Çevre Eğitimi

Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı ve Başöğretmenlik Eğitim Programı Çalışma Notları: Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği - Çevre Eğitimi

Çevre Nedir?


Çevre, insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır. Basit anlatımıyla gözümüzün gördüğü her şeydir. Yaşadığımız ortamdır. Etrafımızdaki doğa ve hatta geleceğimizdir çevre. Doğal dengeyi oluşturan zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar zincirin tümünü etkileyip, dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Dengenin bozulmasında en önemli faktör insandır. Çünkü insanın yaşamını sürdürmesine ve faydalanmaya yönelik yaptığı her davranış ve her yenilik doğal dengeyi etkilemektedir.


Çevre Eğitimi Kavramı


Çevre için eğitimin başlıcaamaçları; bireyin toplumailişkin çevre hakkını savunmak ve gerçekleştirmek için çevreyle ilgili kararlara katılma, karar süreçlerini etkileme, sonuçları izleme,değerlendirme, denetleme yolunda örgütlü, bilinçli biçimde ele alması, sivil toplum örgütlenmelerini geliştirme alışkanlıklarını kazanması olarak ele alınabilir (Keleş,1997:416).


Doğa ne kadar fakirleşir ve tek yönlü olursa, o derece zayıflar ve varlığı tehlikeye girer. İnsanların etkisiyle bir kuş veya bir çiçek türünün ortadan kaldırılması, yalnız moral ve kültürel adaletsizlik değil, aynı zamanda biz insanların ekolojik dengesi ve yaşam temelleri için de bir tehdittir (Çepel, 1992). Bu yüzden çevre eğitiminden amaç doğal hayatın güçlendirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması olmalıdır. Çevre için Eğitimle, yaşam biçimiyle doğa arasındaki karşılıklı etkileşimin doğurduğu şartlanmanın farkındaolarak insanların hem bireysel gelişimini ve hem de çevresini nasıl şekillendireceğini kavramasına yardımcı olacak bir eğitim amaçlanmaktadır.


Evrensel boyutlaraulaşmış bulunan ve her zamankinden daha çok karışık bir görünüm arz etmiş olan çağdaş dünya sorunlarını bugünkü sosyo- politik örgütlerle, kısa görüşlülük, parçalı yaklaşım yöntemleri ve özellikle bugünküdeğer sistemleriyle değil çözmeyi onlarıngerçek içeriği dahi kavranamaz. Öyleysehenüz çok geç olmadan, bütün bu sorun çözme yöntemlerini, bunun araçlarını, kurumlarını ve onların dayandığıkuram, felsefe ve inançları değiştirmek gerekmektedir (Meadows ve Meadows, 1978).


Bu sebepten dolayı verilecek olan çevre eğitiminin amacına tam olarak ulaşmak için çevre sorunlarının sebepleri araştırılarak temeline inilmeli ve yanlış düşünce ve kuramlar değiştirilmelidir. Bireyde, istendik düşünce,davranış, değer yargısı, bilgi ve beceri kazandırma süreci olan eğitimden çevre sorunlarının çözümünde de bireylerideğiştirme aracı olarak yararlanmak söz konusu olabilirse de, bu verilecekeğitimin yöneldiği amaçlara içeriğine ve özüne bağlıdır. Bununla birlikte, kanuni düzenlemeler gayelerine ancak eğitim yoluyla ulaşabilirler. Halkın çoğunluğu tarafından anlaşılamayan ve kabul edilemeyen yasalar birer ölü evrak niteliğinde kalmaya mahkumdurlar. Kanunların etkinliği çoğunluğun destek vermesiyle mümkündür ve eğitilmemiş bir toplumdan ne bir rıza ne de bir iş birliğibekleyemeyiz. Başarılı bir çevre eğitimi uzun dönemli bir uğraşı gerektirir. Arada bir yapılan ve kısa süren eğitim kampanyalarından verimli bir sonuç almak imkansızdır. Bu aktiviteler ancak devamlı bir şekilde organizeedildikleri zaman başarılı olabilmektedirler. Gayeye ulaşmak için eğitimin çok geniş, yaygın ve devamlı olması gereklidir. Eğitim her sınıfı ve yaşıkapsamalıdır.


Çevre Eğitiminin Hedefleri


Çevre eğitimde hedef kitle tüm bireyler iken, amaç çevreye duyarlı, çevre koruma konusunda olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesidir (Accury ve Christianson, 1993). Doğal çevreye ilişkin olarak, insanın doğayı yeniden uyum sağlayacak biçimdealgılayıp kavraması, doğal dengeyi bozmaksızın yaşamanın yolları, doğal çevreyi yıkıma uğratan, yok eden, kirleten uygulamaların engellenmesi, izin verilmesi kaldırılması, yenilebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi, doğa sevgisinin yeniden kazandırılması vb. konular önem kazanmaktadır. Tarihsel, yapay, kültürel çevreyle ilgili olarak, bu çevrenin tanınması, korunması, sürekliliğinin sağlanması, yerel halkın yaşamınınbir parçası durumunagetirilmesi gibi konularçevre eğitiminin hedefleridir.

Çevre bilincine sahip bir toplum yetiştirmek için verilmesi gerekeneğitimin temel hedeflerişunlardır:
  1. İnsan etrafında gelişen çevre ve doğa olaylarına karşı daha hassas bir yaklaşım olanağı yaratacak ve çevredeki olayları duyu organları yolu ile algılayabilecek,

  2. Yapay çevre ile doğalçevrenin özelliklerini karşılaştırmalı olarak çözümleyip, aralarındaki etkileşim ağını inceleyebilecek,

  3. Çevre araştırmaları yapabilmek için gerekli teknik ve metodları öğrenipuygulayabilecek,

  4. Çevre bilimleri ile diğer disiplinler arası dinamik ilişkileri ve kaçınılmaz bağlantıları inceleyipkavrayabilecek,

  5. Karar verme yeteneği gelişmiş, böylece çevre sorunlarını tanımlayıpçözümlemeyi gerçekleştirecek işlev vebecerileri kazanmış,

  6. Çevre ile ilgili olayları izleyip kişinin ister yakınında ister uzağında meydana gelmiş olsun bu olaylarlabütünleşmesinin önemini hisseden,

  7. Yakın çevresinde ve kendi yaşam ortamında doğayı koruma felsefesini geliştirip tatbik edebilen,

  8. Sosyal yaşamındagerekli olan özellikleri (Özgüven, sorumluluk, yaratıcılık, kendini diğerlerine anlatabilmesi inandığını uygulayabilme gibi) gelişmiş,

  9. Sahip olduğu değer yargılarını neler olduğunu bilen ve diğer kişilerin aynı değer yargılarına sahip olmaması halindedoğan çelişkilerin uzlaşmaile nasıl giderilebileceğini bilen,

  10. Doğal çevrenin özelliklerini bozmadan hatta korumak ve geliştirme yapabilecek sosyal faaliyetler yaratabilen veya bunlara katılan fertler eğitilmelidir (Alım, 2006: 605).

Ancak otokontrol mekanizması ile kontrol edilen toplumlar sağlıklı bir çevreye kavuşabilirler. Dolayısıyla çevre bilincine sahip bireyler, hükümetleri, politikacıları harekete geçirecek siyasi baskı sağabilirler (Özer, 1991).


Çevre Eğitiminin İlkeleri


En geniş anlamıyla politika, belli bir sorunun çözümü için geleceğe yönelik olarak alınması gerekenönlemlerin ve benimsenen ilkelerin bütünüdür. (Keleş ve Hamamcı, 1998) Bu sebepten dolayı uluslar çevre politikaları geliştirerek çevre için eğitimin,eğitim süreci içinde geçici olmamasını ve eğitim sürecininbir parçası olarak ele alınmasını sağlamalıdırlar. Anayasamızda da yer aldığı biçimde, herkesin çevre eğitimi ve öğretimiyapma hakkına sahip olduğu noktasından hareketle bireyler eğitim-öğretim sürecine etkin bir biçimde katılmalı, bu süreç içinde sorumluluk almalı, edinilen bilgilerin, kazanılan duyarlılığın ve bilincin her açıdan eyleme dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Geray (1991)'e göre çevre için eğitim etkinliklerinde uyulması gereken ilkeler özetleşunlardır:


  1. “Herkes çevreeğitimi görmek, bu konuda öğretimyapma hakkına sahiptir.

  2. Çevre için eğitim, “yaşam boyu eğitim” çerçevesinde toplumuntüm katmanlarına yöneliktir.

  3. Devlet çevre eğitimi için gereken önlemleri almalı, gerekli imkanları sunmalıdır.

  4. Eğitimin her düzeyinde çevrebilim, disiplinler arası bir yaklaşım olarak ele alınmalıdır.

  5. Gönüllü örgütlerce yürütülen çevre eğitimietkinlikleri devletçe desteklenmeli; toplanma ve örgütlenme özgürlüğü konusunda her türlü sınırlandırmalar kaldırılmalıdır.

  6. Bireyler eğitim-öğretim sürecine etkin bir biçimde katılmalı, sürecin planlamave yürütülmesinde sorumluluk almalı, eğitim sürecikatılanların deneyimlerine dayandırılmalı, bu deneyimlerden yararlanılmalıdır.

  7. Çevre eğitimiher çevrede verilmeli, daha doğrusu, çevre hem eğitiminkonusu hem de ortam ve aracı olarak kullanılmalıdır.”

Çevre eğitimi işlevleri bakımından toplum hayatına uyumlu olmak zorundadır. Çevre eğitimi toplumu oluşturan kesimlerin –öğrenciler, esnaflar, uzmanlar,yetkili ve etkili bir konuma sahip olanlar-yetenekleri ölçüsünde, nsanların çevreyi geliştirmek gibi karmaşık ve çok yönlü bir görevdesorumluluk almaları durumunda etkili olabilecektir. Daha da önemlisitoplumda önemli etki oluşturma gücüne sahip işçiler,gençler ve kadınlarile günlük yaşamlarını doğal çevrenin sömürülmesinden, yıkımından kazanan uğraş sahiplerine, özellikle küçük üreticilere, doğayı yeterince tanımayan, onunla ilişki kuramayankümelerin eğitimine öncelikleyer verilmelidir.


Genetik olarak miras kalan özelliklerin dışında canlılar alışkanlıklarınıçevresel koşullara göre kazanmaktadırlar. İnsan faaliyetlerinde de bu böyledir. Sosyal bir varlıkolan insan, içerisinde bulunduğu zümrede bu topluluğun bir üyesi olarak çeşitli ilişkileriçerisinde bulunur. Giyim, beslenme ve bununla beraber sevip-sevmediğimiz tüm faaliyetler çevreye göre şekillenir. Bu doğrultuda çevre, esasında eğitim hayatımızın anaokuludur. Buna örnek olarak, Rıfat Ilgaz'ın yazdığı, Ertem Eğilmez'in yönetmenliğini yaptığıHababam Sınıfı filminde, okullarıkapandığından eğitim-öğretime bir ormanda devam etmekten mustarip olan öğrencilerine okulun müdür yardımcısı Mahmut Hoca'nın; ‘Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesindedam olan yer deǧildir. Okul her yerdir.Sırasında bir orman,sırasında daǧ başı. Öǧrenmenin, bilgininvar olduǧu her yer okuldur.' cevabı verilebilir.


Türk Dil Kurumu ‘eğitim' kavramını; ‘çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları eldeetmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doǧrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye' şeklinde tanımlamaktadır. Aynı zamanda eğitim, toplumsalolarak örgütlenmiş, deneyimlerin önceki nesillerden sonrakinesillere aktarılmasını amaçlayandüzenli bir süreçtir(Naziev, 2017).


Hegel, ‘eǧitim mantıǧın yükselmesidir' der. Hegel (1984)'e göre insan doğallık ve rasyonelliği bir arada içeren bir yapıdadır. Örneğin, hayvanlar eğitimeihtiyaç duymazlar. Birçok olayı içgüdüselolarak gerçekleştirmektedirler. Bunun aksine insan ise doğallık ve rasyonelliği bir araya getirerek doğayı yani çevreyiyol gösterici olarak kullanmaktadır (Tubbs,1996).


Eğitim tarihi, insanoğlunun var olduğu dönem ile eşdeğer bir gelişim seyri izlemiş, ihtiyaçdoğrultusunda temel eğitim faaliyetleri, toplumunihtiyaç ve beklentilerine göre şekillenmiştir. Çok uzun bir tarihi süreç sonunda temel eğitim kavramı toplumların sosyo-kültürel hayatında önemli bir yer kazanmaya başlamıştır (Yörük, 2010: 54).


Her insan sahip olduğu birçok yetenek ve ihtiyaçlarıyla birlikte dünyaya gelir. İhtiyaçların karşılanması ile yeteneklerin kullanılabilmesi ve geliştirilebilmesi için insanlar hayatlarıboyunca süren bir yetişme ve yetiştirilme süreci içerisine girerler. En geniş anlamıyla, eğitim bu yetişme ve yetiştirilme sürecinin tamamını kapsayan bir kavramdır. Eğitim bireyin yaşadığı toplumun uyumlu bir üyesi haline gelmesini sağlar (Ergün ve ark., 1999). Eğitim kavramını en önemli öğesini ise bireyin içerisinde bulunduğu toplum oluşturmaktadır. Toplumun ekonomik, kültürel, sosyal yapısı bireyin eğitimyapısı üzerinde etkili olmaktadır.


Çocuklar ve genç bireyler doğadan ve çevreden aldıkları dersleri günlükrutine yorarak yeni bilgiler edinirler. Özellikle kırsal kesimde bulunan aileler çiftçilikle uğraşıyorlarsa kız veya erkek çocuklar bir şekilde kendilerini çevrenin de etkisiylebu tarımsal faaliyetlerin içinde bulmaktadırlar. Bu bağlamda çocukların ilk öğretmenleri anne ve babalarıdır daha sonra ise ‘çevre' bu eğitimi ele almaktadır. Mekânsal kavramlar içerisinde, doğa ve rekreasyon alanları da içinde ihtiva ettikleri çiçek, yaprak, meyve ve hayvan gibi canlı öğeler ile bireylerin günlük hayatına entegre edilmelidir. Bu olgu, tabiata ait varlıklarla sıkı ilişki kurabilecekleri bir fiziksel çevre olarak da ifade edilmektedir. Fiziksel çevre şartlarının nitelikli olmasının çocukların öğrenmesine yaptığı katkı kadar, motor becerilerini, fiziksel ve duygusal gelişimlerini de güçlü bir şekilde etkilediği dikkate alınırsa; bu unsura ilişkinstandartların belirlenmesi bu alan için öncelik gerektirmektedir (Güleş, 2013:1). Tarihselsüreç de irdelendiğinde toplumların yaşam koşulları, ekonomik ve kültürel niteliklerini yansıtan, bulunduğu bölgenin özellikleri doğrultusunda biçimlenmiş mekânlar oldukları ortaya konulmaktadır.


Bununla beraber kırsal ve kentsel çevre farklılıkları da eğitimde önemlifarklılıklara yol açmaktadır. Sosyo-ekonomik koşullar ile beraber, kırsal nüfusun örgün eğitim olanaklarına erişiminin ilköğretimden sonra sınırlı olması,öğrencilerin örgün eğitim sürecinden zorunluolarak erken ayrılmalarında etkili olmaktadır. Tüm ilköğretim okullarının %73'ü köylerde yerleşimlerinde bulunurken, ortaöğretim kurumlarının ancak %7'si köylerde bulunmaktadır. Diğer taraftan, nüfusu azalan ve eğitim hizmetlerine erişim güçlüğü yaşananköylerde bulunan sınırlısayıdaki öğrenciye eğitim hizmetleri sunumunundaha etkin ve sürekli kılınmasıamacıyla taşımalı eğitimhizmeti verilmektedir.


Kırsal alanlarda, ortaya konulan eğitim politikaları sonucunda sağlananolumlu gelişmelere rağmen, kırsal ve kentsel nüfusun eğitim düzeyi ve kırsal alanda eğitim hizmetlerine erişimde cinsiyet eşitsizliği önemini korumakta, çocuk nüfusunun fazlalığından dolayı eğitim kurumlarının büyüklüğü ve sayısının yetersiz olduğu gözlemlenmektedir. (Hatipoğlu, 2016). Cinsiyeteşitsizliğindeki temel sorunlardan biri de halkın eğitim seviyesinin düşüklüğü sebebi ile kız çocuklarının ortaöğretime gitmesini gerekligörmemeleridir. Bu algı da kırsalçevrede daha yaygındır.


Tüm bu bilgiler ışığında,eğitim-çevre ilişkisi son yıllarda önem kazanmıştır. ‘Ekolojik eǧitim' kavramı irdelenmesi gerekenbir başka konudur. Çevre eğitiminin çocuklar tarafından bir oyun olarak görülebilirliği üzerine bir tartışmaya dönmedenönce daha büyük sosyal ve ekolojik sistemlerde oynadığı rolü benimsemesi için bu kavram son derece önemlidir (Tilball ve Krasny, 2011). İnsan ve diğer tüm canlılar arasındaki birbirine öğretmeve çevresel sisteminbileşenleri ile etkileşimler Wimberley'nin ‘kişisel ekoloji' tanımlaması ile paralellik göstermektedir. Bu doğrultuda, eğitim bilimciler (Simmons 2004, Berkowitz ve ark., 2005, Jordan ve ark., 2009) öğrencilerin temel bilişselalgılarının, öğrenme kapasitelerinin çevresel faktörlerle etkileşimleri doğrultusunda yani ekolojikeğitim ile şekillendiğini ve çevre ile bağlantı kurulmaya başlandığını belirtmektedirler.


Ekolojik eğitim kavramı (Tidballve Kransy, 2011) çevre eğitiminidinamik bir süreç, yeniden yapılanma, birbiri ile etkileşimde olan sistemler ve geri bildirimler olarak ayrılmaktadır. Bu kavramlar özet olarak Tablo 3'te verilmiştir. Bu kavram öğrencilerin kendilerini entegre bir sosyal-ekolojik sistem bünyesinde geliştirilmesi üzerine yeni araştırma konuları, bu olguya yardımcıolacak eğitim uygulamaları önerir.


Çevre Eğitimi ve Teknoloji


Teknolojinin insan yaşamı üzerineolumlu birçok etkisi olduğu gibi olumsuz birçok etkisi de vardır. Teknolojik gelişmeler ülkeler arası rekabeti meydanagetirir. Çünkü; teknolojiüreten ülkeler diğer ülkeler karşısında özellikle ekonomikve askeri yönden üstünlük sağlar bu da büyük bir rekabete yol açar. Teknolojik gelişmelerle birlikte teknolojik gelişmeyi gerçekleştiren ülkelerdiğer ülkelere bir hakimiyet sağlamışolurlar. Bu durum da hep daha fazlasınıdaha iyisini istemeyeneden olur. Bunun sonucunda teknolojisi üstün olan ülkeler diğer ülkelere baskı uygular ve o ülkeleri kendi himayeleri altına almak isterler. Çünkü teknolojisi üstün olan ülkelerin ekonomik, askeri, eğitim, sağlık durumları ve hemen hemen her alandaki durumları diğerlerine göre daha iyidir. Dünyanın var olduğu her dönemde tarih boyunca insanlararasında ve toplumlararasında mutlaka rekabetyaşanmıştır.


Küresel ısınma kuşkusuz günümüzün en büyük sorunlarından biridir ve az çok teknolojik gelişmelerle ilgisi vardır. Küresel ısınma doğaya salınan aşırı karbon salımından, karbon salımı da fosil kaynaklı yakıt kullanımından kaynaklanmaktadır. Sanayi devriminden sonra makineleşmeyle birliktefabrikaların bacalarının doğaya saldığı karbon salımı bunun en belirgindelilidir. Teknolojinin olumsuz sonuçlarından bir tanesi de halktaki tüketim kültürünü yükseltmesidir. Günümüzde oldukça yaygın olan ve gittikçe ivmesiniarttıran tüketim kültürühalkın sosyokültürel yapısınazarar vermektedir.


20. Yüzyılda uluslararası ilişkilerde yaşanan en büyük değişiklik, kuşkusuzküreselleşme eğilimlerinin ortaya çıkmasıdır. Aslındabu değişikliklerin temeli,Sanayi Devrimi ile birlikte 18. ve 19. yüzyılda atılmıştır. Avrupa kapitalizmi yeni kaynaklar ve pazarlar aramakamacıyla dünyaya açılmıştır, karşılıklı bağımlılığın dinamiklerini de bu arada geliştirmiştir. Bu dışa açılma süreciyle yaşanançatışmaların uluslararası etkileri de gözlenir olmuştur (İzgi ve Özpolat, 2008: 233). Küreselleşme, kimilerine göre, yalnızca ekonomik açıdan ele alınarak, “dünyanın ekonomik bir bütün oluşturma süreci”biçiminde tanımlanmaktadır. Yine ekonomik bağlamda yapılan bir başka tanıma göre küreselleşme, “ticari, mali ve sınai sermayenin faaliyetalanının giderek daha büyük ölçüde ulusal sınırları aşarak dünya çapına yayılması ve bunun uzantısı olarak da global kapitalist iktisadi sisteminiktisadi ve siyasi yönetiminin ulusal çapı aşan düzenlemelerle yönetilmesidir”. Bu tanımdan yola çıkarak, küreselleşmenin dört temel öğeyi içerdiğini söyleyebiliriz (Güvenç, 1998: 37-38).