Şeyh Gâlîb

Zannetme ki şöyle böyle bir söz

Gel sen dahi söyle böyle bir söz

diyerek kendine ve sanatına olan güvenini ortaya koyan Şeyh Galip, 18. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da yaşamıştır. Galata Mevlevihanesi'nin şeyhidir.

Devrin padişahı III. Selim, Mevleviliğe ilgi duymuş, Şeyh Galip 'in Galata Mevlevihanesi'ndeki dergahını sık sık ziyaret etmiş, onu şeyhi bilmiş, memnun etmiştir.

Şeyh Galip de sık sık sarayda misafir edilmiş, padişah ve ailesi tarafından hep saygı, sevgi görmüştür. Bazı söylentilere göre Mevlevi dergahının genç şeyhi ile Osmanlı sarayının güzel kızlarından Beyhan Sultan arasında bir aşk yaşanmıştır. İki genç birbirini sevmiş ama aralarındaki aşk ,açığa çıkmamıştır. Şair, şiirlerinde mısraları arasına gizlediği aşkını;

Senden ey şuh ben ümmid-i visal eylemedim

Tab'ıma hadşe verüp fikr-i muhal eylemedim

Ruz-ı aşkı şeb-i tarik-i hayal eylemedim

Zülf-i kafir gibi inkar-ı cemal eylemedim


Kakülün ah ile berhemzede-hal eylemedim

Havf edip gamzene bir harf sual eylemedim


Kalmadı sabra mecalim bilemem isyanım

Daha yetmez mi tegafüle garaz Sultanım


diyerek dile getirmiştir.


ümmid-i visal: Kavuşma ümidi

tab: Yaradılış, huy, tabiat

hadşe: Vesvesi, merak, manevi rahatsızlık

fikr-i muhal: imkansız düşünce

ruz-ı aşk: Aşk günü

şeb-i tarik-i hayal: Hayal yolunun gecesi

zülf-i kafir: Nankör zülf (görünen saç)

inkar-ı cemal: Güzelliği gizleme

berhemzede-hal: Karmakarışık hal

havf etmek: Korkmak

gamze: Yan bakış

tegafül: Anlamamazlıktan gelme

garaz: Kin, düşmanlık

Galip, hocası Neş'et'ten ders alırken kendisine " Es'ad " mahlası verilir. Bu arada şair, kendine güvenin sembolü olan " Galib" mahlasını kullanıyordur. Devrin bir çok şairi kısa zamanda şöhrete ulaşan bu kabiliyetli şairi kıskanırlar. Dönemin hicivci şairi Sururi, iki mahlas kullanan Galip'i şöyle hicvediyor.

Bilmem ey menhus adın Es'ad mıdır Galib midir

Zatını tarif kıl kimsin kime mensupsun

Gerçi dersin şairane bir tegallüb eyledim

Piş-i erbab-ı sühande Galib-i mağlubsun

Halbuki bu mısraları yazan Sururi de iki mahlaslı idi. Eski mahlası "Hüzni" idi. Galip kendisi için söylenilenlere hiç bir zaman cevap vermedi. Devrin bir başka şairi dayanamayıp bu eleştirilere şöyle cevap verir.

Mağrurluğun olmada günden güne efzun

Şayeste idi mahlasın olsaydı gururi

Galip görünen Es'ad'a mağlub diyorsun

Hüzni'yi unuttun mu ne yaptın a Sururi

menhus: Uğursuz

tegallüb: Üstünlük

piş-i erbab-ı sühan: Söz erbabının önü

mağrur: Gururlu

efzun: Çok, yukarı, fazla

şayeste: Yakışır


Asıl adı Mehmet. 1758’de İstanbul’da doğdu. Önceleri Hoca Neşet’in kendisine verdiği Es’ad mahlasıyla şiirler yazdı. Sonradan Galib mahlasını aldı. Bir süre Konya’ya gidip Mevlana Dergahı’nda çile çekti. İstanbul’a döndü ve çilesini Yenikapı Mevlevihanesi’nde tamamladı. Dönemin Padişahı III. Selim ve Valide Sultan Mihrişah’ın takdirlerini kazandı. Galata Mevlevihanesi’nin 22’nci şeyhi oldu. Annesi ve çok sevdiği şair Esrar Dede’nin ölümünden sonra fazla yaşamadı. 4 Ocak 1799’da İstanbul’daöldü. Babası kendisinden 3 yıl kadar sonra yaşamını yitirdi.

Şiir dili oldukça ağır ve yabancı kelimeler, tamlamalarla doludur. En ünlü eseri, 26 yaşında başlayıp 6 ayda bitirdiği Hüsn ü Aşk aldı mesnevisidir. Hece vezniyle yazılmış bir şiiri de vardır.


MERSİYE


Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın

Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın

Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın

Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın

Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın

Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın

Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh

Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh


Zât-ı şerifi âleme bir yâd-gâr idi

Fakr u fenâ vü aşk u hüner-ber-karâr idi

Her şeb misâl-i şem' benim ile yanar idi

Sâye gibi yanımda enis-i nehâr idi

Hakkaa tamâm âşık idi yâr-ı gaar idi

Birkaç zaman muammer olaydı ne var idi

Allah verdi aldı yine kurb-i Hazrete

Biz kaldık intizâr ile rûz-i kıyâmete


Âhir nefesde sohbeti oldu mahabbet âh

Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i firkat âh

Gelmezdi hiç kalb-i fakire bu sûret âh

Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh

Yakmazdı belki cânımı bu nâr-ı hasret âh

Telh etdi kâmımı o zehr-nâk şerbet âh

Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt

Esrâr'ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt


Olsun mübârek ol mehe kabr-i saâdeti

Mevlâ müyesser ede makaam-ı şefâati

Bitmiş ne çâre dâne vü gelmişdi sâati

Dehrin budur hemişe muhîbbâna âdeti

Tefrik içündür etse de izhâr vuslatı

Zehri yutulmaz ağza alınmaz harâreti

Ben gördüğüm bu dâr-ı fenânın fenâsıdır

Baakî Hûudâ rızâsı bekaa Hâk bekaasıdır


Meydân-ı Mevlevide nişân âşikâr edip

Pervâz ederdi şevk ile Ankaa şikâr edip

Eylerdi nây u defile semâ' âh u zâr edip

Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak'da karâr edip

Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip

Gitdi ne çare Gaalib'i hasretle yâr edip

Olsun visâl-î Hazret-i pirânla kâm-yâb

Kıldı karîn'i kabri Fasîh-i felek-cenâb


(Esrâr Dede'nin ölümü üzerine yazdığı mersiye)


ŞARKI


Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni

Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni

Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek

Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni


Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır

Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır

Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır

Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni


Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu

Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu

Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu

Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni


Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine

Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine

Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine

Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni


Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ

Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana

Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana

Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni


GAZEL


Gencinen olsam vîrân edersin

Âyînen olsam hayrân edersin

Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna

Baksan ne işler seyrân edersin


Sâkî kerâmet sende ya bende

Bahri habâba mihmân edersin


Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşm

Âteşle âbı yek-sân edersin


Ey huşk zâhid dem urma meyden

Dest-i duâyı mercân edersin


Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim

Büttür demezsin îmân edersin


Mâdâm uçarsın gözlerde ammâ

Rûyun perî-veş pinhân edersin

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler

Bî-hûde Gaalib efgaan edersin


Etvâr-ı çerhe uy mevlevî ol

Seyrân edersin devrân edersin

TARD Ü REKB

(tardiyye)

Yek mazrada kıldın ey yüzü gül

Âyinemi âf-tâbe-i mül

Geçdi bana neş’e-i tegaafül

Hem eyle hem eyleme tenezzül

Dil hânesi câ-yı işretindir


Bir şu’lesi var ki şem’-i cânın

Fânûsuna sığmaz âsmânın

Bu sîne-i berk-âşiyânın

Sînâ dahi görmemiş nişânın

Efrûhte-i inâyetindir


Şeh-bâz-ı dil oldu evc-pervâz

Kim sayd-ı hümâya eyleyib nâz

Zülfünde de olmaz âşiyân-sâz

Afv eyle ki şeh-i felek-tâz

Perverde-i dest-i himmetindir


Bir âleme olmuşum ki vâsıl

Şeb-nemleri mihr ile mukaabil

Yok pertev-i mihre anda hâil

Nezdîk ü baîdi özge menzil

Kim firkatın ayn-ı vuslatındır


Açıldı der-i harîm-i ma’nâ

Bir sûret olub hezâr da’vâ

Esrâr-ı hafî hep oldu peydâ

Bildim ki bu cümle şûr ü gavgaa

Gavgaayı sever bir âfetindir


Ey arş-kemâl ü meh-sitâre

Olmak n’ola düşmen-i nezâre

Gaalib sana oldu pâre pâre

Bir hâne-harâb imiş ne çâre

Dâm-ı reh-i mihr-i tal’atindir


GAZEL


Koycek bize gardaş duman atturdu zügürtlük

Kokden pılıyu pırtıyu satdurdu zügürtlük


Zarraflar inanmaz asunaflar söze ganmaz

Çok kimseyü gehr ile zıbartdurdu zügürtlük


Çanlardı çeğem zengün iken çan gibi emme

Suncu deyu ağzumı gapatdurdu zügürtlük


Zalt ben mü ya Gastammanulu da cıbır oldu

Dünyayu birübirüne gatdurdu zügürtlük


Bakkal gasap etmekcü zokakda benü gözler

Taşra çıhman damda gapatdurdu zügürtlük


Gurtara çalab alayumuz gasdu gavurdu

Mal goymadu heskesde top atdurdu zügürtlük


Gaalüb ne öküz galdu ne dombay ne bi eşşek

kokden pıluyu pırtuyu satdurdu zügürtlük