top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 864 sonuç bulundu

  • Edebiyatın Tarih ve Din ile İlişkisi

    10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Edebiyatın Tarih ve Din ile İlişkisi İnsan yaşamını konu alan ve dili bir araç olarak kullanan edebiyatın tarih, felsefe, coğrafya, psikoloji, psikiyatri, sosyoloji gibi bilimlerle ilişkisi vardır. Edebiyat tarihten yararlandığı gibi tarih de edebiyattan yararlanır. Tarihî gerçeklik, edebî metinlerde yeniden yorumlanır. Her edebî metnin, içinde oluştuğu tarihî bir dönem vardır ve edebî metinlerin tamamında bu tarihî dönemlerin izlerini görmek mümkündür. EDEBİYAT-TARİH İLİŞKİSİ Bir milletin edebiyatı, millî ruhu ve millî hayatı göstermek için en samimi bir ayna sayılabilir. “Bir millet, hayatı nasıl görüyor? Nasıl düşünüyor? Nasıl hissediyor?” Biz, bunu en doğru ve en canlı olarak o milletin düşünce ve kalem ürünlerinde bulabiliriz. Edebiyat, toplumun bir kurumu olmasından dolayı, kendisini oluşturan toplumun diğer kurumlarıyla bağlı ve onlarla uyumludur. Hakikaten, bir milletin coğrafi çevresiyle, sonra dinî, iktisadî, hukukî, ahlâkî, sanatsal ve siyasi hayatıyla edebiyatı arasındaki bağlantılar o kadar açıktır ki bu konuda açıklama yapmayı bile fazla görüyoruz. Geçmiş zamanlara ait bir edebî eseri layıkıyla ve tarihî manâsıyla anlamak için, önce o devrin genel hayatını, yaşayış ve düşünüş tarzlarını, o devir insanlarının hayat ve evren hakkında neler bildiklerini öğrenmemiz gerekir. Demek oluyor ki edebiyat tarihi, bir milletin coğrafi çevresini, din, hukuk, ahlâk, iktisat, güzel sanatlar gibi kurumlarını ve siyasi hayatını genel yapısıyla gösteren medeniyet tarihinin ya da genel ve yaygın anlamıyla “tarih”in çerçevesi içinde incelenmelidir. Filoloji yani “Lisâniyat” ve tarih üzerine dayanmadan edebiyat tarihi meydana getirilemez. Bir “şaheser”i incelemedeki amacımız, o milletin edebî gelişmesini gereği gibi ve doğru olarak anlamak içindir. Çünkü bir “şaheser”, neticede mutlaka “toplumsal bir ülkünün ifadesidir.” Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ, Türk Edebiyatı Tarihi ANA DÜŞÜNCE: Edebiyat, toplumdan ve onun tarihinden mutlaka etkilenir. Edebî incelemede amaç, milletin edebî gelişimini doğru biçimde anlamaktır. ANLATIM BİÇİMİ: Açıklayıcı anlatım. DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI: Tanımlama. • Edebiyat tarihten yararlandığı gibi tarih de edebiyattan yararlanır. • Tarihî gerçeklik, edebî metinlerde yeniden yorumlanır. • Tarihî metinlerde de anlatılan olaylar dilin ve edebiyatın gücünden yararlanır. • Her edebî metin bir tarihsel dönemde meydana geldiği için ister istemez bu tarihsel dönem etkilerini hissettirir. MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ XX. yüzyıl yazar ve edebiyat tarihçilerindendir. Edebiyat dünyasına şiirle giren Fuat Köprülü, edebiyat fakültesine geçtikten sonra Türk edebiyatı ve Türk edebiyatı tarihi alanında çalışmalarını hızlandırdı. Türk edebiyatı tarihinin çeşitli devir ve şahıslarını modern tarih yöntemlerini kullanarak ve belgelere dayanarak ilk defa o, aydınlığa çıkardı. Yaptığı sistemli çalışmalar sayesinde Avrupa’da birçok üniversitenin bilim kurullarına üye seçilen ilk Türk bilgini oldu. Türk medeniyeti ve kültür tarihi, Türk edebiyatı tarihi, edebî eleştiri, Türk dili, İslam dini, Türk sanat musikisi gibi alanlardaki geniş çalışmalarını çeşitli kitap, dergi ve ansiklopedilerde derledi. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edebiyatı Tarihi I-II, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Saz Şairleri, Edebiyat Araştırmaları eserlerinden bazılarıdır. Edebiyatın pek çok bilimle ilişkisi olduğu gibi dinle de ilişkisi vardır. Gerek içerik gerek söz varlığı olarak din, edebî eserleri etkilemiştir. Aynı zamanda dinî eserler de edebiyattan büyük ölçüde yararlanmıştır. Dinî hayat, edebî dönemleri belirleyen etkenlerden biridir. Edebiyatın dinî hayata, dinî hayatın da edebiyata ve dile etkisi vardır. DİN-EDEBİYAT İLİŞKİSİ (…) Edebiyat açısından dinin tarifini yapmak güçtür. Ancak şu var ki; din, bireyi mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştirir. Bunu da büyük oranda sözün büyülü gücünden yararlanarak yapar. Her şeyden önce, her dinin bir kutsal metni vardır. Kutsal metin, bir yandan okuyana dinin temel ilkelerini öğretirken, öte yandan da onu metafizik gerçeklikle buluşturur. Böylece dindar kişi, kutsal kitabı okurken edebî bir bilince ve dil zevkine de ulaşır. Ulaşılan bu bilinç ve dil zevki sanatın merkezinde yer alan estetik duyguyu ifade eder. Din, metafizik problemlere getirdiği çözümler, hayata yüklediği anlam, varlık, bilgi ve ahlak anlayışıyla estetik duyguyu besleyen en önemli kaynaktır. Din ve edebiyat ilişkisi, edebiyat bilimcilerinin ve eleştirmenlerinin üzerinde durduğu konulardan birisidir. Bilindiği gibi, edebiyat, insana ait bir duyguyu, düşünceyi, hayali, yorumları, tutumları, gözlemleri dilin imkânlarıyla en güzel şekilde anlatma sanatıdır. Diğer bir ifadeyle edebiyat, duygu, düşünce ve hayallerin heyecan, hayranlık ve estetik zevk uyandıracak şekilde ifade edilmesidir. Bu sanat, bir dönemin, bir toplumun hissiyatını, inançlarını, irfanını, bilgilerini, algılarını, kavrayışını ve estetik dünyasını yansıtan ayna konumundadır (Orhan Okay, “Edebiyat”, İstanbul, 1984, ss. 395-397). (…) İslamlaşmayla birlikte edebiyat ve din ilişkisi daha zengin bir mahiyet kazanmıştır. Nitekim Türkler, İslamlaşma sürecinde tabii bir kültür değişimi yaşamış, yeni bir estetik anlayış içerisinde kendilerini bulmuşlardır. Bu estetik anlayış, dünya görüşünde, yaratılış telakkîsinde hayat ve varlık tasavvurunda kendini göstermiştir. Bütün bunlar, içine girilen yeni dil havzası içerisinde yeni edebî eserlerin hayat bulmasını sağlamıştır. (...) Bilal KEMİKLİ, Türk-İslam Edebiyatı ANA DÜŞÜNCE: Edebiyatın şekillenmesinde dinin etkisi inkâr edilemez. ANLATIM BİÇİMİ: Açıklayıcı anlatım. DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI: Tanımlama, tanık gösterme. BİLAL KEMİKLİ Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı. 1998’de doktor, 2002’de doçent oldu ve 2008’de profesörlüğe yükseldi. Ankara, Yüzüncü Yıl ve Süleyman Demirel üniversitelerinde görev yaptı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde Türk-İslam Edebiyatı Anabilim Dalında görevli olan Prof. Dr. Kemikli’nin Türk İslam Edebiyatı, tasavvuf gibi alanlarda birçok çalışması oldu. Sufi Aşk ve Ölüm, Türk İslam Edebiyatına Giriş, Ramazan Güzellemeleri eserlerinden bazılarıdır.

  • Şair Zâtî

    16.yüzyıl Divan şairlerindendir. Balıkesir'de doğdu. İyi bir eğitim görmediği , mesleğinin ayakkabıcılık olduğu bilinmektedir. II. Bayezid zamanında İstanbul'a gelmiş, caize adı verilen ihsanlardan faydalanmak için padişaha şiirler söylemiştir. Yavuz sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanlarında da devlet adamlarına kasideler sunarak hayatını sürdüren Zati'nin, Bayezid Cami'nin avlusunda bugünkü Çınaraltı'nda bir dükkanı olduğu , burada misk, tespih, misvak, Kuran-ı Kerim sattığı, fal bakıp, muska yazdığı ,para karşılığı kadınlara ve erkeklere küçük gazeller , mektuplar yazdığı anlatılır. Ayrıca dönemin genç şairlerine ders verip hocalık yapmıştır.80 yaşlarına kadar yaşamış olan şairin ömrünün son günlerini ihtiyaç içinde geçirdiğini Aşık Çelebi şöyle anlatır." Merhumun evi Sarı Gürz Hamamı Mahallesi'nde , dükkanı da Bayezid Camii avlusundaydı. Her gün dükkanına yürüyerek giderdi. Elinde bir asa taşır , yollar çamur olduğu zaman ona dayanırdı. Bir gün dükkanına giderken yolda rast geldim. Beli bükülmüş ve dermansız bir haldeydi. Ama dudağı kımıldıyor ve dili söylüyordu. -Bu ne hal? dedi. Cevap olarak şunları söyledi. Yiğitlik cevherin elden yitürdüm hasreta kanı Eğlip ararım şimdi bulamam neyleyim anı " GAZEL N’oldun inlersin felek hercâî cânânun mı var Seyr ider menzili bir mâh-ı tâbânun mı var Benzüni ey bûstân fasl-ı hazân mi itdi zerd Yohsa başı taşra bir serv-i hırâmânun mı var Ağlayub feryad idersin her nefes ey andelîb Hâr ile hem-sâye olmış verd-i handânun mı var Yoluna cânum revân itsem gerek cânâ didüm Yüzüme bin hışım ile bakdı didi cânun mı var Zülf-i dil-ber gibi ey Zâtî perîşânsın yine Cevri bî-had yohsa bir yâr-i perî-şânun mı var GAZEL Âh çok çok sevdüğüm sanma ki az az ağlaram Nâle eyler dururam derd ile durmaz ağlaram Vireli yile karârumı hevâ-yi zülf-i yâr Ebr-veş ne yirdeyem ne gökde durmaz ağlaram Dil miyân-ı cûy-i gamda sen kenâra çekmedün Anun için her dem ey serv-i ser-efrâz ağlaram Nâya dem-sâz ideli nâlem o ruh-efzâ benüm İrdüğünce sem’üme âvâze-i sâz ağlaram İsfahan’ı ve Irak’ı Zâti’yâ seyr eyleyüb Bu makaama gelmeğe itdükçe şeh nâz ağlaram GAZEL Gül üzülsün gonca açulsun bana sen gül yiter Ağlasun bülbüllerün ey gonca tek sen gül yiter Ey kamer-ruh fî-l-mesel bir bende-i ferzâne-veş Atı önince piyâde sen şehün ben kul yiter Mutribâ kaanûn odur kim sâzunı al çengüne Bizi söyletme surâhi didüği kul kul yiter Bir nedür ben bülbülün zahmı hezâr ur cânına Didüm ol gonca ayıtdı ârife bir gün yiter Açılub gül kalmasa hergiz negam bülbül ne gam Câm gül Zâtî surâhi kulkul-i bülbül yiter

  • Şiirde Tema ve Konu

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Şiirde Tema ve Konu Şiirde egemen olan ana duyguya tema denir. Tema, soyut ve geneldir. Şiirin her biriminde aynı tema işlenir. Birimler, işlenen tema etrafında birleşerek şiiri oluşturur. Şiirin teması; şairinin yaşadığı dönemin, ait olduğu şiir geleneğinin izlerini taşır. Temanın sınırlandırılıp somutlaştırılmasıyla konu oluşur. Konu, genel olan temanın özele indirgenmesidir. Erdem, özlem, hayal, ölüm gibi kavramlar birer temadır. Erdemli yaşamın insana kazandırdıkları, memleket özleminin kişiye hissettirdikleri, mutlu bir gelecek hayali, ölüm karşısında insanın çaresizliği ise birer konudur.

  • Şiir ve İmge

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Şiir ve İmge Bir sözün gerçek anlamının dışında çağrışım değeri kazandırarak kullanılmasına imge denir. Sanatçı, imge oluştururken izlenimlerinden hareketle gerçeği kendi algısına göre yeniden biçimlendirir. Duygu ve düşüncelerini ifade etmek için kendine özgü bir dil oluşturur. SÖZ SANATLARI Edebiyatta sözü güzel ve etkili kullanmak önemlidir. Edebi metinlerin sanatsal niteliklerinin anlaşılmasında edebi sanatlarının önemli bir yeri vardır. Teşbih, istiare, mecazımürsel, teşhis, intak, tenasüp, tezat, telmih, hüsnütalil, tecahüliarif, kinaye, tevriye, tariz, irsalimesel ve mübalağa başlıca edebi sanatlardır. Teşbih (Benzetme): Aralarında ortak yön bulunan iki varlık ya da kavramdan nitelikçe zayıf olanı güçlü olana benzetmektir. Benzetmenin dört ögesi vardır: Benzeyen: Özellikçe zayıf olandır. Kendisine benzetilen: Özellikçe güçlü olandır. Benzetme yönü: Birbirine benzetilen iki varlık arasındaki ortak özelliktir. Benzetme edatı: Benzetme ilgisini kurmaya yarayan kelimelerdir. Gibi, kadar, sanki vb. kelimelerdir. Her gölge bir insan kadar inceydi, derindi. Benzeyen: Gölge Kendisine benzetilen: İnsan Benzetme yönü: ince, derin Benzetme edatı: kadar İstiare: Benzetmenin asıl unsurları olan benzeyen ya da kendisine benzetilenin yalnız birinin kullanılmasıyla yapılan edebi sanattır. Kandilli yüzerken uykularda Mehtabı sürükledik sularda Dizelerde mehtap örtüye benzetilmiştir ancak örtü (kendisine benzetilen) kullanılmamıştır. Mecazımürsel (Ad Aktarması): Bir sözü benzetme amacı gütmeden başka bir söz yerine kullanma sanatına denir. O günlerde Ankara'nın nasıl yaşadığını ve ne düşündüğünü bilmiyoruz. "Ankara'nın nasıl yaşadığını" sözü ile Ankara'da yaşayan insanlar kastedilmiştir. Teşhis (Kişileştirme): İnsan dışındaki varlık ve kavramlara insana ait duyuş ve davranış özellikleri yükleme sanatıdır. Kişileştirmenin bulunduğu her yerde istiare de vardır. Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar "aynalar" sözcüğüne insana özgü bir özellik kazandırılmıştır. İntak (Konuşturma): Kişileştirilen varlık veya kavramın konuşturulmasıdır. Adam elini uzattı, tam onu koparacağı sırada, mor menekşe: "Bana dokunma!" diye bağırdı. Mor menekşe konuşturularak intak sanatı yapılmıştır. Tezat (Karşıtlık): Birbirine karşıt duygu, düşünce, hayal ve durumları ifade eden kavramları bir arada kullanma sanatıdır. Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyyet Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten Hürriyet ve esaret sözcükleri ile tezat sanatı yapılmıştır. Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı, söz ve anlama bağlı anlatım inceliği ve özelliğidir. Edebi metinlerin sanatsal niteliklerinin anlaşılmasında edebi sanatların önemli bir yeri vardır. Tenasüp (Uygunluk): Anlamca birbiriyle ilgili kelimelerin bir arada kullanılması sanatıdır. Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir, Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil. Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan, "Yemek, içmek, sofra" kelimeleri anlamca birbiriyle ilgilidir. Telmih (Hatırlatma): Hemen herkesçe bilinen bir olaya veya kişiye gönderme yaparak o olayı veya kişiyi hatırlatma sanatıdır. O gece o müthiş deniz durgundu, Ömründe susmayan rüzgâr yorgundu, En kara gönüller aya vurgundu Leylâ’yı içinde bulan er gibi. Dizelerinde hemen herkesçe bilinen Leyla ile Mecnun aşkına gönderme yapılarak bu tarihi kişilikler hatırlatılmıştır. Hüsnütalil (Güzel Nedene Bağlama): Bir olayı gerçek nedeninin dışında bir nedene, çoğunlukla de güzel bir nedene bağlama sanatıdır. O çay ağır akar, yorgun mu bilmem? Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem? Dizelerinde çayın ağır akışı, gerçek nedeninin dışında bir nedene (yorgun oluşuna) bağlanmıştır. Tecahüliarif (Bilmezden Gelmek): Bildiği bir şeyi bilmez görünme, bilmezlikten gelme sanatıdır. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz? Şair, şakaklarındaki akların kar olmadığını: yaşlanmış, çizgili yüzün kendisine ait olduğunu bildiği halde bilmezlikten gelmektedir. İstifham (Soru Sorma): Hayret, hüzün, saşma gibi duyguları soru yoluyla güçlendirme sanatıdır. Bu sorular sözde soru cümlesi olabileceği gibi gerçek soru cümlesi de olabilir, Her gün bu kadar güzel mi bu deniz? Böyle mi görünür g her zaman Denizin ve gökyüzünün güzelliği karşısında hissedilen duyguyu güçlendirmek için istifham sanatı yapılmıştır. Kinaye (Değinmece): Gerçek anlamı da düşünülebilecek bir sözü gerçek anlamının dışında (mecaz anlamıyla) kullanma sanatıdır. Deyim ve atasözlerinin pek çoğu kinaye sanatını örnekler. Gene parmağım ağzımda kaldı Masumluk akıyordu yüzünüzden Behçet Necatigil Dizelerde gerçek anlamıyla da düşünülebilecek olan "parmağı ağzında kalmak" sözü mecaz anlamı kastedilerek kullanılmıştır. Tevriye: Bir anlatım inceliği elde etmek için birden çok anlamı olan bir sözün yakın anlamının değil uzak anlamının kastedilerek kullanılması sanatıdır. "Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş" Baki'ye ait olan bu dizede şair, kendi adi da olan "baki" sözcüğünü "sonsuz" anlamını kastederek kullanmıştır. Tariz (İğneleme): Bir sözü, tersini kastederek kullanma sanatıdır. Bir nasihatim var zamana uygun Tut sözümü yattıkça yat uyanma Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye El için yok yere ateje yanma Her nere gidersen eyle talanı Öyle yap ki ağlatasın güleni Bir saatte söyle yüz bin yalanı El bir doğru söz söylerse inanma Huzûri Dörtlüklerde söylenenlerin tersi kastedilerek tariz yapılmıştır. İrsalimesel: Şiirde atasözü veya vecize (özdeyiş) kullanma sanatıdır. Gün de doğar gün de doğar Bir gün mutlaka gün doğar Gün doğmadan neler doğar Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda Sezai Karakoç Dörtlüğün üçüncü dizesinde atasözü kullanılmıştır. Mübalağa (Abartma): Sözün gücünü ve etkisini artırmak amacıyla bir durum, olay ye da varlığın olduğundan büyük veya küçük, çok ya da az gösterilerek anlatılması sanatıdır. Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz! Düşer mi tek taşı, sandin, harim-i nâmûsun? Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun. Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa; Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa; Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar, Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar; Mehmet Akif Ersoy Dizelerde abartılı bir söyleyişe başvurularak mübalağa sanatı yapılmıştır. Tekrir (Tekrarlama): Sözün etkisini güçlendirmek için sözcük ya da söz grubunu yineleme sanatıdır. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. "Kaldırımlar" sözcüğü tekrarlanarak tekrir sanatı yapılmıştır.

  • Türk Şiirinde Kullanılan Nazım Türleri

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Türk Şiirinde Kullanılan Nazım Türleri Âşık Tarzı Halk Şiiri Güzelleme, Koçaklama, Taşlama, Ağıt Dini-Tasavvufi Halk Şiiri İlahi, Nefes, Deme, Nutuk, Şathiye, Devriye Divan Şiiri Tevhit, Münacaat, Naat, Mersiye, Methiye, Hicviye, Fahriye ÂŞIK TARZI HALK ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİ GÜZELLEME: Doğa ve aşk konusunun coşkuyla işlendiği halk şiiri nazım türüdür. KOÇAKLAMA: Kahramanlık ve yiğitlik konusunun işlendiği halk şiiri nazım türüdür. Epik, destansı bir anlatımı vardır. TAŞLAMA: Toplumun veya kişilerin aksayan yönlerinin eleştirisini işleyen halk şiiri nazım türüdür. Divan edebiyatında hicviye, Batı edebiyatında ise satirik şiir adını alır. AĞIT: Sevilen ve tanınan bir kişinin ölümü karşısında duyulan üzüntüyü işleyen halk şiiri nazım türüdür. İslamiyet öncesi Türk şiirinde sagu, Divan şiirinde ise mersiye adını alır. DİNİ TASAVVUFİ HALK ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİ İLAHİ: Allah'ın varlığını, birliğini, yüceliğini dile getiren şiirlerdir. Allah aşkı işlenir. DEVRİYE: Devir esasını (Allah'tan gelip Allah'a dönmek) konu edinen tasavvuf şiirleridir. ŞATHİYE: Tasavvuf konularını mizahlı bir biçimde işleyen, coşku hâlinde söylenen şiirlerdir. NUTUK: Tarikata yeni giren dervişlere tarikat kurallarının, tasavvufun inceliklerinin anlatıldığı şiirlerdir. NEFES: Bektaşi törenlerinde saz eşliğinde ve makamla okunması gelenek halini alan tasavvuf şiirleridir. DİVAN ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİ TEVHİT: Allah'ın varlığını ve birliğini konu alan şiirlerdir. MÜNACAAT: Allah'a yakarışı işleyen şiirlerdir. NAAT: Peygamberimizi övmek için divan şiirinde de mersiyenin karşılığıdır. MERSİYE: Ölüm karşısındaki üzüntüyü işleyen şiirlerdir. İslamiyet öncesi Türk şiirinde ise sagu, halk şiirinde ağıt karşılığıdır. METHİYE: Din ve devlet büyüklerini övmek için yazılan şiirlerdir. HİCVİYE: Bir kişi veya olayı eleştirmek için yazılan şiirlerdir. Halk şiirinde taşlama, modern şiirde satir, yergi ismini alır. FAHRİYE: Divan şiiri nazım şekillerinden olan kasidelerde şairin kendini övdüğü bölümdür.

  • Şiirde Ahenk Unsurları

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Şiirde Ahenk Unsurları Şiirde ahenk, seslerin kulağa hoş gelmesiyle ortaya çıkan önemli bir kavramdır. Başlıca ahenk unsurları şunlardır: 1. Ölçü (Vezin): Türk şiirinde üç tür ölçü kullanılmıştır: hece ölçüsü, aruz ölçüsü, serbest ölçü. a. Hece Ölçüsü: Dizelerdeki hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Türk şiirinde en eski devirlerden beri kullanılagelen milli ölçüdür. İslamiyet Etkisindeki Dönemde halk şiirinde hece ölçüsünün genellikle 7'li, 8'li ve 11'li kalıpları kullanılmıştır. Milli Edebiyat Dönemi'nde ve Cumhuriyet Dönemi'nde pek çok şair hece ölçüsünün farklı kalıplarıyla şiirler yazmıştır. Durak: Hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerde ölçü kalıpları içindeki durma yerleridir. Dizelerdeki duraklarda ahenk gereği kısa bir süre durulur. Duraklara dikkat edilmeksizin okunan şiir, beklenen etkiyi uyandırmaz. Her şiirin duraklı olması gibi bir zorunluluk yoktur. Durak; şiir okunurken belirlenir, ahenk gereği durulan yerler ayrılır, kelimeler bölünmez. Şiirler ölçüye göre genellikle şu şekilde duraklara ayrılır: 4+3 (7'li), 4+4 (8'li). 5+3 (8'li); 4+4+3 (11'), 6+5 (11'li); 7+7 (14'lü). b. Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin açık (kısa) ve kapalı (uzun) oluşlarına dayanan ölçü türüdür. Ünlü ile biten heceler, açık olup (.) ile gösterilir. Ünsüzle veya uzun ünlüyle biten heceler ise kapalı olup (-) ile gösterilir. Son hece daima kapalı kabul edilir. Aruz ölçüsü, Arap edebiyatında doğmuş; oradan Iran edebiyatına, İran edebiyatından da Türk edebiyatına geçmiştir. Divan, Servetifünun ve Fecriati şiirinde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Tanzimat şiirinde ağırlıklı olarak kullanılan aruz, Cumhuriyet Dönemi'nde çok az sayıda örnekte karşımıza çıkmaktadır. c. Serbest Ölçü: Dizelerdeki hece sayılarının eşitliği, hecelerin açık-kapalı olması gibi kurallara bağlı kalınmayan ölçü çeşididir. Serbest ölçünün kullanıldığı şiirlerde ahenk; vurgu, tonlama, aliterasyon ve asonans gibi unsurlarla sağlanır. 2. Redif: Dize sonlarında tekrarlanan, aynı harflerden oluşan, aynı görev ve anlamdaki ekler, kelimeler ve kelime gruplarıdır. 3. Kafiye (Uyak): Şiirde iki veya daha çok dize arasındaki farklı anlam ve görevdeki seslerin, kelimelerin benzerliğidir. Kafiye genellikle dize sonlarında ve kelimelerin köklerinde aranır. Yarım, tam, zengin ve cinaslı kafiye olmak üzere dörde ayrılır. Kafiye Düzeni: Kafiyelerin diziliş özeliğine kafiye düzeni (kafiye şeması I kafiye örgüsü) denir. Kafiye düzeni belirlenirken birbiriyle kafiyeli dizeler aynı sesle gösterilir. 4. Asonans: Dizelerde aynı ünlülerin ahenk sağlayacak şekilde sıkça tekrarlanmasıdır. 5. Aliterasyon: Dizelerde aynı ünsüzlerin ahenk sağlayacak şekilde sıkça tekrarlanmasıdır. 6. Nakarat: Şiiri oluşturan bölümlerin (üçlük, dörtlük vb.) her birinin sonunda aynen tekrarlanan dizelerdir. 7. Kelime ve Kelime Gruplarının Tekrarı: Şiirde ahengi sağlamak için kelimelerin ve kelime gruplarının tekrarlanmasıdır. 8. Ses Akışı: Şiir okunurken seslerin içeriği yansıtacak şekilde vurgu ve tonlama yapılarak çıkarılmasıdır. KONULARINA GÖRE ŞİİR TÜRLERİ Lirik Şiir: Aşk, tabiat, özlem, gurbet, vatan, din, ölüm gibi konularda duyguların dile getirildiği, coşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Adını Eski Yunan'da şairlerin şiirlerini söylerken kullandıkları "lir" adı verilen müzik aletinden almıştır. Türk edebiyatında koşma, semai, varsağı, ağıt, mersiye, ilahi, münacat gibi nazım şekilleri ve türleri lirik şiire örnektir. Epik Şiir: Savaş ve kahramanlık konularını coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlerdir. Destanlar epik şiir türündedir. Epik kelimesi Yunanca destan anlamına gelen "epope" kelimesinden gelmiştir. Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı gibi nazım biçimleri ve türleri epik özelikler göstermektedir. Satirik Şiir: Kişilerin ve toplumun aksayan yönlerini eleştirel şekilde ele alan şiirlerdir. Kişi, olay ya da durumlar, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Satirik şiir halk edebiyatında taşlama, divan edebiyatında hicviye (hiciv), Batı etkisindeki Türk edebiyatında ise yergi adını almıştır. Didaktik Şiir: Bir düşünceyi aktarmak veya belli bir konuda öğüt, bilgi, ders vermek amacıyla öğretici nitelikte yazılan şiir türüdür. Didaktik kelimesi Yunanca öğretici anlamına gelen "didaktios" kelimesine dayanmaktadır. Daha çok dini, ahlaki, felsefi, sosyal konularda yazılır. Manzum hikayeler, fabllar didaktik özellik gösterir. Pastoral Şiir: Tabiat güzelliklerini, kır ve çoban hayatını anlatan şiir türüdür. Pastoral kelimesi Latince "çobanlara ilişkin" anlamına gelen "pastoralis" kelimesine dayanmaktadır. Pastoral şiir, süsten uzak, sade bir dille yazılır.

  • Nazım Biçimleri

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Nazım Biçimleri Şiirin nazım birimi, ölçüsü ve uyak örgüsüne göre kazandığı biçimsel özelliklerin genel adıdır. HALK ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ Mâni Halk şiirinin en küçük nazım biçimidir. Anonim halk şiiri nazım biçimidir. Tek dörtlüktür. Mısra sayısı 5, 6, 7... 15'ten oluşan mâniler de vardır. Hece ölçüsünün genelde 7'li kalıbıyla söylenir. Tam, kesik (cinaslı), yedekli (artık), karşı-beri, deyiş mâni gibi çeşitleri vardır. Aşk, ayrılık, ölüm, doğa, kahramanlık, kırgınlık gibi temaları işler. Türkü Anonim halk şiiri nazım biçimidir. Ancak söyleyeni belli, âşık tarzı halk şiirine dâhil ettiğimiz türküler de vardır. Ezgilerine göre usullü ve usulsüz olarak ikiye ayrılır. Genellikle 7'li, 8'li, 11'li hece kalıplarıyla oluşur. Bent adı verilen asıl bölüm ve kavuştak adı verilen tekrar (nakarat) bölümünden oluşur. Koşma Åşık tarzı Türk şiirinin en yaygın nazım biçimidir. 11'li hece ölçüsü ile oluşturulur. Dörtlük sayısı 3-5 arasındadır. Şair son dörtlükte mahlasını kullanır. Buna tapşırma denir. Koşmalar konularına göre: güzelleme, koçaklama, taşlama ve ağıt olarak dörde ayrılır. Semai 8'li hece ölçüsüyle oluşturulur. Konu olarak koşmanın güzellemesine benzer. Dörtlük sayısı 3-5 arasındadır. Sevgi, doğa, aşk, güzellik temaları özel bir ezgiyle işlenir. Varsâğı Semai ile benzer şekilsel özellikler taşır. Ilk dizesinde bre, behey, hey gibi kahramanlık belirten ünlemlerin kullanılması yönüyle semaiden ayrılır. Varsak Türklerine ait bir nazım biçimidir. Destan Halk şiirinin en uzun nazım şeklidir. Konu olarak da yiğitlik, kahramanlık işlenir. DİVAN ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ Gazel Aşk, güzellik, kadın temaları işlenir. Beyit sayısı 5-15 arasındadır. Kafiye şeması aa/ba/ca/da… şeklindedir. İlk beyitine matla, son beyitine makta denir. En güzel beyitine beyt'ül gazel denir. Şairin adının geçtiği beyite mahlas beyiti denir. Beyitleri arasında konu bütünlüğü olan gazellere yek âhenk gazel adı verilir. Bir gazelin bütün beyitleri her bakımdan aynı etkileyicilikte söylenilmişse bu tür gazeller de yek âvâz gazel denir. Kaside Din ve devlet büyüklerini övmek ya da yermek için yazılan şiirlerdir. Beyit sayısı 33-99 arasındadır. İlk beyitine matla, son beyitine makta denir. En güzel beyitine beyt'ül kasid denir. Şairin adının geçtiği beyite taç beyit denir. Nesib (Teşbib), girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye ve dua bölümlerinden oluşur. Mesnevi Her beyiti kendi içinde uyaklanan ve beyit sayısı sınırsız olan nazım biçimidir. Âruzun kısa kalıplarıyla aşk, din, tasavvuf, ahlak gibi konularda yazılır. Kişi, zaman, mekân, olay gibi unsurları taşır. Beş mesneviden oluşan eserlere hamse denir. Şarkı Bestelenmek için yazılmış, divan şiirine Türklerin dâhil ettiği nazım biçimidir. Bent sayısı 3-5 arasındadır. Şarkının üçüncü dizesine miyan denir. Her bendin son dizesi tekrarlanır buna da nakarat denir. Tuyuğ Halk edebiyatındaki mâninin karşılığıdır. Tek dörtlükten oluşur ve Türkler tarafından divan şiirine kazandırılmıştır. Terkibibent Terkibibent, 7-12 bent arasında oluşmuş bir nazım şeklidir. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazel ve kasideninki gibidir. Her bendin sonunda "vasıta beyti" adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terciibent olur. BATI ETKİSİNDEKİ TÜRK ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ Serbest Nazım Herhangi bir ölçü ya da uyağa, belli kurallara bağlı olmayan şiirdir. Ölçünün veya uyağın kullanılıp kullanılmaması, dizelerin uzunluğu ve kısalığı, şiirin belli bölümlere ayrılıp ayrılmaması şairin isteğine bağlıdır. Sone İki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Terzarima Üçer dizelik bentlerle kurulu nazım biçimidir. Bent sayısı sınırsızdır ancak tek mısra ile sona erer. Triyole On mısralı bir nazım biçimidir. İlk iki dizelik bir parçadan sonra dörder dizelik iki bent gelir. Balat Batı şiirinde masalımsı, çoğu zaman acıklı, kimi zaman gülünç olayları, söylenti niteliğindeki eski hikâyeleri işleyen; 3 uzun 1 kısa bentten oluşan bir nazım biçimidir.

  • Şiirin Temel Özellikleri

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Şiir Şiir, zengin imgelerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî türdür. Şiir, düş gücüne, imgeye dayanır. İnsanın duygu dünyasına seslenir, insanda coşku uyandırır. Şiirde çağrışım, imge, sezgi önemli bir yer tutar. Ahenkli ve etkili bir söyleyiş ön plandadır. Duygu, düşünce ve hayallerin genellikle ölçülü, uyaklı dizeler hâlinde anlatılan şekline nazım denir. Şiir Geleneği Her şiir oluştuğu dönemden izler taşır. Şair, yaşadığı dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü, inançlarını, sanat zevkini şiire yansıtır. Ortak zevk ve dil anlayışına sahip şairlerin ortak şekil özelliklerini, ahenk unsurlarını, imge ve temaları kullanarak oluşturduğu şiir anlayışına şiir geleneği denir. Şairler kendilerinden önce oluşan bu gelenekten az ya da çok etkilenir, oluşturdukları şiir anlayışıyla kendilerinden sonra gelen şairleri etkiler. Söyleyici: Şiirde okura seslenen, şairin sesini ve söyleyişini emanet ettiği kişi ya da varlıktır. Mahlas: Şairlerinin şiirlerinde kullandığı takma addır. Şairler, mahlaslarını genellikle son birimde söyler. Tapşırma: Halk şiirinde âşıkların mahlas almalarına, adlarını veya mahlaslarını kullanmalarına verilen addır. Ozanlar, genellikle son dörtlükte adlarını veya mahlaslarını kullanır. Nazım Birimi Şirin bütününü oluşturan dizelerin kümeleniş biçimine nazım birimi denir. Nazım birimi, dize gruplarında bulunan dize sayısına göre adlandırılır. Şiirin nazım şeklinin belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden biridir. Nazım birimleri şunlardır: Dize (Mısra): Şiirdeki her bir satırdır. Dize, en küçük nazım birimidir. Beyit: iki dizeden oluşan ve anlam bütünlüğü taşıyan bölümlerdir. Divan edebiyatında yaygın olarak kullanılan nazım birimidir. Dörtlük: Dört dizeden oluşan ve anlam bütünlüğü taşıyan bölümlerdir. Halk şiirinde yaygın olarak kullanılan nazım birimidir. Bent: Şiirde üç veya daha fazla dizeden oluşan ve anlam bütünlüğü taşıyan bölümlerdir.

  • Hikaye Türünün Özellikleri

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Hikaye Türünün Özellikleri Hikâye (öykü); yaşanmış ya da yaşanabilir olay veya durumların kişi, yer ve zamana bağlı olarak okuyucuda heyecan ve zevk uyandıracak şekilde anlatıldığı kısa edebî türdür. XIV. yüzyılda İtalyan edebiyatında Boccaccio´nun (Bokaçyo) yazdığı Decameron (Dekameron) adlı eser, hikâye türünün ilk örneği kabul edilir. Türk edebiyatında Tanzimat´tan önce hikâye türünün yerini halk hikâyeleri, destanlar, masallar, mesneviler ve Dede Korkut Hikâyeleri tutmaktaydı. Batılı anlamda hikâye, Türk edebiyatına Tanzimat´la girmiştir. Ahmet Mithat Efendi´nin Letâif-i Rivâyât adlı eseri ilk hikâye örneklerindendir. Letâif-i Rivâyât´ta yer yer geleneksel hikâyeninanlatım özelliklerine rastlanır. Teknik açıdan güçlü, Batılı örneklere benzeyen ilk hikâye ise Samipaşazade Sezai´nin Küçük Şeyler adlı eseridir. Hikâye türünün başarılı örnekleri Servetifünun Dönemi,Millî Edebiyat Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi´nde verilmiştir. Günümüzde hikâye, yeni anlatım biçimleri ve teknikleri denenerek edebî türler içinde gelişimini sürdürmektedir. Hikâyenin bölümleri serim, düğüm, çözüm şeklindedir ancak bazı hikâyelerde bu bölümler bulunmayabilir. Serim bölümü; yer ve zamanın belirtildiği, kişilerin tanıtıldığı, olayın anlatılmaya başlandığı bölümdür. Düğüm bölümü, olayın okuyucuda merak duygusu oluşturacak şekilde işlendiği bölümdür. Çözüm bölümü, olayların düğümlerinin çözüldüğü bölümdür. Okuyucuda merak uyandıran sorular bu bölümde cevaplanır. Hikâyenin yapı unsurları kişiler, olay örgüsü, mekân (yer), zamandır. Hikâyede anlatılan olayları veya durumları yaş kahramanlar hikâyenin kişi kadrosunu oluşturur. Bu kişiler kurmaca kişilerdir. Olay örgüsü; hikâye kişilerinin başından geçen olaylar dizisidir, hikâyedeki ana olaya bağlı küçük olayların peş peşe sıralanmasıyla oluşur. Mekân, olayın geçtiği yer ya da yerlerdir. Yazar, olayın akışı içinde ayrıntıya girmeden mekânı tanıtır. Zaman, olayın başlangıcından bitişine kadar geçen süredir. Olay, baştan sona doğru verilebileceği gibi bu sıralamaya uyulmadan da verilebilir. Zaman açıkça belirtilebileceği gibi sezdirilebilir de. Anlatıcı, hikâyedeki olayı anlatan kişidir. Anlatıcı, yazarın kendisi değil kurmaca bir kişidir. Hikâyede olaylar birinci veya üçüncü kişi anlatıcının ağzından anlatılır. Bakış açısı; anlatıcının hikâyedeki kişi, olay, yer ve zamanı ele alış biçimi ve bunlara karşı takındığı tutumdur. Üçe ayrılır: Hâkim (Tanrısal/ ilahi) Bakış Açısı: Anlatıcı, olaylara ve kahramanlara hâkimdir. Olayların nasıl gelişeceğini bilir ve görür. Olayları anlatırken kahramanların aklından geçenleri ve psikolojilerini yansıtır. Bu bakış açısında anlatıcı üçüncü kişidir. Kahraman (Ben) Bakış Açısı: Olaylar, hikâye kahramanlarından birinin ağzıyla anlatılır. Olayları yaşayan kahraman, olaylar karşısındaki izlenim ve tutumunu kendi bakış açısıyla yansıtır. Bu bakış açısında anlatıcı birinci kişidir. Gözlemci (Müşahit / Kameraman) Bakış Açısı: Anlatıcı; gördüklerini, tanık olduklarını aktarır. Hikâye kahramanlarının aklından geçenleri bilmez. Anlatıcının anlatımı gördükleriyle sınırlıdır. Nesnel bir tutum sergilenir. Bu bakış açısında anlatıcı üçüncü kişidir. Bir metinde birden fazla anlatıcı ve bakış açısı bulunabilir, anlatıcının değişmesine göre bakış açısı da değişebilir. Teması, konusu ve çatışma unsurları ile hikâye; yazıldığı dönemin siyasi, ekonomik, kültürel özelliklerini yansıtır. Tema, hikâyedeki temel duygu veya düşüncedir, soyut ve geneldir: sevgi, dostluk vb. Konu, hikâyede duygu veya düşüncenin somut bir duruma bağlı olarak ele alındığı olgudur, temayı sınırlandırır: Türkiye´de aile bağları vb. Karşılaşma, olay çevresinde gelişen edebî metinlerde çatışmaları, olay halkalarını veya yeni durumları oluşturacak şekilde kahramanların yüz yüze gelmeleridir. Çatışma, hikâyede karşıt duygu, düşünce ve isteklerin; kişilik özelliklerinin bir arada sergilenmesi ile ortaya çıkan durumdur. Olayların dayandığı asıl ögedir, merak duygusunu canlı tutar: hayal-gerçek çatışması vb. Hikâyeler genel olarak olay hikâyesi ve durum hikâyesi olmak üzere ikiye ayrılır: Olay Hikâyesi: Bu tarz hikâyenin temeli bir olay anlatımına dayanır. Olay hikâyesinde kahramanların ve çevrenin tasvirine önem verilir, okuyucuda merak ve heyecan duygusu uyandırılır. Fransız yazar Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) tarafından geliştirilen bu hikâye türüne Maupassant tarzı hikâye de denir. Olay hikâyesinin Türk edebiyatındaki başlıca temsilcileri Ömer Seyfettin, Refik Halid Karay ve Reşat Nuri Güntekin´dir. Durum Hikâyesi: Olaylardan çok, günlük yaşamın bir kesitini ele alıp anlatan hikâye türüdür. Durum hikâyesinde ruhsal çözümlemelere ağırlık verilir, olay ikinci planda kalır. Bu tarz hikâyede serim, düğüm, çözüm bulunmaz; okuyucunun merak duygusuna seslenilmez. Rus yazar Anton Çehov tarafından geliştirilen bu hikâye türüne Çehov tarzı hikâye de denir. Durum hikâyesinin Türk edebiyatındaki başlıca temsilcileri Memduh Şevket Esendal ve Sait Faik Abasıyanık´tır. Anlatım Biçimleri Öyküleyici metinlerde öyküleme ve betimleme anlatım biçimlerinden yararlanılır. Öyküleyici Anlatım (Öyküleme): Olay anlatımına dayanan anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde okuyucuyu olay içinde yaşatmak amaçlanır. Öyküleyici anlatımda kişiler, olay örgüsü, mekân ve zaman ögeleri bulunur; fiil ve fiilimsilere çokça yer verilerek kişiler hareket hâlinde yansıtılır. Betimleyici Anlatım (Betimleme): Varlıkları, durumları zihinde canlandırmayı amaçlaya anlatım biçimidir. Betimleyici anlatımda sıfatlar kullanılarak ve durumlar ayırt edici özellikleriyle verilir. Öznel olanlarına izlenimsel, nesnel olanlarına açıklayıcı betimleme denir. Öznel anlatımlı betimlemelerde okuyucuya izlenim kazandırmak, nesnel anlatımlı betimlemelerde bilgi vermek amaçlanır. Anlatım Teknikleri Öyküleyici metinlerde gösterme(diyalog, iç konuşma, bilinç akışı), tahkiye etme (kişi tanıtımı, olay anlatımı, geriye dönüş, iç çözümleme, özetleme), pastiş, parodi ve ironi gibi anlatım tekniklerinden yararlanılır. Gösterme (Sahneleme): Olaylar, kişiler, varlıklar okuyucuya doğrudan sunulur. Anlatıcı, okuyucu ile eser arasına girmez. Okuyucunun dikkati eser üzerinde yoğunlaşır. Bu teknikte kişilerin konuşmaları ve hareketleri yansıtılarak okuyucunun kendisini eserin kurmaca dünyasında hissetmesi sağlanır. Gösterme tekniği; diyalog, iç konuşma veya bilinç akışı şeklinde olabilir. Diyalog: Kahramanların karşılıklı konuşmalarına dayanan anlatım tekniğidir. Metne akıcılık kazandırır. Diyalog tekniğinde konuşmalar, kitabi değildir. Kahramanlar, sosyal statülerine uygun biçimde konuşturulur. İç Konuşma: Kahramanların içsel konuşmalarını aktarmaya dayanan anlatım tekniğidir. İç konuşma tekniğinde, kahramanın duygu ve düşünceleri sesli düşünme şeklinde yansıtılır. Bu anlatım tekniğinde kahraman, karşısında biri varmış gibi kendi kendine konuşur. Bilinç Akışı: Genellikle XX. yüzyıl modern roman ve hikâyesinde kullanılmış bir anlatım tekniğidir. Bu teknikte de iç konuşmada olduğu gibi kişilerin iç dünyaları, zihinlerinden geçirdikleri doğrudan o kişilerin ağzından, kendi kendilerine konuşmaları şeklinde verilir. Kahraman anlatıcı ve bakış açısı söz konusudur ancak bilinç akışında iç konuşmadan farklı olarak cümleler arasında mantık ilişkisi zayıftır. Daha çok serbest çağrışım yoluyla bir düşünceden bir başka düşünceye atlanır. Bu teknikte dış dünyaya ait nesneler, motifler bilinçaltını harekete geçiren serbest çağrışım ögeleri olarak işlev görür. Bilinç akışı ile iç konuşma tekniği genellikle iç içe kullanılır.

  • Dil ve İletişim

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Dil ve İletişim İletişim duygu, düşünce ve bilgilerin türlü yollarla başkalarına aktarılmasıdır. İletişim insanların temel ihtiyaçlarındandır. İnsanların duygularını, düşüncelerini ve hayallerini başkalarıyla paylaşma ihtiyacı iletişimi ortaya çıkarmıştır. İnsanlık tarihi kadar eski olan iletişim, tarihî süreç içinde gelişmiş ve biçimlenmiştir. Sosyal ortamda en etkili ve gelişmiş iletişim aracı olarak dil kullanılmıştır. İletişimin Ögeleri İletişim, sosyal yaşamda gerçekleşen bir süreçtir. Bu süreç iletişim ögeleriyle biçimlenir. Bu ögeler; gönderici, alıcı, ileti, kanal, geri bildirim, kod ve bağlamdır. Gönderici (Kaynak): İletişimi başlatan ögedir. Amacına uygun bir bilgiyi, isteği, düşünceyi alıcıya gönderir. Alıcı: Kodlanmış iletiyi alan, ona anlam verip kodu çözen iletişim ögesidir. İletişimin tam olarak gerçekleşebilmesi için alıcının göndericiye geri bildirimde bulunması gerekir. İleti (Mesaj): Göndericinin düşüncelerinin, isteklerinin, duygularının görsel veya işitsel hâle dönüşmüş şeklidir. İleti konuşma, yazı, hareket, resim vb. şekilde gönderilebilir. Kanal: İletinin alıcıya ulaşmasında kullanılan yol ve araçtır. Işık, hava, ses vb. iletiyi alıcıya taşıyan kanaldır. İnsan duyu organlarıyla iletiyi alır ve anlamlandırır. Geri Bildirim (Dönüt): Göndericinin iletisine alıcının verdiği karşılıktır. Gönderici, iletinin anlaşılıp anlaşılmadığını geri bildirim sayesinde öğrenir. Kod (Şifre): İletinin özel bir tarzda düzenlenmiş hâlidir. İletişimin gerçekleşebilmesi için göndericinin ve alıcının aynı kodu bilmesi gerekir. Türkçe konuşan bir kişinin iletisinin alıcı tarafından anlaşılabilmesi için alıcının da Türkçe bilmesi gerekir. Dil, iletiyi ulaştırmak için kullanılan en yaygın koddur. Kodlar bireyin yaşadığı kültürel çevreye bağlı olarak anlam kazanır. Bağlam: İletişime katılan ögelerin birlikte oluşturduğu ortamdır. Bağlamsız bir iletişim düşünülemez. Dilin İşlevleri • Sanatsal işlev • Heyecan bildirme işlevi • Dil ötesi işlev • Alıcıyı harekete geçirme işlevi • Kanalı kontrol işlevi • Göndergesel işlev Anlatımın Özellikleri Açıklık: Anlatımın belirsizlik taşımaması, net olmasıdır. Metinde yoruma göre değişmeyen ifadelere yer verilir. Noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılır. Tartışmaya yol açmayacak bir anlatım söz konusudur. Metinden herkes aynı anlamı çıkarır. Akıcılık: Anlatımın ses akışına uygun olmasıdır. Metinde okunması kolay ifadelere yer verilir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarından kaçınılır. Yalınlık: Anlatımda gereksiz ayrıntılardan, süslü ve sanatlı söyleyişlerden kaçınmaktır. Uzun cümleler, imgeler, sanatlı ve süslü anlatım yalınlığı bozar. Anlatımda kolay anlaşılır bir dil tercih edilir. Duruluk: Anlatımda gereksiz sözlere yer vermemektir. Bir söz cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma veya bozulma olmuyorsa o söz gereksizdir. Düşünceyi Geliştirme Yolları Bir konuda ileri sürülen düşünceyi geliştirmek, desteklemek, inandırıcı kılmak ve düşüncenin etkisini artırmak amacıyla birtakım yollara başvurulur. Başlıca düşünceyi geliştirme yolları şunlardır: Tanımlama: Varlık ya da kavramların belirgin özellikleriyle tanıtılmasıdır. Sözü edilen varlık ya da kavramla ilgili “nedir, kimdir” sorularının karşılığıdır. Örnekleme: Düşünceyi somut kılmak için örneklerden yararlanmaktır. Amaç, anlatılanların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Tanık Gösterme: Düşünceyi desteklemek amacıyla konuyla ilgili söz sahibi, güvenilir bir kişinin sözünden yararlanmaktır. Karşılaştırma: Aralarında benzerlik ya da karşıtlık bulunan varlık veya kavramların bu özelliklerinin ortaya konmasıdır. Anlatılanlar, kavramlar arasındaki benzer ve farklı özellikler yardımıyla daha anlaşılır hâle gelir. Sayısal Verilerden Yararlanma: Düşünceyi güçlü kılmak için sayısal verilerin kullanılmasıdır. Okuyucu, sayısal verilerin etkisiyle düşünceyi daha inandırıcı bulur. Somutlama: Soyut kavramların somut bir varlıkmış gibi anlatılmasıdır. Somutlama; istiare, kişileştirme, benzetme gibi sanatlar yardımıyla sağlanır. Benzetilen varlığın kimi özellikleri yardımıyla soyut kavram, zihinde canlanır ve anlam kazanır. Benzetme: Aralarında çeşitli ilgiler bulunan varlık veya kavramlardan benzerlik bakımından nitelikçe zayıf olanın güçlü olana benzetilerek anlatılmasıdır.

  • Metinlerin Sınıflandırılması

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Metinlerin Sınıflandırılması - Dilin Kullanımından Doğan Türleri Temelde şiir ve düzyazı biçiminde gruplanan metinler; gerçeklikle ilişkileri, işlevleri, yazılış amaçları, hedef kitleleri, kullanılan anlatım biçim ve teknikleri vb. ölçütlere göre sınıflandırılabilir. Metinler, sanat metinleri (edebî metinler) ve öğretici (bilgilendirici) metinler olmak üzere ikiye ayrılır. Ayrıca sanat metinleri ve öğretici metinler de kendi içinde gruplandırılır. Sanat metinleri; edebî bir heyecan uyandırmak, estetik zevk ve anlayış kazandırmak amacıyla yazılır. Coşku ve heyecanı dile getiren metinler (şiir), öyküleyici (anlatmaya bağlı) metinler (masal, fabl, destan, hikâye, roman), göstermeye bağlı metinler (tiyatro) sanat metinleridir. Öğretici metinler; tanıtmak, bilgi ve haber vermek, uyarmak, düşündürmek, kanıları değiştirmek, yönlendirmek gibi amaçlarla yazılır. Tarihî metinler, felsefi metinler, bilimsel metinler, gazete çevresinde gelişen metin türleri (makale, deneme, sohbet, fıkra, eleştiri, mülakat, röportaj, haber yazıları), kişisel hayatı konu alan metin türleri (anı, günlük, gezi yazısı, biyografi / otobiyografi, mektup) öğretici metinlerdir. Dilin Kullanımından Doğan Türleri Bir dilin kullanımında, bölgesel ve kültürel farklılıklar sonucu, dil içindeki çeşitlenmelerle ağız, şive ve lehçe oluşur. Dilin belirli çevrelerdeki özel kullanımıyla da argo ve jargon oluşur. Ağız: Bir dilin bir ülke sınırları içindeki farklı yerleşim bölgelerinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılaşan konuşma biçimidir: Kayseri ağzı, Erzurum ağzı, Trakya ağzı... Şive: Bir dilin, yazılı kaynaklarla izlenebilen tarihî gelişimi içinde ayrılmış kollarıdır. Şiveler; bir milletin tarihî, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle farklı yurt coğrafyalarına dağılmasıyla ortaya çıkar: Azeri Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi vb. Şiveler arasındaki ses, şekil ve kelime farklılıkları anlaşmayı engelleyecek kadar derin değildir. Lehçe: Bir dilin, tarihî gelişimi içinde yazılı kaynaklarla izlenemeyen dönemlerinde ayrılmış kollarıdır. Türk dilinin Çuvaş lehçesi ve Yakut lehçesi gibi. Lehçeler arasındaki ses, şekil ve kelime farklılıkları anlaşmayı güçleştirecek kadar derindir. Bu durum daha çok tarihî, siyasi ve coğrafi nedenlerden kaynaklanır. Argo: Ortak dilden ayrı olarak belirli toplulukların ses, yapı, söz dizimi ve anlam bakımından farklılık gösteren dili veya kelime dağarcığıdır. Farklı bir anlaşma biçimi sağlamak üzere oluşturulur. Argo oluşturulurken ortak dildeki kelimelere özel anlamlar verilir, bazı kelimelerde değişiklik yapılır; dilin lehçelerinden, eskimiş ögelerinden ve yabancı kelimelerden yararlanılır. Argo, çoğunlukla kaba bir söyleyiş özelliği gösterir. Jargon: Aynı meslek veya topluluktaki insanların ortak dilden ayrı olarak kullandıkları özel dil veya söz dağarcığıdır. Standart (Ölçünlü) Dil: Bir dili toplum olarak konuşan ve yazanların hep birlikte uydukları, ağız özelliklerinden arındırılmış, belirli ölçü ve kurallara bağlı ortak dildir. Bir milletin yazılı kültürünün oluşmasında dilde anlaşma ve birlik sağlanması gerekir. Bunun için dildeki ağızlardan yaygın ve işlenmiş olanı ortak kültür dili durumuna gelir. Standart dilin kuralları yazım kılavuzlarında ve sözlüklerde belirtilir. Standart Türkçe, İstanbul Türkçesi esas alınarak biçimlendirilmiş olan konuşma ve yazı dilidir.

  • Edebiyatın Güzel Sanatlarla İlişkisi

    9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Dersi: Edebiyatın Güzel Sanatlarla İlişkisi Edebiyat; duygu, düşünce ve hayalleri söz ya da yazıyla en güzel biçimde anlatma sanatıdır. Sanat eserleri estetik duygularla ortaya çıkmıştır. Sanat eseri tektir ve biriciktir. Sanat eserinin estetik bir değer taşıması ve estetik bir kaygıyla oluşması gerekir. Güzel sanatlar; işitsel (fonetik), görsel (plastik) ve dramatik (ritmik) sanatlar olmak üzere üç gruba ayrılır. İşitsel (Fonetik) Sanatlar: edebiyat, müzik Görsel (Plastik) Sanatlar: resim, heykel, mimari Dramatik (Ritmik) Sanatlar: tiyatro, sinema, dans, bale, opera Edebiyat diğer güzel sanat dallarından, kullanılan malzeme ve kendisini ifade ediş tarzı bakımından ayrılır. Edebiyat dışındaki güzel sanat dallarının malzemesi boya, alçı, taş, ağaç gibi maddi unsurlarken işitsel sanatlar içinde yer alan edebiyatın malzemesi dildir. Aynı zamanda diğer sanat dallarıyla verilen eserleri açıklamak için kullanılan edebiyat, bu yönüyle de öteki sanat dallarından ayrılır.

bottom of page