Adlaşmış Sıfatlar (Sıfatların Ad Gibi Kullanılması)

Her sıfatın ana görevi bir varlığı nitelemek, belirtmek; yani bir adı tamlamaktır. Sıfatla ve adla kurulan tamlamaya sıfat tamlaması denir. Her sıfat tamlamasında temel sözcük addır. Sıfat, onun anlamını tamlar.


Dünyanın değişmez ilkelerinden biri de şudur: Az emek, çok iş. Bütün çabalar buna yönelmiştir. Fabrikalar, makineler, bütün uygar buluşlar, durmadan sürüp giden araştırmalar, hep bunu sağlamak içindir. “Az emek”in dilde de önemi sonsuzdur.


Az sözcükle çok nesne anlatmak, anlamca bir eksiklik bırakmamak üzere elden geldiğince sözcük atarak anlatımı kısaltmak önemli bir başarıdır. Kolayca anlaşılacak durumlarda sıfat tamlamasından ad düşer, anlamıyla eki sıfata geçer.


Çalışkan insanlar başarı gösterir.

Çalışkanlar başarı gösterir.


Çalışkan insanlar sıfat tamlamasından insan sözcüğü düşmüş, anlamıyla çoğul eki çalışkan sıfatına geçmiştir. “İnsan” adının anlamını içine alan çalışkan sözcüğü -aslında sıfat olmakla birlikte- bu cümlede adlaşmıştır:


“Zenginler, yoksulları düşünmelidir.” cümlesindeki zenginler, yoksulları sözcüklerinin anlamı açıktır: Zengin insanlar, yoksul kimseleri düşünmelidir, demektir.


Kolayca ve iyice anlaşılacağı için adlar düşmüş; anlamları ekleriyle birlikte kendilerine geçmiştir. Bütün sıfatlar -kolayca ve iyice anlaşılmak koşuluyla- bu şekilde adlaşır.


Kimi sıfatların adlaşma derecesi giderek artar; ayırt edilemez olur. Böylelerini konuluş anlamına göre değil kullanılışına uygun olanıyla değerlendirmek gerekir.


Çekim eki alan her sıfat adlaşmıştır.


Adlaşmış yalın sıfatlar da çoktur:

Yayladan inerken bir güzel gördüm

Ağlar melil melil bilmem nedendir?

Ak yerine karaları başına

Bağlar melil melil bilmem nedendir?

(Karacaoğlan)


Hikâye, söyleyenin ve dinleyenin heyecanını artırarak gelişiyordu. (Atatürk’ün Hastalığı, Ruşen Eşref Ünaydın)


Akşamları “serin”e yavaş yavaş “soğuk” demeğe başladık. Ağaç yaprakları arasında solmuşlar bile var. (Falih Rıfkı Atay)


Yüzde yetmişi okur yazar olmayan bir memlekette...


Adlaşmış Sıfatların Cümledeki Görevleri


Adlaşmış sıfatlar, cümlede ad gibidir:


Özne olur:

Hırsız, Mehmet’e doğru geliyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

Büyük buyurur, küçük yapar.

Çalışan kazanır...


Nesne olur:

Tembeli babası da sevmez.

Yaramazı gördünüz mü?

Zaman yeniyi doğurmak için eskiyi bütün hışmıyla öldürür. (İffet, Hüseyin Rahmi Gürpınar)


Tümleç olur:

İnsanın söylemezinden, suyun şarlamazından kork. (Atasözü)

Usludan örnek al.

Haylaza bakma.

Yedincide dur.

... derim de pek az kimse inanmışa benzer, birçokları gülere benzer. (Falih Rıfkı Atay)


Edimi niteleyerek eylemlere belirteç olur.


Ad tamlamalarında tümleyen olur: çalışkanın notu, birçoğunun anlayışı, binin yarısı, öğrenci sırası...


Ad tamlamalarında tümlenen olur: sınıfın çalışkanı, ulusun sevgilisi, dünya güzeli, adamın biri, sözün doğrusu...

Ovanın yeşili, göğün mavisi

Ve minarelerin en ilahisi...

(Ahmet Hamdi Tanpınar)


Adlar gibi hitap ve ünlem de olur:

Dolaş da yırtıcı arslan kesil behey miskin!

Niçin yatıp kötürüm tilki olmak istersin?

Elin kolun tutuyorken çalış kazanmaya bak

Ki arağınla geçinsin senin de bir yatalak!

(Mehmet Akif Ersoy)


Ek eylem alarak cümlenin yüklemi olur:

Tanrı uludur! Pek naziksiniz. Çok güzelmiş. Orhan beşincidir. ...


• Yüklemi sıfat olan cümleler devrik de olur:

Açıktır pencere. Güzeldir bugün hava. Üzgünmüş Yalçın. ...

Bu cümlelerden ek eylem düşünce kimileri sıfat tamlamasına benzeyebilir. Bu benzerliği; konuşmada belirtme vurgusu, yazıda da sıfattan sonra konacak virgül önleyebilir: Güzel, bugün hava. Açık, pencere. Üzgün, Yalçın. ...


Adlaşmış ortaçlar da özne ve tümleç olur; ek eylem alarak cümlelerin, temel önermelerin yüklemi olur:

Koşan elbet varır; düşen kalkar;

Kara taştan su damla damla akar.

Birikir sonra bir gümüş göl olur;

Arayan, Hakkı en sonunda bulur.

(Tevfik Fikret)


Parayı veren, düdüğü çalar. (Atasözü)