Alaeddin Özdenören

Çünkü yalnızlığım taş çıkartır başka yalnızlıklara…

Alaeddin Özdenören

“Bana aldırma

Sen bana bakma ölüm

Ben de biliyorum

Uygun olmadığımı

Bu dünyaya”


20 Mayıs 1940’ta Kahramanmaraş’ta doğan Alaeddin Özdenören, öykücü Rasim Özdenören’in ikiz kardeşi. Necip Fazıl Kısakürek ile akrabadır.

Özdenören, Maraş’ta başladığı öğrenimini babasının tayiniyle Malatya ve Tunceli’de, emekliye ayrılmasıyla Maraş’ta sürdürdü. Ailesinin 1958’de İstanbul’a dönmesi üzerine orta öğrenimini 1962’de Eyüp Lisesinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden “Bergson’da Özgürlük Problemi” adlı teziyle mezun oldu.


Gırtlak kanserine yakalanan Özdenören, 26 Haziran 2003’te Balıkesir’de vefat etti.


Şiir ve edebiyat yazılarını Diriliş, Edebiyat ve kurucularından olduğu Mavera’nın yanında Kayıtlar, Hece, Edebiyat Ortamı, Yedi İklim, Ay Vakti, Simya gibi dergilerde yayımlayan Özdenören, Yeni İstiklal, Yeni Devir, Millî Gazete, Zaman, Sağduyu, Tutanak gibi gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Yeni Devir gazetesi ve Edebiyat Dergisi’ndeki köşe yazılarında “Bilal Davut” imzasını kullandı.


“Onun içindir ki ölüm…”


Alaeddin Özdenören, Türkiye Yazarlar Birliği üyesiydi. Yalnızlık Gide Gide adlı şiir kitabıyla 1996 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü’nü kazandı.

“Yavrum Yalnızlığı şu son kıyısını da atla Ve anla ki hayat En özgür biçimini sende denemiştir Onun içindir ki ölüm”


Şiir perisi “ninesi”

Alaeddin Özdenören, bir söyleşide “şiir perim” diye andığı ninesinin ona çocukken anlattığı Maraş masallarını, okuduğu Karacaoğlan şiirlerini edebiyat zevkinin başlangıcı olduğunu söylüyor.


Ortaokuldan itibaren Faruk Nafiz, Necip Fazıl, Kemalettin Kamu, Ahmet Kutsi Tecer, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı, Mehmet Emin Yurdakul, Orhan Şaik Gökyay, Kağızmanlı Hıfzı, Erzurumlu Emrah, Âşık Veysel, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Cahit Külebi’nin şiirlerini ve Karacoğlan’ın Maraş’ta okunan bütün türkülerini ezberlediğini anlatıyor.


Maraş Lisesinde okuduğu yıllarda sonradan edebiyat dünyasında isim yapacak olan ikiz kardeşi Rasim Özdenören ile Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Mehmet Akif İnan, Şeref Turhan, Ali Kutlay, Ahmet Kutlay gibi arkadaşlarının oluşturduğu edebiyat grubunun içinde yer aldı.


Maraş’ta daha önce çıkan Hamle dergisini yeniden yayımlayan ve mahalli gazetelere sanat ekleri hazırlayan bu grup Pazar Postası dergisi aracılığıyla İkinci Yeni şiiriyle tanıştı.


Sezai Karakoç ile tanışması kendi şiirini bulmasında bir dönemeç

Alaeddin Özdenören’in “Habersiz” adlı ilk şiiri, 1958’de Hamle dergisinde çıktı. Hamle ve Mavera dergisinin kurucuları arasında yer aldı.


Alaeddin Özdenören’in İstanbul’da Sezai Karakoç’la tanışması kendi şiirini bulması yolunda önemli bir dönemeç oldu. 1966’da yeniden çıkmaya başlayan Diriliş’te yer aldı. Klasik şiirin duyarlılıklarına açık olan Özdenören’in şiiri Fuzuli, Şeyh Galib, Ahmed Haşim ve Sezai Karakoç çizgisinin devamı gibidir.


“Divan Şiiri Savunma İstemez” başlıklı yazısında divan şiirindeki özü aynen aktarmanın değil çağdaş duyarlılık içinde katkılarda bulunarak geliştirmenin gereği üzerinde durdu. Ona göre her sanatçı bunu kendi kişiliğinin hamurunda yoğurarak yapmalıdır. Lirik ve narin duyarlılıklar, hüzün, estetikleşmiş yiğitlik şiirlerinin ana temalarını oluşturdu.


Şiirleri kuşağının diğer şairlerine göre daha lirik

Şair, ilk şiir kitabı Güneş Donanması’nda. çoğunluğu Diriliş ve Edebiyat dergilerinde yayımladığı on üç şiirini bir araya getirdi. İkinci şiir kitabı Yalnızlık Gide Gide’yi ilk kitabından yirmi bir yıl sonra 1996’da çıkardı. Toplam yirmi bir şiirden oluşan kitapta, ilk kitabındaki lirik tutumu ve duyarlılığı sürdürdü. 1975-1999 arasında yazdığı tüm şiirlerine yeni şiirlerini de ekleyerek Şiirler adıyla yayımladı.


İkinci Yeni ve Sezai Karakoç’un etkisindeki şiirlerinde yabancılaşma sorununu işledi. Şiirinin en belirgin özelliklerinden biri kuşağının diğer şairleri olan M. Âkif İnan, Cahit Zarifoğlu gibi şairlere nispetle daha lirik olmasıdır. Aşk, ayrılık, ölüm, çocuk, zaman, üzüntü, acı, kader gibi kavramlar etrafında örülen bu şiirlerin ilk özelliği insanı kavrayan bir duygusallıkla inşa edilmeleridir.


“Her an mevcut olan bir hüzün”

Mustafa Aydoğan, Alaeddin Özdenören’in şiirlerini “insanın makus talihinin izini takip eden, insanın kendisi ile baş başa kalmasının şiiri” olarak nitelendirir ve şu tespitte bulunur:


“Özdenören’in şiirlerindeki öznenin toplumsal olanla, tarihle, mekânla bağlantısını pek kestiremeyiz. Hatta zaman bile bir ucu açık durur. Zamanı genişlemesine kullanır Özdenören. (…) Hüznü herkese açık bir hüzündür. Ve her an mevcut olan bir hüzün… Hüznün beslendiği iklim ise yalnızlığın iklimidir”