Türk Mitolojisinde Gök ve Yer


Gök: Orhun Kitabeleri, “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında kişioğlu (insanoğlu) yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine de atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan oturmuşlar” cümleleriyle başlar. Altay ve Kırgız destanlarında da “önce gök, sonra da yer yaratılıyordu.”


Göktürk Kitâbeleri’nde de “Tengri teg Tengri” tabiri vardır. Thomsen bu deyimi “göğe benzer tanrı” şeklinde çevirmiştir.


Deli Dumrul da, adıyla anılan destanda “Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin, Göklü Tanrı” şeklinde yakarmaktadır.


Uygurca Oğuz Kagan Destanı’nda “Gök olsun çadırımız, güneş de bayrağımız.” demektedir Oğuz Kağan.


Dokuz sayısı Türklerin en eski ve en kutlu sayılarıdır. Doğu Türklerine göre gök 9 kattır. Altay destanlarında da “12, 16 ve 17 katlı göklere” rastlarız. Batı Türklerinde ise gök 7 kat idi.


Manas Destanı’nda Manas Han şöyle and içiyordu: “Göğsü tüylü yağız yer beni vursun; dipsiz yüksek mavi gök, keskin ay baltam beni parçalasın.”


Göğün (ve Yer’in) Katları: Eski Türklerde Gök, Batı Türklerine göre 7, Doğu Türklerine göre ise 9 kat idi. Buna benzer ayrılık Doğu Sibirya Şamanizm’i ile Batı Sibirya Şamanizm’i arasında da görülür. Batı Göktürk Kaganı İstemi, Bizans İmparatoru’na yazdığı bir mektupta “yedi iklim hükümdarı” olduğunu söylüyordu.


Eski Türk inancında yer de 7 kattır. Böylece gök ve yerin toplamı 14 kat yapmaktadır. Günümüze yakın zamanlara ait söyleyişlerde bile bu sayılar yer almaktadır. Nitekim Bosnavî;


“Yedi yer, yedi gök bünyâd olmadan

Ay ile gün, yıldız icâd olmadan

Dünya dedikleri, abâd olmadan,


Kıbledir Muhammed, secdemdir Ali!” deyişiyle âdeta bu eski Türk anlayışına gönderme yapmaktadır.


Göğe Dua: Türk Mitolojisinde yer alan pek çok Yaratılış Destanları ve efsanelere göre Tanrı önce yeri sonra da göğü yaratmıştı. Manas Destanı’nda Manas and içerken “Göğsü tüylü yağız yer beni vursun, dipsiz yüksek

mavi gök, keskin ay baltam beni parçalasın.”