Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 864 sonuç bulundu
- Ahmet Hamdi Tanpınar
"Huzur", "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" ve "Beş Şehir" eserleriyle okuyucuların kalbinde yer edinen Türk edebiyatının önemli yazar ve şairlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar... ( Kemal Delikmen - Anadolu Ajansı ) Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901'de Kadı Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım'ın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Adını ilk kez 1920'de "Altın Kitap" dergisinde yayınlanan "Musul Akşamları" şiiriyle duyuran Tanpınar'ın eserleri, Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası ve Aile dergilerinde okuyucuyla buluştu. Ahmet Hamdi Tanpınar, lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal Beyatlı'nın etkisiyle 1919'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. Beyatlı ile Mehmed Fuad Köprülü, Cenab Şahabettin, Ömer Ferit Kam ve Babanzade Ahmet Naim'in derslerine devam eden başarılı edebiyatçı, 1923'te Şeyhi'nin "Hüsrev ü Şirin" başlıklı mesnevisi üzerine yazdığı lisans teziyle Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Şiir zevkinin oluşumunda özellikle Beyatlı ile Ahmet Haşim'in etkisi olduğunu yazılarında da aktaran Tanpınar'ın, 1926'da Milli Mecmua'da "Ölü" adlı şiiri, 1927 ve 1928'de ise Hayat dergisinde yedi şiiri yayımlandı. Usta edebiyatçının ilk yazısı ise 20 Aralık 1928'de yine Hayat dergisinde çıktı. Usta kalem, şiir dışında ikinci bir çalışma alanı olarak çeviriye de başlayarak, 1929'da E.T.A. Hoffmann'ın "Kremon Kemanı" ile Anatole France'tan "Kaz Ayaklı Kraliçe Kebapçısı" adlı kitapları çevirdi. "19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü"nde görev yaptı Ahmet Kutsi Tecer ile 1930'da Ankara'da Görüş dergisini çıkarmaya başlayan Tanpınar, 1932'de Kadıköy Lisesi'ne, 1933'te ise estetik mitoloji dersi vermek üzere Sanayi-i Nefise Mektebi'ne atandı. Ahmet Hamdi Tanpınar, 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan "19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü"nde profesör olarak görev aldı. Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatının tarihini yazmakla görevlendirilen yazar, İslam Ansiklopedisi’ne de maddeler yazdı. Yazar Tanpınar, 1940'ta Kırklareli'nde topçu teğmeni olarak vatani görevini yaptı, 1942'de CHP Kahramanmaraş Milletvekili olarak Meclis'e girdi. İlk kez 1944'te tefrika halinde yayınlanan "Mahur Beste" adlı romanı, 1975'te basılan Tanpınar, eserini Lale Devri'nin ünlü hanende ve bestekarı Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf etti. Tanpınar'ın 1948'de tefrika halinde yayımlanan "Huzur" eseri, 1949'da kitap haline getirilerek okuyucuyla buluştu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği de yapan Tanpınar, 1949'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yeniden görev yapmaya başladı. "Sahnenin Dışındakiler" eseri vefatından sonra kitap olarak basıldı Usta edebiyatçının, Türk insanının doğu ile batı arasında bocalamasını irdeleyen "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" eseri 1961'de yayımlandı. "Mahur Beste" ve "Huzur" eserleriyle birlikte üçleme oluşturan, Anadolu'da süren Kurtuluş Savaşı ve İstanbul'daki aydınlarla birlikte halkın değişik kesimlerinden insanların farklılaşan hayatları ve bu mücadeleye dahil oluşlarını işleyen "Sahnenin Dışındakiler" kitabı ise 1950'de tefrika edilip, vefatından sonra 1973'te basıldı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın tamamlanamamış ve öldükten sonra notları içerisinden toparlanarak yayına hazırlanan romanı "Aydaki Kadın" 1987'de Adam Yayınları tarafından basıldı. İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya şehirlerini doğal, tarihi ve kültürel yapılarıyla anlattığı "Beş Şehir" isimli eseri de kaleme alan Tanpınar, romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen tarzıyla dikkati çekti. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle 23 Ocak 1962'de İstanbul'da vefat eden usta edebiyatçı, Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı'nda Yahya Kemal’in mezarının yanı başına defnedildi. Mezar taşında, kendi dizeleri olan "Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında" ifadeleri yer alıyor. Eserleri: Tanpınar, Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ay'daki Kadın romanlarını, Abdullah Efendi'nin Rüyaları, Yaz Yağmuru adlı öyküleri kaleme aldı. Ayrıca Beş Şehir ve Yaşadığım Gibi adlı deneme eserleriyle Tevfik Fikret, Namık Kemal, Edebiyat Üzerine Makaleler ve Yahya Kemal adlı inceleme ve araştırma kitaplarını okuyucuyla buluşturdu.
- Oğuz Atay
Türk edebiyatına "Tutunamayanlar"ın yanı sıra çok sayıda önemli eser kazandıran Oğuz Atay... Roman ve hikaye yazarı Atay, 12 Ekim 1934'te Mehmet Cemil Atay ile Muazzez Zeki Hanım'ın oğlu olarak Kastamonu'da dünyaya geldi. Yazdığı roman ve öyküleriyle unutulmaz bir iz bırakan Atay, Ankara'da Devrim İlkokulu'nun ardından 1951'de TED Ankara Kolejini, 1957'de ise İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini bitirdi. Üniversite yıllarında Beyoğlu'ndaki Baylan Pastanesi'ne sık giden Atay, Ferit Edgü, Demir Özlü, Hilmi Yavuz ve Onat Kutlar'ın da aralarında bulunduğu kişilerle arkadaşlık etti. Oğuz Atay, yedek subay olarak vatani hizmetini yapmak üzere 1957'de askere gitti. Vatani görevin ilk altı ayını İstanbul'da geçiren Atay, kalan hizmetini ise Ankara'da tamamlayarak 1959'da İstanbul'a döndü. Başarılı edebiyatçı, aynı yıl Pazar Postası dergisinde üç yazısı dışında imzasız makaleler kaleme aldı, ayrıca derginin redaksiyon ve tashih işlerini yaptı. Rus yazar Dostoyevski'den etkilendi Makale ve söyleşileri çeşitli dergilerde yer alan usta kalemin en etkilendiği yazar, Rus roman yazarı Dostoyevski oldu. Modacı Fikriye Fatma Gürbüz ile 1961'de evlenen usta yazarın kızı Özge 1962'de dünyaya geldi. Atay, bir arkadaşıyla 1962'de inşaat şirketi kurdu aynı zamanda 1960'ta girdiği İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümündeki öğretim üyeliği görevine de devam ederek topoğrafya ve yol inşaatı dersleri okuttu. Eşinden 1967'de ayrılan Atay, 1971-1973 yıllarında "Meydan Larousse" lügat ve ansiklopedisinde redaksiyon ve son okuma işlerini yürüttü, 1973'te Hürriyet gazetesinin çıkardığı "Türkiye 1923-1973 Ansiklopedisi"nde madde yazarlığı yaptı. Oğuz Atay, 1960 sonrası toplumsal değişim ve aydınların tutumuna eleştiriler getirdiği "Tutunamayanlar" romanıyla 1970'te TRT tarafından verilen 1970 Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülünü kazandı. Halen çok satan kitaplar arasında yer alan eser, topluma ilişkin gözlemleri ve aydınların yaşamına, toplumsal kurumlara yönelen eleştirileri yüzünden önemli bir tartışmanın merkezini oluşturdu. "Çağını aşan, dahi özellikli sanatçıların ortak yazgısı anlaşılamamak" Çok yönlü bir aydın ve modernist bir yazar olarak Doğu ve Batı uygarlıkları arasında sıkışıp kalmış, bir kültürel bunalım ve kimlik arayışı içindeki Cumhuriyet dönemi aydınının ruhsal ve düşünsel sorunlarıyla ilgilenen Atay, bireyi ve bireyin iç dünyasını, iç konuşma, diyalog, psikanaliz, hiciv, taklit, parodi, pastiş, yabancılaştırma tekniği olarak alay gibi çeşitli post-modern teknikleri kullanmak suretiyle romanın merkezine koydu. Atay'ın en kapsamlı monografisini kaleme alan akademisyen, yazar Yıldız Ecevit, verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştı: "Oğuz Atay'ın yaşarken yok sayılmasının nedeni, söylediklerinizin tümünü içine alıyor. Çağını aşan, dahi özellikli sanatçıların ortak yazgısı anlaşılamamak ve dışlanmak. Sanatın gelişmesi, yasallaşmış statükocu estetiğin dışına çıkmakla mümkün olabilir ancak. 'Özlerini yaşadıkları zamanın elinden kurtarıp bütün zamanlar için yaşatabilmeyi başaran' insanlardan söz ediyor Stefan Zweig. Atay bu insanlardan biriydi. Bu nedenle içinde yaşadığı zaman onu affetmedi. Özgür yaratım, zamanla daha üst boyutlara ulaşmada tek yoldur. Türk edebiyatında bu yolu açan kişi Oğuz Atay, bir öncü, bir tür estetik devrimci. O tüm devrimciler gibi bunun bedelini ödedi. Tüm devrimciler gibi, ediniminin kazancını sonraki kuşaklara aktardı. Eğer yaşarken değeri anlaşılsaydı, kuşkusuz on beş yıl daha kazanırdı Türk edebiyatı." Başarılı edebiyatçı, 1974'te sanat muhabiri Pakize Kutlu ile evlendi, 1975'te doçent oldu, 1976'da hastalandı. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle bir süre Londra'da tedavi gören yazar, hastalığından kurtulamayarak 13 Aralık 1977'de İstanbul'da yaşama veda etti. Atay, Edirnekapı Şehitliği'ndeki annesinin yanına defnedildi. Oğuz Atay'ın eserleri şunlar: "Roman: Tutunamayanlar (2 cilt, 1971, 1972), Tehlikeli Oyunlar (1973), Bir Bilim Adamının Romanı(1973), Eylembilim (tamamlanmamış,1998) Öykü: Korkuyu Beklerken (1975) Oyun: Oyunlarla Yaşayanlar (1979-1980) Günlük (1987) Anı: Efendi Kaptan Kurtar Bizi (2005). Topografya (1970)"
- Sabahattin Eyüboğlu
Yazar, akademisyen ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu, edebiyat konularından sanat tarihi sorunlarına uzanan geniş bir alan üzerinde eser verip çeviriler yaptı. ( Yasin Demirci - Anadolu Ajansı ) Akçaabat'ta 1909'da dünyaya gelen ve aynı zamanda ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun ağabeyi olan Eyüboğlu, ilköğrenimini Kütahya'da tamamladı. Eyüboğlu, Trabzon Lisesi'nde son sınıf öğrencisiyken, öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla açılan sınavı kazanıp Fransa'ya giderek Dijon, Lyon ve Paris üniversitelerinde, filoloji, edebiyat ve estetik alanlarında lisans eğitimi aldı. İngiltere'de İngiliz dili ve edebiyatı üzerine araştırmalar da yapan Eyüboğlu, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde 1933'te doçent olarak akademik kariyerine başladı. Yazıları 4 döneme ayrılıyor Yazmaya 1930'larda başlayan Eyüboğlu, "Hakimiyet-i Milliye", "Tan", "Cumhuriyet", "İnsan", "Yaprak", "Varlık", "Yeni Ufuklar", "Ülkü" gibi gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Eyüboğlu ile birlikte Orhan Veli Kanık, Nurullah Ataç ve Melih Cevdet Anday'ın çıkardığı "Tercüme" dergisinin ilk sayısı 19 Mayıs 1940'ta okuyucuyla buluştu. Kendi denemelerinin yanı sıra dünyaca ünlü birçok yazardan çeviriler yayımladıkları dergi, 87 sayı olarak 1966'ya kadar yayın hayatına devam etti. Çok geniş bir yelpazede kaleme aldığı yazıları 1933'ten 1939'un sonuna uzanan İstanbul, 1940'tan 1947'ye kadar Ankara, 1947-1952 arası Paris mektupları ve 1957-1973 arası olmak üzere 4 döneme ayrılan Sabahattin Eyüboğlu'nun asıl etkili ve verimli dönemi 1940'larda başladı. Michel de Montaigne'den Ömer Hayyam'a, Paul Valery'den William Shakespeare'e kadar pek çok yazarın eserini Türkçeye çeviren Eyüboğlu, kısa metrajlı filmlerin yanı sıra eski Anadolu uygarlıkları üzerine belgesel filmler hazırladı. Farklı üniversitelerde ders verdi Eyüboğlu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde 1943-1947 arasında kültür tarihi dersleri verdi ve bu arada Hasan Ali Yücel tarafından kurulan tercüme bürosunda 1939'da başladığı görevini 1947'ye kadar sürdürdü. Aynı yıl gittiği Fransa'dan 1948'de dönen yazar, 1950-1960 arasında İÜ Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde karşılaştırmalı Türk-Fransız edebiyatı, 1951-1958 arasında İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nda sanat tarihi dersleri okuttu. Yazar, 1950'lerin sonlarında yazılarında emperyalizm ve kültür ilişkileri sorununa ağırlık verirken, Türk kültürü konusunda Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat'la birlikte yeni bir Anadoluculuk görüşü getirdi. Ankara'da eğitim müfettişliği ve Talim Terbiye Kurulu üyeliği de yapan Sabahattin Eyüboğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra üniversitedeki görevinden alınan ve "147"ler olarak bilinen 147 akademisyen arasında yer aldıysa da görevlerinin iadesinden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliğine devam etti. Kitaplarıyla ve belgeselleriyle birçok ödül alan Eyüboğlu, 13 Ocak 1973'te kalp krizi nedeniyle vefat etti ve Merkezefendi Mezarlığı'na defnedildi. Eserleri: "Avrupa Resminde Gerçek Duygusu", "Fatih Albümüne Bir Bakış", "Saklı Kilise", "Şiirle Fransızca", "Mavi ve Kara", "Yunus Emre'ye Selam", "Yunus Emre", "Avrupa Resminde Gerçeklik Duygusu", "Sanat Üzerine Denemeler", "Pir Sultan Abdal", "Köy Enstitüleri Üzerine", "Diyelim Söz Arasında", "Kırkpınar" Belgeselleri: "Hitit Güneşi", "Siyah Kalem", "Karanlıkta Renkler", "Anadolu’da Roma Mozaikleri", "Nemrut Dağı Tanrıları", "Ana Tanrıça", "Anadolu Yolları", "Eski Antalya'nın Suları", "Surname", "Karagöz'ün Dünyası", "Yaşamak İçin"
- Behçet Necatigil
Şiirlerinde hem Batı hem de Doğu kültürünü bir araya getiren Behçet Necatigil, edebiyat hayatı boyunca "Yaşadığını yazmak" ilkesine sadık kaldı. Asıl adı Mehmet Behçet Gönül olan şair, vaizlik ve müftülük yapan Kastamonulu Mehmet Necati Gönül ile Geyveli Müderris Hafız İbrahim Hakkı Efendi'nin kızı Fatma Bedriye'nin oğlu olarak, 16 Nisan 1916'da İstanbul Fatih'te dünyaya geldi. Çok yönlü bir karaktere sahip olan usta şair, henüz iki yaşındayken annesini bir hastalık sonucu kaybedince, anneannesi Emine Münire Hanım'ın yanına taşındı. Bir yıl sonra, babası bir saray memurunun kızı olan Saime Hanım ile evlendi. Çocukluk yıllarını anneannesinin evi ile babasının ve üvey annesinin yaşadığı ev arasında geçiren Necatigil, 1923'te ilkokula başladı. Edebiyata ortaokuldayken ilgi duymaya başladı Behçet Necatigil, ilkokulun ilk 4 yılını Beşiktaş Cevri Usta Mektebinde okudu. Anneannesinin rahatsızlığının ardından, Singer firmasında müfettiş olarak Kastamonu'ya atanan babasının yanına giden Necatigil, son sınıfı ise Kastamonu Erkek Muallim Tatbikat Mektebinde tamamladı. Ortaokula 1927'de Kastamonu Lisesinde başlayan Necatigil, yetersiz beslenme ve bakımsızlık nedeniyle başlayan adenit tüberküloz yüzünden öğrenimine ara vermek zorunda kaldı ve tedavi için İstanbul'a geri döndü. Başarılı edebiyatçı, ortaokuldayken edebiyata ilgi duymaya başladı. Edebiyat öğretmeni, şair Zeki Ömer Defne'nin yazması konusunda destek verdiği Necatigil, kendi eliyle yazıp hazırladığı, "Küçük Muharrir" adlı dergiyi 26 sayı çıkardı. Aynı yıllarda, Akşam gazetesinin haftalık "Çocuk Dünyası" sayfasına "Küçük Muharrir" imzasıyla şiir, fıkra ve hikaye yazan Necatigil'in bu çalışmaları 1933'e kadar sürdü. "Kapalı Çarşı" adlı ilk şiir kitabını 1946'da yayımladı Behçet Necatigil, 1931'de Kabataş Lisesinin ortaokul kısmına, ikinci sınıftan kaydoldu. Aynı okulda lise eğitimi de alan usta kalem, lisenin edebiyat kolundan 1936'da birincilikle mezun oldu. Aynı yıllarda, eserleri Varlık Dergisi'nde okurlar buluşan şair Necatigil, 1936'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girerek Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne başladı. Necatigil, 1937'de "Deutscher Akademischer Austauschdienst" kurumunun davetlisi olarak 4 ay boyunca Berlin Üniversitesinde dil eğitimi aldı. Üniversite eğitimini 1940'ta birincilikle tamamlayan ünlü edebiyatçı, daha sonra Kars Lisesi ardından da rahatsızlanması nedeniyle Zonguldak Çelikel Lisesinde kısa bir süre edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. Necatigil, Zonguldak'ta kaldığı dönemde, şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu ile Ocak gazetesi, Kara Elmas dergisi ve Değirmen mecmuasına yazılar yazdı. Şair Necatigil, 1943'te görevlendirildiği İstanbul Pertevniyal Lisesinde 2 ay görev yaptıktan sonra Ankara Yedek Subay okuluna çağırıldı. İzmir'de levazım subayı olarak 30 Kasım 1945'te askerlikten tezkeresini alan usta kalem, aynı yıl "Kapalı Çarşı" adlı ilk şiir kitabını yayımladı. Behçet Necatigil 1946'da, mezun olduğu Kabataş Lisesinde göreve başladı. 1972'de emekli oldu Bir yandan Alman Filolojisi eğitimi alan Necatigil, öğretmenlik yaptığı lisede dersleri arttığı için filoloji eğitimini üçüncü sınıftayken 2 sertifika alarak yarım bıraktı. Necatigil, 1949'da ek ders vermek üzere göreve başladığı Sarıyer Ortaokulunda tanıştığı öğretmen Huriye Hanım ile evlendi. Çiftin, 1951'de Selma, 1957'de ise Ayşe isimli kızları dünyaya geldi. Nüfus kütüğünde yer alan "Gönül" soyadını 1955'te değiştiren şair, resmi olarak Necatigil soyadını aldı. Behçet Necatigil, 1960'ta atandığı İstanbul Eğitim Enstitüsünden 1972'de emekliye ayrıldı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümü öğrencilerine 1979'da kompozisyon dersleri veren şair, bir kaynağa göre, Yıldız Teknik Okulunda da öğretmenlik yaptı. Türk Dil Kurumu ve Türk-Alman Kültür Derneği üyesi olan Necatigil, 1979'un kasım ayında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine yatırıldı. Kısa bir tedavinin ardından, 13 Aralık 1979'da vefat eden Necatigil'in cenazesi, Şişli Camisi'nde kılınan namazın ardından, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Usta edebiyatçının ailesi tarafından, adını yaşatmak amacıyla 1980'den itibaren her yıl, "Behçet Necatigil Şiir Ödülü" veriliyor. Ayrıca Beşiktaş Belediyesi de şairin 10 yılı aşkın yaşadığı ve çok sevdiği Camgöz Sokağı'nın adını Behçet Necatigil Sokağı olarak değiştirdi. Necatigil'in kütüphanesi ve dergi koleksiyonu ise eşi tarafından 1987'de bir Behçet Necatigil Kitaplığı kurulması adına Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin edebiyat fakültesine bağışlandı. Edebi hayatı Kendini sürekli geliştirip olgunlaştırmaya çalışan usta şair, felsefeyle şiiri birleştirerek edebiyata farklı bir soluk getirmeye çalıştı. Şiirlerinde hem Batı hem de Doğu kültürünü bir araya getiren Necatigil, Yılmaz Erdoğan'ın yazıp, yönettiği "Kelebeğin Rüyası" adlı filme de konu oldu. "Yaşadığını yazmak" ilkesine sadık kalan Necatigil, kendi sanat hayatını şöyle anlatmıştı: "Aile muhitimde şiirle, edebiyatla uğraşan hiç kimse yoktu. Kendi halime bırakılmıştım. Her şeyi kendim hazırlamam, kendim keşfetmem gerekiyordu. Bende şairlik, çocukluğumun hastalık ve yalnızlıklarına bir taviz olarak kendiliğinden belirdi. 1931-1933 arası Akşam gazetesinin Çocuk Dünyası sahifesinde 'Küçük Muharrir' imzasıyla manzum, mensur, hikaye, fıkra, şiir gibi bir sürü yazı neşrettim. Merhum İskender Fahrettin, telif hakkı olarak her yazıma bonbon veya bir büyük paket çikolata verirdi. Bu çocukluk heves ve faaliyetleri 1933'te liseye geçmemle birlikte birdenbire değişiklik geçirdi. Necip Fazıl'ı ve Yedi Meşale şairlerini keşfettim. 1932 tarihli 'Onların Şiirleri' başlığını taşıyan Necip Fazıl'ın, Cevdet Kudret'in, Ziya Osman'ın, Yaşar Nabi'nin, Ömer Bedrettin ve Sabri Esad'ın şiirleriyle dolu olan hususi şiir defterim benim tek rehberimdi. Hele ilk gençliğimin ruhuma en yakın şairi Cevdet Kudret'in şiirlerinin üzerimde, 1933'ten itibaren bütün bütün tesiri görüldü." Şairin, Yüksek Öğretmen Okulundan arkadaşı ve uzun yıllar dost olduğu Cahit Külebi de Necatigil hakkında, "Zayıf yapılıydı. Buna karşın çok çalışkan bir öğrenciydi. Ne zaman çalıştığı da görünmez, bilinmezdi. Üniversiteyi bitirdiğinde Türkoloji'de, Arap Fars Dilleri bölümlerinde daha sonra da Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde ısrarla asistanlık önerilerinde bulundular. O hiçbirini kabul etmedi. Şairliğini sürdürmek istiyordu." ifadelerini kullanmıştı. Batılı şair ve yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdı İlk şiirlerindeki açık ve yalın bir söyleyiş kullanan Behçet Necatigil, mısralarında ayrıca yoğunlukla ev, aile, çevre, aşk, bunal, hastalık, yalnızlık ve ölüm kavramlarını işledi. Şiiri hayat bilgisine dönüştürmeye çalıştığı belirtilen usta edebiyatçının eserleri, "Yenilik", "Yeditepe", "Türk Dili", "Yeni Dergi", "Yeni Edebiyat", "Cumhuriyet", "Milliyet-Sanat" gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Necatigil, şiirlerinin yanı sıra Knut Hamsun başta olmak üzere Rainer Marie Rilke, Hermann Hesse, Thomas Mann, Miguel de Unamuno, Stefan Zweig ve Heinrich Heine gibi Batılı şair ve yazarların çok sayıda eserini Türkçeye kazandırdı. Edebiyat öğretmenliği tecrübesi dolayısıyla okullar için edebi şahsiyetler ve eserlerle ilgili el kitabı tarzında sözlük ve antolojiler de hazırlayan Necatigil, "Eski Toprak" adlı kitabıyla 1957 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, "Yaz Dönemi" kitabıyla da TDK 1964 Şiir Ödülü'nü aldı. Necatigil'in vefatından sonra bütün şiirleri, oyunları, yazıları ve konuşmaları Hilmi Yavuz ve Ali Tanyeri tarafından "Bütün Eserleri" adıyla 1981'de yayına hazırlandı. Kitap "Bütün Yapıtları" başlığıyla 1995'te Yapı Kredi Yayınları'nca yeniden yayınlanmaya başlandı. Çeşitli edebiyat konferansları da veren Necatigil, Türkiye'de radyo oyun yazarlığının da öncüsü oldu, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden bazı bölümleri ve şair Ali Ruhi Bey'in hayatının radyo oyunu olarak yazılmasını sağladı. Kendi şiir anlayışını "toplumcu realist" diye tanımlayan Necatigil, hiçbir edebi gruba da katılmadı. Hayatı boyunca şiirin ideolojiden uzak tutulması gerektiğini savunan şair, orta halli ve yoksul insanların sosyal ve ekonomik problemleriyle kendini özdeşleştirdi. Necatigil, bütün şairlerin şiirinde üç temel dönem yaşadıklarını söyleyerek, bu dönemleri de şöyle sıraladı: "Sırasıyla 'gurbet burcu, hasret burcu, hikmet burcu'. İlkinde şair ne yazdığının ve nasıl yazdığının farkında değildir, taklitler yapar, daha çok aşktan söz eder, karşısına iyi veya kötü örnekler çıkabilir. Bu dönem rastgele ve acemice yürüyüş dönemidir. İkinci dönem özentiden, taklitten ve bocalamadan çıkış dönemidir. Şair hasret burcunda kendi kendisi olduğu bir döneme geçmektedir. Hikmet burcunda ise hakikatlerle yüzleşmiş, neyin gerçekleşip neyin gerçekleşemediğini yaşayarak görmüştür. Eserlerinde nutuk, ideoloji ve hamaset geride kalmıştır." 63 yıllık ömrünü edebiyata ve özellikle de şiire adayan usta edebiyatçının eserlerinden bazıları şunlardır: "Çevre (1951), Evler (1953), Eski Toprak (1956), Arada (1958), Dar Çağ (1960), Yaz Dönemi (1963), Divançe (1965), İki Başına Yürümek (1968), En/Cam (1970), Zebra (1973), Kareler Aklar (1975), Sevgilerde (bütün şiirlerinden seçmeler, 1976), Beyler (1978), Gece Aşevi (1967), Üç Turunçlar (1970), Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960), Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1971)."
- Edip Cansever
Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan ve Turgut Uyar'ın isimlerin de yer aldığı "İkinci Yeni" akımının önemli şairlerinden Edip Cansever... İstanbul'da 8 Ağustos 1928'de dünyaya gelen Cansever, edebiyata henüz çocukken ilgi duydu. Şiir yazmaya 13 yaşında başlayan Cansever'in ilk şiiri 1944'te İstanbul Dergisi'nde yayımlandı. Ardından birçok edebiyat dergisinde şiirlerine yer verilen Cansever, yaptığı bir açıklamada,"Yeditepe" dergisindeki yayını ise "şiirinin başlangıcı" olarak değerlendirmişti. İlk şiirlerini Ahmet Hamdi Tanpınar'a gösteren Cansever, İstanbul Erkek Lisesi'nden 1946'da mezun oldu, Yüksek Ticaret Okulunu yarıda bırakarak Kapalıçarşı'da babasından kalan dükkânda halı ve antika eşya ticareti yapmaya başladı. Edip Cansever, Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini topladığı "İkindi Üstü" kitabını 1947'de, 19 yaşındayken okuyucuyla buluşturdu. 1951'de arkadaşlarıyla "Nokta" dergisini çıkarmaya başlayan Cansever, genç şair ve yazarlarla tanışmasını sağlayan dergiyi sekiz sayı çıkardı. İkinci kitabı Dirlik Düzenlik (1954), “Garip Şiiri”nin etkilerini taşısa da, şairin daha sonra İkinci Yeni’ye ulanacak şiir yaklaşımının ilk ipuçları ortaya çıkar. Bu kitaptaki “Masa da Masaymış Ha”, Türk şiirinin en çok bilinen örnekleri arasında yer alacaktır. Cansever şiirinin temellerini atan "Yerçekimli Karanfil" adlı kitabı 1957'de yayımlanan şair, bu kitabında söz dizimini ve çağrışım düzenini bozarak, özgün bir şair olmaya yönelir. Şair, kendine özgü bir şiir dünyası kurduğu kitabıyla 1958'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı aldı. "Anlatıcı bir şairim" Usta şair, TRT'de yayımlanan Edebiyat Dünyası programında, kendisinin "anlatıcı bir şair" olduğunu belirterek, "Her şairi bir öteki şairden ayıran birtakım özellikler vardır. Bu özelliklerden biri ya da birkaçı ağır basar. Bu ağır basan özellikler de genel olarak kişiliği belirler. Benim anlatıcı tavrım, şiirin sınırlarını geçmeden ortaya konmuş bir anlatıcı biçimidir." ifadelerini kullanmıştı. Şiirlerinde kullandığı farklı temalara ilişkin ise Cansever, "Şiirde gözlemin çok büyük rolü var. Deniz, tarih, Anadolu'nun birtakım görülecek yerleri, şaşırtıcı birtakım güzellikler, beni doğa, tarih ve insan ilişkilerine götürdü." değerlendirmesinde bulunmuştu. Şair Cansever, 1958'de "Yerçekimli Karanfil" ile Yeditepe Şiir Armağanını, 1977'de "Ben Ruhi Bey Nasılım" ile Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü, 1981 yılında ise "Yeniden" ile Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü aldı. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini veren Cansever, 1976'dan sonra sadece şiirle uğraştı. Şiiri toplumla ilgi kurmak olarak tanımladı Öncüleri arasında yer aldığı İkinci Yeni'nin temel yönelimlerini kabul etmeyen Cansever, şiirin bireycilikten ve topluma sırtını dönmekten çok daha fazla önemi olduğunu savundu. Edip Cansever, şiiri toplumla ilgi kurmak olarak tanımladı ve şiirde sürekliliğe dikkat çekti. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar da kullanan Cansever, dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairler arasında yer aldı. Usta şair, kapalı, anlaşılması güç ama yine de anlamdan ayrılmayan bir şiir anlayışını benimsedi, yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmeyen Cansever, yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgiyi hep üstünde tuttu. "Fazla şiirden öldü Edip Cansever" Toplam 17 şiir kitabına imza atan şair, kısa şiirlerinde çoğunlukla lirik bir dili tercih ederken, uzun şiirlerinde ise belli varoluşsal sorunsallar üzerinde durdu. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçiren Cansever, 28 Mayıs 1986'da tedavi için getirildiği İstanbul'da 58 yaşında hayatını kaybetti. Cemal Süreya onun için şöyle der: 'Yeşil ipek gömleğinin yakası/ büyük zamana düşer/ her şeyin fazlası zararlıdır ya/ fazla şiirden öldü Edip Cansever’ Hayatının büyük bir kısmını yalnızca şiir yazarak sürdüren Cansever'in son şiirleri, düzyazıları, söyleşiler ve hakkında yazılanlar, ölümünden sonra "Gül Dönüyor Avucumda" kitabında bir araya getirildi. Eserleri İkindi Üstü (1947),Dirlik Düzenlik (1954), Yerçekimli Karanfil (1957), Umutsuzlar Parkı (1958), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961), Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1966), Kirli Ağustos (1970), Sonrası Kalır (1974), Ben Ruhi Bey Nasılım (1976), Sevda ile Sevgi (1977), Şairin Seyir Defteri (1980), Yeniden (1981), Bezik Oynayan Kadınlar (1982), İlkyaz Şikayetçileri (1984), Oteller Kenti (1985), Gül Dönüyor Avucumda (Vefatından sonra, 1987), Sonrası Kalır I, Bütün Şiirleri (2005), Sonrası Kalır II, Bütün Şiirleri (2005)
- Mevlana Celaleddin-i Rumi
İlahi aşka adadığı 66 yıllık ömrü süresince insana ve hayata dair kapsayıcı eserler bırakan Hazreti Mevlana, tasavvufi öğretinin işlendiği önemli eserleriyle yüzyıllardır insanlığın yolunu aydınlatmaya devam ediyor. ( Mahmut Resul Karaca - Anadolu Ajansı ) Batı dünyasında "Anadolulu" anlamına gelen "Rumi" olarak anılan Mevlana, 30 Eylül 1207'de günümüzde Afganistan'ın kuzeyindeki Belh şehrinde dünyaya geldi. Asıl ismi Celaleddin Muhammed olan büyük düşünürün annesi Mümine Hatun, babası "Sultanü'l-ulema" yani "Alimler Sultanı" diye tanınan Bahaeddin Veled, kız kardeşi Fatıma Hatun, ağabeyi de Alaaddin Muhammed'dir. Hazreti Mevlana, Horasan'ın büyük alimlerinden olan Bahaeddin Veled ve ailesiyle, dönemin siyasi olayları ve yaklaşan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrıldı ve Konya'da son bulacak yolculuğuna başladı. "Dünyadaki aşıkların gönüllerine ateş salacak" Yolculuk sırasında Nişabur şehrinde görüştükleri büyük sufi Feridüddin-i Attar, Mevlana'dan etkilendi ve ona bir kitabını hediye etti. Attar, Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled'e "Bu çocuğu aziz tut. Çok geçmeyecek, dünyadaki aşıkların gönüllerine ateş salacak." dedi. Mevlana, Konya'dan önce Mekke, Medine, Şam, Erzincan, Anadolu'nun muhtelif şehirleri ve son olarak da Karaman'da bir süre yaşadı. 9 yıllık eğitimin ardından "halkı irşat" dönemi Mevlana, ailesiyle 7 yıl Karaman'da yaşadıktan sonra 1229 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın daveti üzerine Konya'ya göç etti. Mevlana'nın babası "Alimler sultanı", Konya'ya geldikten 2 yıl sonra vefat edince, halifelerinden Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi, Mevlana'nın manevi eğitimini üstlenmek için Konya'ya geldi. Belh'ten Konya'ya uzanan yolculuk boyunca konakladıkları yerlerde çeşitli alimlerden dersler alan Mevlana, Seyyid Burhaneddin'in isteği üzerine Halep ve Şam'da eğitim gördü. Seyyid Burhaneddin, 9 yıllık eğitim sürecinin ardından Mevlana'ya halkı irşat ve öğretimle meşgul olması gerektiğini belirtti. Şems dönemi Mevlana, 1240 yılından itibaren Konya'da halkı irşat etmeye, dini ilimleri öğretmeye başlayınca, ünü de Konya dışına yayılmaya başlamıştı. 1244 yılında Şems-i Tebrizi adında bir derviş Konya'ya gelip kendisiyle görüşünce, Mevlana'nın üzerinde şiddetli bir etki bıraktı. Manevi alanda ilerlemeyi arzulayan ve bunun için mana adamlarının peşinde olan Mevlana, aradığını Şems'te buldu. Şems'le tasavvuf hırkasını giyen, cezbe, vect, aşk ve coşkuyla şiirler okuyan Mevlana, semaya başladı. Mevlana, hayatının bundan sonraki bölümünü şiire, musikiye ve semaya ayırdı. "Mesnevi, arayanlara doğru yolu gösterecek" Mevlana, ömrünün son 10-15 yıllık devresinde, kendisine büyük sevgiyle bağlı sırdaşı Çelebi Hüsamettin'in tavsiyesi üzerine Mesnevi'yi ortaya çıkardı. Dini bilgilerden siyasete, sağlıktan insan ilişkilerine ve hayata dair birçok konuya yer verdiği, 26 bin beyte yaklaşan 6 ciltlik bu önemli eseri için Mevlana, "Bizden sonra Mesnevi şeyhlik edecek, arayanlara doğru yolu gösterecek, onları yönetecek ve önderlik yapacaktır." ifadesini kullandı. Mevlana'nın vefatı: Düğün Gecesi Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlana, 17 Aralık 1273'te bir pazar günü "sevgilisi"ne kavuştu. Onun için ölüm, aşka ve sevgiliye kavuşmaktı. Bu nedenle öldüğü gün yüzyıllardır "düğün gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arus" adıyla anılıyor. "Canım tenimde oldukça Kur'an'ın kölesiyim. Ben Hakk'ın seçkin peygamberi Muhammed'in yolunun toprağıyım. Her kim bundan başka benden bir söz naklederse ona çok üzülür ve o sözden de çok üzüntü duyarım." diyen Mevlana, bütün eserlerinde Allah'a ve Hazreti Muhammed'e sevgisini ilan etti. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir." sözleriyle gönüllerde kalıcı bir yer bulmak istediği anlaşılan Mevlana, insanlığa Mesnevi'nin yanı sıra şu eserleri bıraktı: Divan-ı Kebir: "Büyük divan" anlamına gelen kitap, gazel, terkib-i bend ve rubailerden oluşan 40 bin beyitlik bir eserdir. Fihi Ma Fih: "İçindeki içindedir, yahut içinde ne varsa o'dur" anlamına gelir. Mevlana'nın sohbetlerini içeren bir eserdir. Mecalis-i Seba: "Yedi meclis" demektir. Mevlana'nın camilerdeki vaazlarını içeriyor. Mektubat: Mevlana'nın devlet büyüklerine yazdığı mektuplardan oluşuyor.
- Emin Bülent Serdaroğlu
Emin Bülent Serdaroğlu (d. 1886 - ö. 28 Kasım 1942), Dedesi Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa,babası Ömer Muzaffer beydir. Annesi ise Müşir Cemil Paşa’nın kızıdır. Çocuk yaşta annesini kaybett. Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) okudu ve futbola orada başladı. 1905 yılında Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Galatasaray Futbol Takımının ilk Türk kaptanıdır. Galatasaray Spor Kulübü’nün 2 numaralı kurucu üyesidir. Fenerbahçe’yle 17 Ocak 1909′da yapılan ilk maçta iki golü de o attı. Aynı zamanda şairdir. Şair olarak Fecr-i Ati Topluluğu kurucularından biriydi. Toplumsal ve ulusal konularda şiirler yazar. Victor Hugo’nun ‘Mavi Gözlü Yunan Çocuğu’ adlı eserine karşı yazdığı ‘Kin’ adlı şiiri ile o dönemde çok geniş yankılar uyandırmıştır. Kin ve Hisarlara Karşı eserleriyle Milli Edebiyat’ın habercisi olmuştur. Ahmet Haşim onun şiiri için “Türk şiirinin üstünden bir kuyruklu yıldız gibi geçti ondan ağzımızda tamamlanmamış bir lezzet kaldı” demiştir. Kin adlı şiirini Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok severdi. Hatta Çanakkale’de düşmana karşı savaşırken en zor zamanlarda o şiirin “Garbın cebin-i zalimi (Batı’nın çirkin zalimi) affetmedim seni” dizesini bağıra bağıra ezberinden okurdu. Emin Bülent Serdaroğlu 1932 yılında Kin adlı şiirini Atatürk’ün huzurunda kendi ağzından seslendirdi. Balkan Savaşı’na kendi atıyla katılan, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde çarpışan Emin Bülent Serdaroğlu’nun ölümünden önceki son sözleri, “Lüleburgaz, Lüleburgaz. Harp ediyoruz” olmuştu. ESERLERi: Kin, Hatay’a Selam, Dev şarkısı KİN Göster sema-yı mağribe yüksel de alnını, Dök kalb-i saf-ı millete feyz-i beyanını! Al bayrağınla çık, yürü sağken zafer nüma, Bir gün şehit olunca sen, olsun kefen sana! Ey makber-i muazzam-ı ecdadı titreten, Düşman sadası, sus, yine yükselme gölgeden! Kafir! Hilal-i rayet-i İslam'a hürmet et, Toplar boğar hitabını dağlarda akıbet! Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini, Binlerce can dirilse de nakletse geçmişini! Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni, Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi!.. Ben şurezar-ı kalbimi kinimle süslerim, Kalbimde bir silah ile ferdayı beklerim. Kabrinde müsterih uyu ey namdar atam! Evladının bugünkü adı sade intikam!
- Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler
1. Etmek, edilmek, eylemek, olmak, olunmak yardımcı fiilleriyle kurulan birleşik fiiller, ilk kelimesinde herhangi bir ses düşmesi veya türemesine uğramazsa ayrı yazılır: alt etmek, arz etmek, azat etmek, dans etmek, el etmek, göç etmek, ilan etmek, kabul etmek, kul etmek, kul olmak, not etmek, oyun etmek, söz etmek, terk etmek, var olmak, yok etmek, yok olmak vb. 2. Birleşme sırasında kelimelerinden hiçbiri veya ikinci kelimesi anlam değişikliğine uğramayan birleşik kelimeler ayrı yazılır. a. Hayvan türlerinden birinin adıyla kurulanlar: ada balığı, ateş balığı, dil balığı, fulya balığı, kedi balığı, kılıç balığı, köpek balığı, ton balığı, yılan balığı; acı balık, bıyıklı balık, dikenli balık vb. ardıç kuşu, arı kuşu, çalı kuşu, deve kuşu, muhabbet kuşu, saka kuşu, tarla kuşu, yağmur kuşu; alıcı kuş, boğmaklı kuş, makaralı kuş vb. ağustos böceği, ateş böceği, cırcır böceği, hamam böceği, ipek böceği, uçuç böceği, uğur böceği; ağılı böcek, çalgıcı böcek, sümüklü böcek vb. at sineği, et sineği, meyve sineği, sığır sineği, su sineği, uyuz sineği vb. deniz yılanı, ok yılanı, su yılanı; Ankara keçisi, dağ keçisi, yaban keçisi; fındık faresi, tarla faresi; dağ sıçanı, tarla sıçanı; Beç tavuğu, dağ tavuğu; ada tavşanı, yaban tavşanı; kaya örümceği, şeytan örümceği; bal arısı, yaprak arısı; Pekin ördeği, deniz ördeği; Ankara kedisi, bozkır kedisi; Afrika domuzu, yer domuzu vb. b. Bitki türlerinden birinin adıyla kurulanlar: ayrık otu, beşparmak otu, çörek otu, eğrelti otu, güzelavrat otu, kelebek otu, ökse otu, pisipisi otu, taşkıran otu, yüksük otu; acı ot, sütlü ot vb. ateş çiçeği, çuha çiçeği, güzelhatun çiçeği, ipek çiçeği, küpe çiçeği, lavanta çiçeği, mum çiçeği, yayla çiçeği, yıldız çiçeği; ölmez çiçek vb. a vize ağacı, ban ağacı, dantel ağacı, kâğıt ağacı, mantar ağacı, öd ağacı, pelesenk ağacı, tespih ağacı vb. altın kökü, eğir kökü, helvacı kökü, meyan kökü; ek kök, saçak kök, yumru kök vb. dağ elması, yer elması; çalı dikeni, deve dikeni; köpek üzümü, kuş üzümü; çakal armudu, dağ armudu; at kestanesi, kuzu kestanesi; can eriği, gövem eriği; kuzu mantarı, yer mantarı; su kamışı, şeker kamışı; dağ nanesi, taş nanesi; ayı gülü, Japon gülü; Antep fıstığı, çam fıstığı; sırık fasulyesi, soya fasulyesi; Amerikan bademi, taş bademi; Afrika menekşesi, deniz menekşesi; Japon sarmaşığı, kuzu sarmaşığı; Hint inciri, kavak inciri; armut kurusu, kayısı kurusu; kaya sarımsağı, köpek sarımsağı; şeker pancarı, yaban pancarı vb. kuru fasulye, kuru incir, kuru soğan, kuru üzüm vb. UYARI: Çiçek dışında anlamlar taşıyan baklaçiçeği (renk), narçiçeği (renk), suçiçeği (hastalık); ot dışında anlamlar taşıyan ağızotu (barut), sıçanotu (arsenik); ses düşmesine uğramış olan çöreotu ve yazımı gelenekleşmiş olan semizotu, dereotu bitişik yazılır. c. Nesne, eşya ve alet adlarından biriyle kurulan birleşik kelimeler: alçı taşı, bileği taşı, çakmak taşı, Hacıbektaş taşı, kireç taşı, lüle taşı, Oltu taşı, sünger taşı, yılan taşı; buzul taş, damla taş, dikili taş, kayağan taş, yaprak taş vb. arap sabunu, el sabunu; kahve değirmeni, yel değirmeni; kahve dolabı, su dolabı; müzik odası, oturma odası; duvar saati, kol saati; duvar takvimi, masa takvimi; kriz masası, yemek masası; itfaiye aracı, kurtarma aracı; masa örtüsü, yatak örtüsü; el kitabı, okuma kitabı; Frenk gömleği, İngiliz anahtarı, İngiliz sicimi; alt geçit, tüp geçit, üst geçit; çekme demir, çekme kat, dolma kalem, dönme dolap, kesme kaya, toplu iğne, vurmalı çalgılar, vurmalı sazlar, yapma çiçek vb. afyon ruhu, katran ruhu, lokman ruhu, nane ruhu, tuz ruhu vb. ç. Yol ve ulaşımla ilgili birleşik kelimeler: Arnavut kaldırımı; çevre yolu, deniz yolu, hava yolu, kara yolu, keçi yolu; köprü yol vb. d. Durum, olgu ve olay bildiren sözlerden biriyle kurulan birleşik kelimeler: açık oturum, açık öğretim, ana dili, Ay tutulması, baş ağrısı (hastalık), baş belası, baş dönmesi, çıkış yolu, çözüm yolu, dil birliği, din birliği, güç birliği, iş birliği, iş bölümü, madde başı, ses uyumu, yer çekimi vb. e. Bilim ve bilgi sözleriyle kurulan birleşik kelimeler: anlam bilimi, dil bilimi, edebiyat bilimi, gök bilimi, halk bilimi, ruh bilimi, toplum bilimi, toprak bilimi, yer bilimi; dil bilgisi, halk bilgisi, ses bilgisi, şekil bilgisi vb. f. Yuvar ve küre sözleriyle kurulan birleşik kelimeler: göz yuvarı, hava yuvarı, ısı yuvarı, ışık yuvarı, renk yuvarı, yer yuvarı; hava küre, ışık küre, su küre, taş küre, yarı küre, yarım küre vb. g. Yiyecek, içecek adlarından biriyle kurulan birleşik kelimeler: bohça böreği, talaş böreği; badem yağı, kuyruk yağı; arpa suyu, maden suyu; tulum peyniri, beyaz peynir; Adana kebabı, tas kebabı; İnegöl köftesi, İzmir köftesi; ezogelin çorbası, yoğurt çorbası; irmik helvası, koz helva; acı badem kurabiyesi; Kemalpaşa tatlısı, yoğurt tatlısı; badem şekeri, kestane şekeri; balık yumurtası, lop yumurta vb. burgu makarna, yüksük makarna; kakaolu kek, üzümlü kek; çiğ köfte, içli köfte; dolma biber, sivri biber; esmer şeker, kesme şeker; süzme yoğurt; yarma şeftali; kuru yemiş vb. ğ. Gök cisimleri: Çoban Yıldızı, Kervan Yıldızı, Kutup Yıldızı, kuyruklu yıldız; gök taşı, hava taşı, meteor taşı vb. h. Organ veya organ yerine geçen sözlerden biriyle kurulan birleşik kelimeler: patlak göz, süzgün göz; aşık kemiği, elmacık kemiği; serçe parmak, şehadet parmağı, yüzük parmağı; azı dişi, köpek dişi, süt dişi; kuyruk sokumu, safra kesesi; çatma kaş, takma diş, takma kirpik, takma kol; ekşi surat, kepçe surat; gaga burun (kimse), karga burun, kepçe kulak vb. ı. Benzetme yoluyla insanın bir niteliğini anlatmak üzere bitki, hayvan ve nesne adlarıyla kurulan birleşik kelimeler: çetin ceviz, çöpsüz üzüm; eski kurt, sarı çıyan, sağmal inek; eski toprak, eski tüfek, kara maşa, sapsız balta, çakır pençe, demir yumruk, kuru kemik vb. i. Zamanla ilgili birleşik kelimeler: bağ bozumu, gece yarısı, gün ortası, hafta başı, hafta sonu vb. 3.-r / -ar / -er, -maz / -mez ve -an / -en sıfat-fiil ekleriyle kurulan sıfat tamlaması yapısındaki birleşik kelimeler ayrı yazılır: bakar kör, çalar saat, çıkar yol, döner sermaye, güler yüz, koşar adım, yazar kasa, yeter sayı; çıkmaz sokak, geçmez akçe, görünmez kaza, ölmez çiçek, tükenmez kalem; akan yıldız, doyuran buhar, uçan daire vb. 4. Renk sözü veya renklerden birinin adıyla kurulmuş isim tamlaması yapısındaki renk adları ayrı yazılır: bal rengi, duman rengi, gümüş rengi, portakal rengi, saman rengi; ateş kırmızısı, boncuk mavisi, çivit mavisi, gece mavisi, limon sarısı, safra yeşili, süt kırı vb. 5. Rengin tonunu belirtmek üzere renkten önce kullanılan sıfatlar ayrı yazılır: açık mavi, açık yeşil, kara sarı, kirli sarı, koyu mavi, koyu yeşil vb. 6. Yer adlarında kullanılan batı, doğu, güney, kuzey, güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu, aşağı, yukarı, orta, iç, yakın, uzak kelimeleri ayrı yazılır: Batı Trakya, Doğu Anadolu, Güney Kutbu, Kuzey Amerika, Güneydoğu Anadolu, Aşağı Ayrancı, Yukarı Ayrancı, Orta Anadolu, Orta Asya, Orta Doğu, İç Asya, İç Anadolu, Yakın Doğu, Uzak Doğu vb. 7. Kişi adlarından oluşmuş mahalle, bulvar, cadde, sokak, ilçe, köy vb. yer ve kuruluş adlarında, sondaki unvanlar hariç şahıs adları ayrı yazılır: Yunus Emre Mahallesi; Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ziya Gökalp Bulvarı; Nene Hatun Caddesi; Fevzi Çakmak Sokağı, Cemal Nadir Sokağı; Koca Mustafapaşa; Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Sütçü İmam Üniversitesi vb. 8. Dış, iç, sıra sözleriyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır: ahlak dışı, çağ dışı, din dışı, kanun dışı, olağan dışı, yasa dışı; ceviz içi, hafta içi, yurt içi; aklı sıra, ardı sıra, peşi sıra, yanı sıra vb. 9. Somut olarak yer belirten alt ve üst sözleriyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır: deri altı, su altı, toprak altı, yer altı (yüzey); böbrek üstü bezi, tepe üstü (en yüksek nokta) vb. 10. Alt, üst, ana, ön, art, arka, yan, karşı, iç, dış, orta, büyük, küçük, sağ, sol, peşin, bir, iki, tek, çok, çift sözlerinin başa getirilmesiyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır: alt kurul, alt yazı; üst kat, üst küme; ana bilim dalı, ana dili; ön söz, ön yargı; art damak, art niyet; arka plan, arka teker; yan cümle, yan etki; karşı görüş, karşı oy; iç savaş, iç tüzük; dış borç, dış hat; orta kulak, orta oyunu; büyük dalga, büyük defter; küçük harf, küçük parmak; sağ açık, sağ bek; sol açık, sol bek; peşin fikir, peşin hüküm; bir gözeli, bir hücreli; iki anlamlı, iki eşeyli; tek eşli, tek hücreli; çok düzlemli, çok hücreli; çift ayaklılar, çift kanatlılar vb.
- Bazı Milletlerin Doğal Destanları
Bazı milletlere ait doğal destanlar aşağıdaki gibidir:
- Türkçenin Konuşulduğu Coğrafyalar
Türkçe bugün yaklaşık 12 milyon kilometre karelik geniş bir coğrafyada konuşulmaktadır. Ünlü Türkolog Radloff’a göre dünya dilleri arasında Türk dili kadar geniş bir alana yayılmış başka bir dil yoktur. Bu dilin sınırları Bosna’dan Çin seddine, Orta İran’dan Kuzey Buz Denizi’ne ulaşmaktadır. Dünyada Türkiye ve Kıbrıs dışında Türkçenin konuşulduğu bölgeler ve konuşan sayısı şöyledir: Avrupa’da: Batı Avrupa ülkeleri: Türkiye Türkçesi (2 milyondan fazla) Bulgaristan: Türkçe (yaklaşık 1 milyon), Tatarca (11.000), Gagauzca (yaklaşık 5.000) Makedonya: Türkiye Türkçesi (80.000) Moldova: Gagauzca (150.000) Litvanya: Karayca (50) Polonya: Karayca (20) Romanya: Tatarca (24.000), Türkçe (yaklaşık 24.000), Gagauzca Yugoslavya: Türkiye Türkçesi (yaklaşık 20 bin) Yunanistan: Türkiye Türkçesi (yaklaşık 120 bin) Asya’da: Afganistan: Özbekçe (1.4 milyon), Türkmence (380.000), Kazakça (2.000), Karakalpakça (2.000), Kırgızca (500), Afşarca (45.000). Azerbaycan: Azeri Türkçesi (6 milyon) Çin: Yeni Uygur Türkçesi (7 milyondan fazla), Kazakça (1 milyondan fazla), Kırgızca (140.000), Salarca (yaklaşık 74.000), Sarı Uygurca (5.000), Tuvaca (400) Ermenistan: Azeri Türkçesi (40.000) Gürcistan: Azeri Türkçesi (300.000) Irak: Irak Türkmence (yaklaşık 400.000) İran: Azeri Türkçesi (13 milyon), Kaşgayca (1.5 milyon), Horasani (2 milyon), Türkmence (500 bin), Halaçça (28.000) Kazakistan: Kazakça (7.3 milyon), Özbekçe (350.000), Tatarca (340.000), Uygurca (245.000), Çuvaşça (23.000), Gagauzca (1.000) Kırgızistan: Kırgızca (2.4 milyon), Özbekçe (600.000) Moğolistan: Kazakça (100.000), Yeni Uygurca (1.000), Tuvaca (6.000) Rusya: Oyrotça, Teleütçe (52.000), Hakasça (58.000), Şorca (10.000), Tuvaca (200.000), Yakutça (400.000), Dolganca (5.000), Çuvaşça (1.125.000), Tatarca (3 milyon), Başkurtça (1 milyon), Kumukça (30.000), Nogayca (70.000), Karayca (70.000), Balkarca (40.000), Gagauzca (10.000) Tacikistan: Özbekçe (1.4 milyon) Türkmenistan: Türkmence (3 milyon), Özbekçe (350 bin), Kazakça (80 bin) Ukrayna: Gagauzca (32 bin), Kırım Tatarcası (300 bin) Özbekistan: Özbekçe (16 milyon), Karakalpakça (450 bin), Kırım Tatarcası (200 bin), Kazakça (900 bin), Çuvaşça (9 bin). Avustralya’da: Türkiye Türkçesi (40.000) Prof. Dr. Ahmet MERMER
- Temel İşlevlerine Göre Rehberlik Türleri
Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı ve Başöğretmenlik Eğitim Programı: Özel Eğitim ve Rehberlik - Temel İşlevlerine Göre Rehberlik Türleri Rehberlik çalışmalarıyla yapılan her bir hizmet belli bir amaca yöneliktir ve bir işlevi (fonksiyonu) vardır. Bazı rehberlik hizmetleri aynı anda birden fazla işlevi yerine getirebilir. Örnrğn, okula gelen öğrenciye oryantasyon hizmetinin verilmesi hem uyum sağlayıcı bir işlev gördüğü gibi, ileride ortaya çıkabilecek disiplin sorunlarını da engellediği için önleyici rehberlik işlevini de gerçekleştirebilir. Uyum Sağlayıcı Rehberlik Öğrencilerin hem okula, hem kendilerine hem de çevrelerine uyumunu kolaylaştırmaya yönelik hizmetlerdir. “Oryantasyon” ve “psikolojik danışma” hizmeti rehberliğin uyum sağlayıcı işlevi doğrultusunda verilen hizmetlerdendir. Bireyin uyum sorunu yaşaması bazen kendinden bazen de çevresinden kaynaklanabilir. Uyum sağlayıcı rehberliğin amacı; uyum sorunlarının nedenini bulup incelemek, uyum düzeyini arttırmak ve bireylerin ortama uyum sağlamalarını kolaylaştırmaktır. Ör) Başka bir okuldan yeni gelen bir öğrencinin okula uyum sağlamasına yönelik hizmetler (fiziksel ve sosyal koşulları öğretmek). Köyden kente göçler, bilim ve teknolojideki ilerlemeler ve öğrenci sayısının artması gibi etkenler uyum sorunlarına neden olabilir. Yöneltici Rehberlik Bireyin ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerine uygun bir meslek ya da okul (ders) seçmesi için ona yardım etmek ve bilgi sunmak yöneltici rehberlik hizmetlerine girer. Böylece bireyin kendine uygun bir alana yönelmesi ve başarılı olabilmesi mümkün olur. Öğrencinin uygun mesleği seçebilmesi için mesleki rehberlik çalışmalarının yapılması ve uygun okul seçimlerine yardımcı olacak eğitsel rehberlik çalışmaları bu işlevlerdendir. Bu hizmetlerin sağlıklı yapılabilmesi için bireyin kendini tanıyıp anlaması ve hedefini belirlemesi gerekir. Yöneltici rehberlik hizmetleri sayesinde bireyin sahip olduğu potansiyeller daha iyi kullanılabilir. Böylece toplumun verimli insan gücü ihtiyacı da karşılanmış olur. Ö.K.H.’nin alt hizmet alanlarından olan “özel yetiştirme hizmetleri” ve “sosyo-kültürel hizmetler” bu alanla ilgilidir. Birey adına karar vermek değil, bireyin sağlıklı kararlar vermesine yardımcı olmak amaçlanır. Ayarlayıcı Rehberlik Öğrencilerin sağlıklı yetişmeleri için ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarına uygun eğitim hizmetlerinin müfredat programlarında bulunması gerekir. Bunun için program yapıcılarına ve eğitim planlayıcılarına yardım etmek gerekir. Eğitimin planlanmasında ve geliştirilmesinde rehberliğin bu işlevi (ayarlayıcılık) önem kazanır. Modern eğitim programlarında bireysel farklılıklar ve çevre şartları dikkate alınır. Aksi takdirde eğitimden beklenen sonuç alınamaz. Psikolojik danışmanların; öğrencilerin ilgi, ihtiyaç, yetenek ve problemlerini öğrenme fırsatı bulabildikleri için, bu bilgileri program yapıcılarla paylaşmaları gerekir. Bu bilgiler paylaşılırken gizlilik ilkesi ihlal edilmemelidir. Eğitim programları öğrencilere ve çevresel koşullara ne kadar uygun olursa verimlilik de o kadar artar. Ayarlayıcı rehberlik hizmetleri, öğrencilere doğrudan değil dolaylık olarak verilen bir hizmettir. Okullarda rehber öğretmenlerin rehberlik programlarını hazırlaması, sınıf rehber öğretmenlerinin ise sınıf rehberlik planlarını hazırlaması rehberliğin ayarlayıcı işlevine örnektir. Çünkü hem programlarda hem de planlarda etkinliklerin nasıl sunulacağı düzenlenmekte ve ayarlanmaktadır. Tamamlayıcı Rehberlik Rehberlik hizmetleri eğitim-öğretimin tamamlayıcısıdır. Rehberliğin, öğretim dışındaki çalışmalarla eğitimin amacına ulaşmasına yardımcı olması tamamlayıcı rehberliktir. Örneğin, etkili ders çalışma becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar, öğrencilere ders çalışma programı hazırlama gibi etkinlikler vardır. Kaliteli eğitim için bilgilerin özümsenmesi gerekir. Öğretim etkinlikleri rehberlik hizmetleri ile birlikte sürdürüldüğünde istenilen kaliteye ulaşılabilir. Öğretmenlerin rehberlikle ilgili bilgi ve becerileri önem kazanır. Öğretmenlerin bu bilgi ve beceri ne kadar fazla olursa, öğrencilerinin başarılarına o kadar çok katkı sağlayabilirler. Öğretmenlerin rehberlik bilgilerine sahip olması tamamlayıcı işlevi daha da güçlendirir. Tamamlayıcı rehberliğin amaçları, eğitimin amaçlarının gerçekleşmesine yardımcı olmaktır. Bazen rehberlik hizmetleri bir eğitim faaliyeti gibi sunulabilir. Okullara “rehberlik saati”nin konulması rehberliğin tamamlayıcılık işlevlerindendir. Ör) Dikkatini toplamakta zorlanan bir öğrencinin ders öğretmeni tarafından tahtaya yakın oturtulup, pencereden uzak bırakılarak dersi dinlemesini sağlaması. Önleyici Rehberlik Gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları, ortaya çıkmadan önce öngörerek tedbir almaya yönelik hizmetleri kapsar. Önleyici rehberlik, bireylerin sorunlarla karşılaşmasından önce verilen hizmetlerdir. Sadece belli özelliklere sahip öğrencilere değil, bütün öğrencilere yöneliktir. Amaç sorunları hiç yaşanmadan engelleyebilmektir. Duygusal gerginliklerin, zararlı alışkanlıkların, disiplin ve uyum sorunlarının ortaya çıkmaması için yapılabilecek çalışmalar rehberliğin önleyici işlevine uygundur. Öğrencilere, anne-babalara, öğretmenlere ve yöneticilere öğrencilerin ihtiyaçları, karşılaşabilecekleri kriz durumları, kaygı yaratabilecek durumlar (sınav kaygısı) ve bunlarla başa çıkma yolları vb. konular hakkında bilgiler vererek muhtemel sorunların ortaya çıkması engellenebilir. “Bir sorunu halletmenin en iyi yolu, o sorunun ortaya çıkmasını engellemektir” mantığıyla hareket edilir. Örneğin, sigara ve uyuşturucu bağımlılığını önlemeye yönelik faaliyetler, iletişim çatışmalarını engellemeye yönelik iletişim becerileri eğitimi, aile içi şiddetin ortaya çıkmaması için anne-baba okulu programlarının düzenlenmesi, koruyucu hekimlik hizmetleri vb. çalışmalar önleyici rehberlik anlayışına uygundur. İyileştirici (Düzeltici-Çare Bulucu) Rehberlik Bireyin yetersizliklerine (sorunlarına) odaklanılmakta ve istenmeyen davranışlar düzeltilmeye çalışılmaktadır. Saldırganlık, okul fobisi, tırnak yeme gibi davranış bozukluklarını düzeltmeye ve çare bulmaya yönelik çalışmaları kapsar. Özgüveni ve özsaygısı düşük, okul başarısı yetersiz öğrencilerin bu sorunlarını yenmeleri için verilecek hizmetler de iyileştirici rehberliğe girer. İstenmeyen özellikler ve davranışlar ortadan kaldırılarak bunların yerine, uygun özellik ve davranışların yerleştirilmesi amaçlanır. Devam etmekte olan bir soruna müdahale edilir ve düzeltilmeye çalışılır. Krize Müdahale Edici Rehberlik Kriz; bir kişinin, grubun, örgütün ya da topluluğun normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen acil ilgi ve çözüm gerektiren, ertelenemeyen, sıra dışı (anormal), beklenmeyen bir durum ya da ani değişikliklerdir. Kısacası kriz, acil ve ani müdahaleyi gerektiren durumlardır. Örneğin, ölüm, cinayet, intihar, kaza, doğal afetler (yangın, deprem, sel, çığ, fırtına.), şiddet olayları vb. Kriz durumlarında bireyler travmalar yaşayabilir. Bu tür durumlarda diğer rehberlik hizmetleri geçici olarak ertelenip kriz durumuna yönelik acil çözümler aranır. Kriz durumlarında “psikolojik danışma” hizmeti ön plana çıkabilir. Maddi durumlar söz konusu olduğunda ise “sosyal yardım hizmetine” uygun hareket edilir. Kriz durumlarında rehber öğretmen; Görünür ve ulaşılabilir olmalı, Diğer etkinlikleri ertelemeli, İş birliği yapabilecek kişileri belirlemeli, Bireye veya gruba danışmanlık yapmalı. Kriz durumundan etkilenmiş kişileri tespit etmeli, Krizden etkilenen bireylerin yakınlarıyla bağlantı kurmalı, Krizden etkilenen bireylerle ilgili kayıt tutmalı ve izleme çalışmaları yapmalı. Geliştirici Rehberlik Gelişimsel rehberlik anlayışının ortaya çıkmasıyla birlikte, rehberlik hizmetlerinin geliştirici işlevi önem kazanmıştır. Herhangi bir gelişim dönemini başarıyla geçen bireylerin, daha sonraki gelişim dönemlerinin ödevlerini de başarıyla geçeceğine inanılır. Öğrencilerin içinde bulundukları dönem dikkate alınarak biyo-psiko-sosyal yönlerden sağlıklı bir şekilde gelişmeleri desteklenir. Örneğin grup rehberlik çalışması yapılarak, öğrencilere ergenlik döneminin özellikleri hakkında bilgi verilmesi, “olumlu benlik” algısının oluşmasına yönelik çalışmalar yapılması. Geliştirici rehberliğin amacı, bireylerin içinde bulunduğu gelişim dönemine özgü gelişim görevlerini daha rahat başarabilmeleri için çeşitli etkinliklerin yapılmasıdır. Örneğin okul öncesi dönemde öğrencilerin el becerilerini geliştirmeye yönelik etkinlikler, ortaöğretimdeki (lisedeki) öğrencilerin mesleki ilgilerini ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalar, yükseköğretimdeki (üniversitedeki) öğrencilerin iş ve eş seçimini kolaylaştırmak amacıyla yapılan etkinlikler vb.
- Sosyal Etkileşim ve İletişim
Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı ve Başöğretmenlik Eğitim Programı Çalışma Notları: Sosyal Etkileşim ve İletişim İletişim Nedir? Türk Dil Kurumu iletişimi, "Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon." olarak tanımlanmaktadır. İletişim duygu, düşünce ve bilgilerin türlü yollarla başkalarına aktarılmasıdır. İletişim insanların temel ihtiyaçlarındandır. İnsanların duygularını, düşüncelerini ve hayallerini başkalarıyla paylaşma ihtiyacı iletişimi ortaya çıkarmıştır. İnsanlık tarihi kadar eski olan iletişim, tarihî süreç içinde gelişmiş ve biçimlenmiştir. Sosyal ortamda en etkili ve gelişmiş iletişim aracı olarak dil kullanılmıştır. İletişimin Ögeleri İletişim, sosyal yaşamda gerçekleşen bir süreçtir. Bu süreç iletişim ögeleriyle biçimlenir. Bu ögeler; gönderici, alıcı, ileti, kanal, geri bildirim, kod ve bağlamdır. Gönderici (Kaynak): İletişimi başlatan ögedir. Amacına uygun bir bilgiyi, isteği, düşünceyi alıcıya gönderir. Alıcı: Kodlanmış iletiyi alan, ona anlam verip kodu çözen iletişim ögesidir. İletişimin tam olarak gerçekleşebilmesi için alıcının göndericiye geri bildirimde bulunması gerekir. İleti (Mesaj): Göndericinin düşüncelerinin, isteklerinin, duygularının görsel veya işitsel hâle dönüşmüş şeklidir. İleti konuşma, yazı, hareket, resim vb. şekilde gönderilebilir. Kanal: İletinin alıcıya ulaşmasında kullanılan yol ve araçtır. Işık, hava, ses vb. iletiyi alıcıya taşıyan kanaldır. İnsan duyu organlarıyla iletiyi alır ve anlamlandırır. Geri Bildirim (Dönüt): Göndericinin iletisine alıcının verdiği karşılıktır. Gönderici, iletinin anlaşılıp anlaşılmadığını geri bildirim sayesinde öğrenir. Kod (Şifre): İletinin özel bir tarzda düzenlenmiş hâlidir. İletişimin gerçekleşebilmesi için göndericinin ve alıcının aynı kodu bilmesi gerekir. Türkçe konuşan bir kişinin iletisinin alıcı tarafından anlaşılabilmesi için alıcının da Türkçe bilmesi gerekir. Dil, iletiyi ulaştırmak için kullanılan en yaygın koddur. Kodlar bireyin yaşadığı kültürel çevreye bağlı olarak anlam kazanır. Bağlam: İletişime katılan ögelerin birlikte oluşturduğu ortamdır. Bağlamsız bir iletişim düşünülemez. Anlatımın Özellikleri Açıklık: Anlatımın belirsizlik taşımaması, net olmasıdır. Metinde yoruma göre değişmeyen ifadelere yer verilir. Noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılır. Tartışmaya yol açmayacak bir anlatım söz konusudur. Metinden herkes aynı anlamı çıkarır. Akıcılık: Anlatımın ses akışına uygun olmasıdır. Metinde okunması kolay ifadelere yer verilir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarından kaçınılır. Yalınlık: Anlatımda gereksiz ayrıntılardan, süslü ve sanatlı söyleyişlerden kaçınmaktır. Uzun cümleler, imgeler, sanatlı ve süslü anlatım yalınlığı bozar. Anlatımda kolay anlaşılır bir dil tercih edilir. Duruluk: Anlatımda gereksiz sözlere yer vermemektir. Bir söz cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma veya bozulma olmuyorsa o söz gereksizdir. Düşünceyi Geliştirme Yolları Bir konuda ileri sürülen düşünceyi geliştirmek, desteklemek, inandırıcı kılmak ve düşüncenin etkisini artırmak amacıyla birtakım yollara başvurulur. Başlıca düşünceyi geliştirme yolları şunlardır: Tanımlama: Varlık ya da kavramların belirgin özellikleriyle tanıtılmasıdır. Sözü edilen varlık ya da kavramla ilgili “nedir, kimdir” sorularının karşılığıdır. Örnekleme: Düşünceyi somut kılmak için örneklerden yararlanmaktır. Amaç, anlatılanların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Tanık Gösterme: Düşünceyi desteklemek amacıyla konuyla ilgili söz sahibi, güvenilir bir kişinin sözünden yararlanmaktır. Karşılaştırma: Aralarında benzerlik ya da karşıtlık bulunan varlık veya kavramların bu özelliklerinin ortaya konmasıdır. Anlatılanlar, kavramlar arasındaki benzer ve farklı özellikler yardımıyla daha anlaşılır hâle gelir. Sayısal Verilerden Yararlanma: Düşünceyi güçlü kılmak için sayısal verilerin kullanılmasıdır. Okuyucu, sayısal verilerin etkisiyle düşünceyi daha inandırıcı bulur. Somutlama: Soyut kavramların somut bir varlıkmış gibi anlatılmasıdır. Somutlama; istiare, kişileştirme, benzetme gibi sanatlar yardımıyla sağlanır. Benzetilen varlığın kimi özellikleri yardımıyla soyut kavram, zihinde canlanır ve anlam kazanır. Benzetme: Aralarında çeşitli ilgiler bulunan varlık veya kavramlardan benzerlik bakımından nitelikçe zayıf olanın güçlü olana benzetilerek anlatılmasıdır. İletişim Becerileri İletişim, etrafımızdaki insanlarla her türlü sözlü ve sözsüz hareketlerimizle etkileşim kurmaktır. Minimum iki kişinin bir araya gelmesiyle oluşan dinamik bir süreçtir. İletişim çoğu zaman ağızdan çıkan kelimeler olarak düşünülür. Oysa ki kişiler arasında konuşma olmadan da iletişim kurmak mümkündür. Vücut dili, jest ve mimiklerle de pek tabii iletişimde bulunulabilir. “İletişim becerileri nelerdir?” sorusu sizi düşündürüyorsa bu yazımızda sorularınızı yanıtlamaya çalışacağız. İletişim becerileri, karşımızdaki kişi veya kişilerle uygun etkileşimi yaratarak aramızda sürecek bir iletişim ilişkisi başlatıp devam ettiren becerileri içerir. Dinleme, diksiyonun güzel kullanımı, sesinizi iyi kullanma, beden dilinin doğru yönetimi ve karşımızdaki kişiyle iletişimde kalmak iletişim becerilerinin faktörlerini oluşturur. Kendimizi ancak anlattıklarımız ile ifade edebiliriz. Bu sebepten iletişimde etkin olmak çok önemlidir. Hayatımızın her anında sürekli bir iletişim vardır. Gerek günlük hayatımız gerek iş hayatımız olsun her alanda farklı insanlar ve kuruluşlarla ilişki kurmamız gerekebilir. İş hayatımızda kurduğumuz iletişim günlük hayatımızdakinden biraz daha nitelikli olmalıdır. Yaşamımızın tüm kademelerinde iletişim elzem ve mühimdir. Etkili bir iletişim sayesinde yaşam çok daha rahat ve kolay bir hale gelir. Kendimizi doğru ifade ettiğimiz ve eksiksiz iletişim kurabildiğimiz anlarda daha mutlu oluruz. Başarılı olabilmek, iyi iletişim kurma yolundan geçer. Yeterli iletişime sahip olmadan arzulanan başarıya ulaşabilmek zorlaşabilir. Etkili iletişim becerilerine sahip olmak hayatın birçok alanında işimize yarar sağlar. İş mülakatlarında, derslerde sunum yapıldığında veya bir konu hakkında tartışırken etkili iletişim becerilerine sahip olmak bize olumlu yönde katkı sağlar. Etkili iletişim becerilerine örnek verecek olursak: · Etkin dinleyici olmak · Hoşgörülü ve önyargısız olabilmek · Empati kurabilmek · Beden dili, hitap, ses tonu ayarlamak · Kendimizi doğru ifade edebilmek · Eleştiriye açık olmak Eğer etkili iletişim becerilerinizde eksiklik olduğunu düşünüp bu konuda kendinizi geliştirmeniz gerektiğine inanıyorsanız öncelikli olarak bu konudaki gelişime ve değişime açık olmanız gerekir. Etkili iletişim öğrenilebilir. Becerilerinizi geliştirebileceğiniz birçok yöntem vardır. Yeni ortamlara girip yeni insanlarla tanışmak, bu konudaki sempozyumlara katılmak, grup çalışmalarında rol almak, sunum yapmak gibi çeşitli yöntemleri deneyebilirsiniz. Hitap ve ses tonunuzu etkin kullanabilmek için diksiyon kursuna gidebilirsiniz. Kendimizi ifade etmeye çalıştığımız zamanlarda savunma ve saldırmaya ya da pasif davranmaya meyilliyizdir. Etkili bir iletişim başlatabilmek için girişken ve çözüm odaklı davranmalıyız. İsteklerimizi ve duygularımızı net ve açık bir biçimde ifade etmeliyiz. Özgüvenimizin azaldığını düşündüğümüz durumlardan kaçmak yerine üstüne gitmeliyiz. Unutmayalım ki istekli olup kendimize inandığımız sürece etkili iletişim becerilerimizi geliştirebiliriz. Belirli bir grup insanın, bazı iletişim becerilerini hangi durumda ne sıklıkla ve nasıl kullandığını saptamak için bir değerlendirme yapılır. Hangi kullanım tarzının kişiye kolaylık sağladığına dair bir fikir edinilmesi açısından yapılan araştırma sonuçlarından bir ölçek elde edilir. İletişim becerilerine örnek verdiğimiz kendini doğru ifade edebilme, dinleme ve dinlediğini anlama, karşımızdaki kişiyi alaya almadan açıklama yapma, karşı tarafa seviyeli ve tutarlı mesaj iletme, duygusal zekâyı yönetme, sesi ve bedeni doğru kullanabilme gibi becerileri farklı kuram ve değerlendirmelerle ölçen birtakım ölçekler hazırlanmıştır. İletişim becerileri sonradan kazanılıp geliştirilebilen bir beceridir. Kişiye iletişim becerisi kazandırabilmek için öncelikle kişinin sahip olduğu beceri düzeyinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, bir iletişim becerileri envanteri geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bireylerin sahip oldukları iletişim beceri düzeylerini; davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlar bakımından ölçmek için onlara insan ilişkileriyle alakalı tutum ve davranış ifadeleri sunulur. Bu ifadelerin size uygunluk derecesini belirtmeniz istenir. Doğru ya da yanlış cevap yoktur. İfadelere verilmesi istenen cevaplar genel olarak “her zaman, genellikle, bazen, nadiren, hiçbir zaman” şeklindedir. Genel anlamda, kişilerin karşılarındaki insanlarla iletişim kurarken nasıl davrandığını, neler düşündüğünü ve neler hissettiğini anlamak adına bu envanter oluşturulur. Envanterin yeterli hale getirilebilmesi için çeşitli gruplara uygulama yapılır. Sosyal İletişim Becerileri Sosyal iletişim becerileri, insanlarla geçinebilmenin ve sağlam ilişkiler kurmanın temel taşıdır. Belli bir ortamda veya toplulukta toplumsal olarak kabul görecek şekilde davranılması olarak da tanımlanabilir. Sosyal iletişim becerilerine sahip insanlar hayatları boyunca bunların avantajıyla karşılaşırlar. Sosyal beceriler, anne kucağında başlayıp hayat boyu devam eden becerilerin tamamıdır. Bu beceriler, öncelikli olarak öğrenilir. Sözel veya sözel olmayan davranışlardan oluşur. İnsanların bir gruba katılma, alayla ve eleştiriyle baş edebilme, olumsuz duyguları ifade edebilme, bir konuşmayı başlatma, sürdürme ve sonlandırma becerileri sosyal iletişim becerileri arasında yer almaktadır. Sosyal iletişim becerilerini sınıflandırırsak: İlişkiyi başlatma ve sürdürme becerileri: Dinleme, konuşmayı başlatma, konuşmayı sürdürme, soru sorma, kendini tanıtma (Örneğin; ilk defa gördüğünüz birine kendinizi tanıtmak için verdiğiniz kartvizit), yeni biriyle tanışma vb. Grup işi yönetme becerileri: Grupta iş bölümüne uyma, alınan sorumluluğunu yerine getirme, başkalarının görüşlerine karşı anlayışlı olmaya çalışma vb. Duyguları içeren beceriler: Hem kendi duygularını hem de başkalarınınki anlama, duygularını ifade etme, iyi ve kötü duyguları ifade etme, korku ile başa çıkma vb. Agresif davranışlarla başa çıkma becerileri: İzin isteme, paylaşma, başkalarına yardım etme, uzlaşma, kızgınlığı kontrol etme, hakkını savunma vb. Öğretmenin İletişim Becerileri Nasıl Olmalıdır? Öğretmenin iletişim becerilerini etkili bir biçimde kullanması eğitim-öğretim sürecinde öğrenmenin niteliği açısından önemlidir. Öğretmenlerin sınıftaki başarısı öncelikle öğrencileriyle etkili bir iletişim kurabilmesine bağlıdır. Öğretmenler uygun yöntem ve kanalları kullanarak mesajları öğrencilerine aktarabilmelidir. İletişim becerilerinde başarılı olan öğretmenler, öğrencileriyle daha samimi ilişki kurarlar. Bu şekilde öğretme ve öğrenme süreçleri daha zevkli ve yarar sağlayıcı olur. Öğrencilerin daha başarılı ve özgüvenli olabilmesi için öğretmenlerin sınıfı iyi yönetebilmesi ve öğrencilerle iletişim kurabilmesi gerekmektedir. Öğretmen, dili açık ve anlaşılır biçimde kullanmalı, demokratik olmalı, empati yapabilmeli, beden dilinde yetkin olmalı, iletişime açık ve istekli olmalı, öğrencileri olduğu gibi kabul ederken onlara saygı duymalıdır. Sözlü İletişim Becerileri İnsanların duygu ve düşünceleri sözle bildirmesini sözlü iletişim olarak adlandırabiliriz. Çoğu zaman dil ve iletişim becerileri birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Etkili bir sözlü iletişim için hem alıcının hem de vericinin yapması gerekenler vardır çünkü bu beceriler konuşmaktan fazlasını içermektedir. Verici, doğru kelimeler ve uygun kanalla alıcıya ulaşmalıdır. Alıcı ise vericinin ne anlatmak istediğini anlamalıdır. İletişim eksiklikleri sebebiyle sorun yaşamamak adına çok dikkatli olmak gerekir. Sözlü iletişim becerilerini sınıflandıracak olursak: · Samimi ve açık sözlü olma · Konuşma becerisinin olabildiğince geliştirilmesi · Kelimeleri doğru ve anlaşılır biçimde söyleme · Söz, jest, mimik uyumunu sağlayarak konuşma Ekip İçi İletişim Ekip olmak, kişileri “ben” olmaktan “biz” olmaya yöneltirken yeteneklerin ve fikirlerin birleşip çoğalmasına imkân sağlar. Kimi zaman bireysel çabalarımızın güvenilir bir ekiple desteklenmesi gerekir. Çeşitli renk, ses ve fikirlerin bir arada toplandığı ekip çalışmalarında doğru iletişim kurulmalıdır. Ekip içi iletişimin kuvvetli olması, faydalı ekip çalışmalarının ve verimli işlerin ortaya çıkması demektir. Sağlıklı bir iletişim için ekipteki herkesin birbiriyle sağlam bir bilgi akışı içinde olması gerekir. Bilgi kirliliğini engellemenin yolu kendimizi doğru ifade etmek, dinlemek ve fiziksel olarak doğru mesajları vermekten geçer. İş yerinde İletişim Becerilerinin Önemi ve Etkisi İş hayatında daima bir iletişim vardır. Örneğin, iş arkadaşımızdan ofis malzemesi isterken bile iletişim halindeyiz. Günümüzün çoğunu geçirdiğimiz iş yerlerinde başarılı ve mutlu olabilmek için sağlıklı iletişim kurmamız gerekmektedir. Etkili iletişim için bizim verdiğimiz mesajla karşı tarafın aldığı mesaj birebir olmasa da büyük oranda örtüşmelidir. Eğer iş arkadaşları birbirini doğru anlayamıyorsa veya müşteri ve çalışan anlaşamıyorsa sağlıklı bir iş ortamı oluşturulamaz. Bunun sonucu olarak başarısız bir iş hayatı ortaya çıkar. Sağlıklı bir iletişim için birey kendini tanımalı, farklı düşüncelere saygı göstermeli ve pozitif yaklaşım tercih etmelidir. Örtülü mesaj vermekten kaçınıp açık ve net olunmalıdır. İş yerinde iletişimin etkin yürütülmesi, çalışma ortamındaki kopuklukları engeller. Kurum başarısının artması ile çalışanların iş ortamındaki huzuru doğru orantılı olarak artar.











