyse yekavaz  gazel adını alır 35 . Musammat Gazel : İç uyakların bulunduğu gazellere denir. Bu gazelleri oluşturan beyitler ortadan ikiye bölündüğünde $abab, cccb, dddb$ şeklinde dörtlükler oluşur 36 . Bölümleri: İlk beytine matla  (doğuş yeri) 37 . Son beytine makta  (kesme yeri) 38 . İlk beyitten sonraki beyte hüsnimatla (güzel başlangıç) 39 . Son beyitten öncekine hüsnimakta (güzel bitiriş) 40 . En güzel beyti ise beytülgazel ya da şah beyit 41 . Şair, mahlasını  maktada ya da hüsnimaktada söyler 42 . Önemli şairler:  Fuzuli, Baki, Nedim, Necati, Şeyhülislam Yahya, Naili ve Şeyh Galip 43 . 2. Kaside Beyit sayısı genellikle 33 ila 99 arasındadır 45 . Birisini övmek ya da yermek  için yazılır 46 . Kafiyelenişi gazeldeki gibidir: $aa, ba, ca, da...$ 47 . Redifine göre (Su Kasidesi, Güneş Kasidesi) veya konularına göre (tevhit, münacat, naat, methiye) isimlendirilir 48 . Bölümleri: İlk beytine matla , son beytine makta 49 . En güzel beytine beytülkasîd 50 . Mahlas beytine taç beyit denir 51 . 1. Nesîb (Teşbîb):  Kasidenin başlangıç bölümüdür. Bu bölümde, bir tabiat tasviri yapılır ya da sevgilinin güzellikleri anlatılır. İşlenen konulara göre adlandırılır (ıydiye, ramazaniye...) 52 . 2. Girizgâh:  Bir beyitten oluşur. Asıl konuya giriş yapmak üzere söylenir 53 . 3. Methiye:  Kasidenin asıl bölümüdür. Allah, peygamber ya da kasidenin sunulduğu kişi abartılı ve sanatlı bir dille övülür 54 . 4. Tegazzül:  Her kasidede bulunmaz. Kasidenin içindeki gazeldir. Kasideyle aynı ölçüdedir ve 5-12 beyit arasında değişir 55 . 5. Fahriye:  Şairin kendini övdüğü bölümdür. Abartılı bir dil kullanılır 56 . 6. Dua: Şairin, kaside yazdığı kişi için dua ettiği bölümdür 57 . En meşhur şairler:  Ahmet Paşa, Baki, Fuzuli, Nef'i, Nedim 58 . 3. Mesnevi İran edebiyatından  alınmıştır 60 . Her beytinin kendi arasında uyaklı olması yazma kolaylığı sağlar: $aa, bb, cc, dd, ee...$ 61 . Divan edebiyatının en uzun nazım şeklidir 62 . Beyit sayısı sınırsızdır, 25.000'e kadar çıkan mesneviler vardır 63 . Halk hikâyeleri, felsefi konular, aşk hikâyeleri, savaşlar, dinî konuların işlendiği mesnevi, romanın ve öykünün işlevini görmüştür 64 . Beyitler arasında anlamca bağlılık vardır 65 . Bölümleri:  Dibace (ön söz), Tevhit (Allah'ın birliği), Münacat (Allah'a yalvarış), Naat (Hz. Muhammed'e övgü), Miraciye (Miraç olayı), Medhiçiharyârigüzîn (Dört halife/devrin büyüklerine övgü), Medhiye (Mesnevinin sunulacağı kişiye övgü), Sebebitelif (Yazılış nedeni), Ağâzıdâstan (Asıl konu), Hatime (Son söz) 66 . Hamse : Divan şiirinde beş mesneviden oluşan eserler grubuna denir 67 . Önemli Hamse şairleri:  Ali Şir Nevai (ilk hamse sahibi), Mevlana, Fuzuli, Şeyhi, Taşlıcalı Yahya, Nabi ve Şeyh Galip 68 . İşlenen konulara göre örnekler: Aşk:   Leyla ve Mecnun, Hüsrev ve Şirin, Yusuf ve Züleyha 69 . Din ve Tasavvuf:   Mesnevi (Mevlana), Mevlit (Vesiletü'n Necat - Süleyman Çelebi) 70 . Öğretici:   Kutadgu Bilig (Türkçe ilk mesnevi), Hayriyye (Nabi) 71 . Evlenme/Sünnet Töreni:   Surname (Vehbi) 72 . Destan:   Şehnâme (Firdevsi) 73 . Eleştiri:   Harnâme (Şeyhi) 74 . 4. Müstezat Gazelin özel biçimidir 76 . Konu bakımından gazelden farkı yoktur 77 . Sözcük anlamı " ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış "tır 78 . Uzun dizelere kısa bir dize  eklenerek yazılır. İki kısa dize de eklenebilir 79 . Uzun mısralara eklenen kısa mısralara ziyade  denir 80 . Matla  (doğuş) beyti yoktur 81 . 5. Kıt'a Genelde 2 beyitten  oluşur. 12 beyte kadar yazılanlar da vardır 83 . Kafiye düzeni gazeldeki gibidir: $xa-xa$ 84 . Beyitler arasında anlam bütünlüğü vardır 85 . Değişik konularda  yazılır: önemli bir düşünce, hikmet, nükte, eleştiri 86 . Genellikle mahlas kullanılmaz 87 . Dörtlüklerle Yazılan Nazım Biçimleri 1. Rubai İran edebiyatından  alınmış nazım biçimidir 90 . Tek dörtlükten  oluşur 91 . Kafiye şeması: $aaxa$ 92 . Kendine özgü aruz ölçüleriyle yazılır 93 . Felsefi, tasavvufi, aşk  gibi konuları özlü  bir biçimde işleyen nazım biçimidir 94 . Halk şiirindeki maniye  benzer 95 . Bu şiirlerde, az sözle çok şey söylemek  esastır 96 . Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir 97 . Önemli şairler:   Ömer Hayyam  (en önemli şairi); Mevlana, Azmizade Haleti, Nabi, Nedim, Yahya Kemal Beyatlı ve Arif Nihat Asya 98 . 2. Tuyuğ Divan şiirine Türklerin kazandırdığı  bir (millî)  nazım biçimidir 100 . Halk şiirindeki maninin karşılığı da denebilir 101 . Tek bir dörtlükten  oluşur 102 . Aruzun özel bir kalıbıyla yazılır 103 . Kafiye şeması rubaideki gibidir: $aaxa$ 104 . Cinaslı uyak  kullanılır 105 . Rubai'de işlenen konular tuyuğda da işlenir 106 . Önemli şairler:  Kadı Burhaneddin, Nesimi ve Ali Şir Nevai (Daha çok Azerbaycan ve Çağatay edebiyatlarında rastlanır) 107 . 3. Şarkı Divan şiirine Türklerin kazandırdığı  bir (millî)  nazım şeklidir 109 . Aşk ve güzellik  gibi lirik konularda yazılır 110 . Bestelenmek üzere  yazıldığı için bent sayısı azdır (Genellikle 3-5 arasındadır) 111 . Tekrarlanan dizelere nakarat denir 112 . Kafiye düzeni: $aAaA, aaaA, bbbA, cccA...$ (Büyük A'lar nakaratı gösterir) 113 . Her bendin üçüncü dizesine miyan ya da miyanhane  adı verilir 114 . Nazım birimi ve kafiye şeması  bakımından koşmaya  benzer 115 . Önemli şairler:  Nedim, Enderunlu Vâsıf, Yahya Kemal Beyatlı 116 . 4. Murabba Dörder dizelik bentlerden  oluşan nazım biçimidir 118 . Bent sayısı 3-7  arasında değişir 119 . Aruzun her ölçüsüyle yazılabilir 120 . Özellikle felsefi konular ve aşk olmak üzere her konuda yazılabilir 121 . Nazım biçimi: $aaaa, bbba, ccca$ ya da $bbba, ccca, ddda...$ 122 . Bazen dördüncü mısralar nakarat olabilir 123 . Önemli şairler:  Namık Kemal, Nedim, Fuzuli 124 . Bentlerle Yazılan Nazım Biçimleri 1. Terkibibent Bentlerle kurulan uzun  bir nazım biçimidir 127 . En az 5, en fazla 10 bentten oluşur. Her bent 5 ila 10 beyit  arasında değişir 128 . Genellikle dinî, felsefi ve sosyal yaşamla ilgili eleştiri ve önerilere  yer verilir. Toplum aydınlatılmaya çalışılır 129 . Her bendin sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır 130 . Vasıta beyitleri her bendin sonunda değişir ve bunlar kendi aralarında uyaklanır 131 . Ünlü şairler:  Baki ( Kanunî Mersiyesi ), Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa 132 . 2. Terciibent Biçim ve uyak bakımından terkibibende benzese de  konusu ve vasıta beyitleri  yönüyle terkibibentten ayrılır 134 . Vasıta beyitleri her bendin sonunda aynen tekrarlanır 135 . Her bent, tercihane ve vasıta olmak üzere ikiye ayrılır 136 . Dinî konuların  işlendiği terciibentte genellikle Allah'ın kudreti, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları gibi konular işlenir 137 . Terkibibentten daha zor yazılan bu nazım biçiminin en güzel örneğini Ziya Paşa  vermiştir 138 . 3. Diğerleri (Musammatlar) Üç Dizelik Bentler:  Müselles Dört Dizelik Bentler:  Terbi, Tastir Beş Dizelik Bentler:  Muhammes, Tahmis, Tardiyye Altı Dizelik Bentler:  Müseddes, Tesdis Yedi Dizelik Bentler:  Müsebba, Tesbi Sekiz Dizelik Bentler:  Müsemmen, Tesmin Dokuz Dizelik Bentler:  Mütessa, Tetsi On Dizelik Bentler:  Muasser, Ta'sir Divan Edebiyatı Nazım Türleri Tevhid:  Allah'ın birliğini anlatmak için yazılır 141 . Münacaat:  Allah'a yalvarıp yakarmak için yazılır 142 . Naat:  Hz. Muhammed'i övmek için yazılır 143 . Methiye:  Devrin büyüklerini (han, vezir...) övmek için yazılır 144 . Hicviye:  Bir kimseyi yermek amacıyla yazılır 145 . Mersiye:  Bir kimsenin ölümü üzerine yazılır 146 . Diğerleri (Konularına Göre):  Bahariye, Iydiye, Sayfiye, Ramazaniye 147 .

bottom of page