Kapsayıcı Eğitimin Genel Özellikleri

Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı ve Başöğretmenlik Eğitim Programı Çalışma Notları: Eğitimde Kapsayıcılık - Kapsayıcı Eğitimin Genel Özellikleri

Eğitimde kapsayıcılık yaklaşımının oldukça uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Önceleri engelli veya özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin eğitim yaklaşımı olarak görülen bu kavram, günümüzde dezavantajlı bütün grupları kapsayacak şekilde genişlemiş, sosyal, kültürel, eğitimsel, yaşamsal aktivite ve fırsatlara bütün bireylerin eşit düzeyde erişiminin sağlanması anlamı kazanmıştır.


Kapsayıcı eğitim geçmişte, özellikle çeşitli engelleri bulunan öğrencilerin sınıflarda engeli bulunmayan öğrencilerle birlikte eğitim görmesi şeklinde algılanmakla birlikte, günümüzde birçok farklı dezavantajlı öğrenci grubunu da içerecek şekilde çok daha geniş bir içerikte düşünülmektedir.


Eğitim sistemleri veya okullar, bazı öğrencilerin beraberlerinde getirdikleri tüm farklılık veya olumsuzluklara rağmen diğer akranları ile birlikte zengin ve nitelikli bir eğitim-öğretim tecrübesi yaşamasına imkân verirken, bazı öğrenciler için aynı şey söz konusu olamamaktadır. İşte bu durum, okul ve eğitim sistemlerinin kapsayıcılıkları ile ilgilidir.


İnsanlar içinde bulundukları ya da gözlemlendikleri durumları birbirlerinden farklı şekillerde yorumlarlar. Çünkü önceki deneyimleri ve hayata bakışları birbirlerinden farklıdır. Bu sebeple bir kişiye kapsayıcı gelen bir durum, başka bir kişi tarafından dışlayıcı olarak nitelendirilebilir. Örneğin, daima tahtada problem çözen bir öğretmen kapsayıcılık açısından herhangi bir problemi olmadığını düşünebilir. Çünkü tüm sınıfa eşit bir anlayışla yaklaşmaktadır. Ancak bu öğretmen, görme yetersizliği olan öğrencileri ile arka sıradaki öğrencilere yeterince faydalı olamıyor olabilir. Benzer şekilde bir grup öğrenciyi kapsamak adına gerçekleştirdiğimiz bazı uygulamalar, başka bir grup öğrenciyi dışlayıcı bir etki oluşturabilir. Bu sebeple kapsayıcı eğitimin temelleri hususunda genel bir görüş birliğine varmak önemlidir.


Günümüzde kapsayıcı eğitim, esasında sadece özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklara yönelik bir girişim olmayıp yoksul, farklı etnik ve kültürel geçmişlere sahip, kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar ile kız çocukları gibi eşit ve nitelikli eğitim alma konusunda sorun yaşayan diğer gruplara da odaklanmayı ifade etmektedir. Bu anlamda kapsayıcı eğitim; çeşitliliğe değer vererek cinsiyet, etnik yapı, sosyal sınıf, sağlık, sosyal katılım ve başarı gibi nedenlerle kimsenin eğitim süreçlerinden dışlanmaması ve herkesin sistem tarafından kucaklanmasıdır.


Kapsayıcı eğitim anlayışında sosyal adalet ve eşitlik kavramları ön plana çıkar ve farklılıkların saygı, değer ve kabul görmesi gerektiği vurgulanır. Benzer biçimde UNICEF kapsayıcı eğitimi, öğrenmenin gerçekleşebilmesi için özel desteğe ihtiyaç duyan tüm öğrencileri de içerecek bir sistem olarak tanımlamaktadır. Bu açıdan kapsayıcı eğitim, “Her öğrenci eşit derecede önemlidir.” anlayışı çerçevesinde, okulları tüm öğrencilere hizmet verebilecek bir hale getirebilme gayretidir denilebilir.

Kapsayıcı Eğitimin Gerekçeleri

Ekonomik Gerekçe

Geçmişte farklı dezavantajlı gruplara yönelik özel programlar geliştirme çabaları olmuşsa da bu çabalar genellikle daha fazla dışlanmaya sebep olmuş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır (UNESCO, 2005). Bundan dolayı günümüzde kültürel, etnik, dil, din ve sosyoekonomik statü açısından farklılıklara sahip tüm bireyleri kapsayıcı eğitim anlayışı çerçevesinde bir arada eğitmenin en etkili yol olacağı düşünülmektedir (OECD, 2010). Dışlanma ve ayrışmanın artması riskine ek olarak, farklı özelliklere sahip öğrenci gruplarının her birisine yönelik okul ya da programların geliştirilmesi ekonomik olarak da maliyetli olacaktır. Bu bağlamda, kapsayıcı eğitim tüm öğrencilere daha az maliyetle nitelikli eğitim sağlamanın yolu olarak görülmektedir. Bu demektir ki kapsayıcı eğitimin ekonomik gerekçesi bulunmaktadır (UNESCO, 2001).


Eğitimsel Gerekçe

Kapsayıcı eğitimin bir diğer faydasının da öğrencilerin akademik performansını geliştirme konusunda olduğu düşünülmektedir. Çeşitli farklılıklara sahip öğrencilere, bir arada nitelikli eğitim sağlamaya çabalayan okullar, bireysel ihtiyaçlara cevap verebilecek öğretim yöntemleri geliştirmek zorunda olacak, böylece bütün öğrencilerin öğrenmeleri olumlu yönde etkilenecektir. Bu durum kapsayıcı eğitimin eğitimsel gerekçesi olarak gösterilmektedir (UNESCO, 2001). PISA gibi uluslararası öğrenci değerlendirme sınavlarının sonuçları da bu düşünceyi destekler niteliktedir. Genellikle bu sınavlarda yüksek başarı gösteren ülkelerde okullar arasındaki eşitsizliğin en az düzeyde olup bireylere sosyoekonomik statülerinden bağımsız olarak eşit eğitim/öğrenme ortamlarından faydalanma imkânı verilmektedir (OECD, 2010). Başka şekilde ifade edilecek olunursa, tüm çocukların özel gereksinimlerinin giderildiği ve daha eşitlikçi olan eğitim sistemleri içerisinde başarının ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir (OECD, 2012).


Sosyal Gerekçe

Diğer taraftan kapsayıcı eğitimin önemli sosyal faydaları da olduğu düşünülmektedir. Herkesin aynı ortamda eğitim aldığı kapsayıcı okulların, öğrencilerin farklılıklara karşı daha olumlu tutumlar geliştirmesine yardımcı olarak daha adil ve ayrımcı olmayan bir toplum oluşumuna katkıda bulunacağı genel kabul görmektedir. Bu açıdan bakıldığında, kapsayıcı eğitimin toplumlarda kaynaşma, birlikte yaşama ve farklılıkların zenginlik oluşturduğu yönündeki duyguları ortaya çıkarma açısından önemli etkiler yapacağı söylenebilir. Nitekim Salamanca Bildirisi ve Eylem Çerçevesi’nin (1994) 2. maddesinde “Kapsayıcı eğitim oryantasyonuna sahip okulların ayrımcılıkla mücadele edilmesi, herkesi hoş karşılayan ve kabul eden bir toplumun oluşturulması ve herkesin eğitim alma hakkına erişebilmesi” bakımından en etkili araç olduğu belirtilmiştir. UNESCO (2001) bu durumu, kapsayıcı eğitimin sosyal gerekçesi olarak izah etmektedir. Kapsayıcı eğitimin yaygınlaşmasının sosyal katılım/entegrasyon açısından önemli roller üstleneceğini ortaya koyan çalışmalar da bunu ispatlamaktadır (Ruijs ve Peetsma, 2009).


Hukuki Gerekçe

Diğer yandan çocuk hakları ile ilgili temel uluslararası düzenlemelere bakıldığında, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin (1989) I. kısım 1. maddesinde yer alan çocuk tanımına göre “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”. Çocukluk dönemi kendinden sonraki gençlik ve yetişkinlik döneminin önemli bir belirleyicisi olarak aile içi ve dışı ilişkilere şekil veren, mesleki kararların belirmeye başladığı, sevgi ve nefret gibi temel duyguların oluştuğu ve çevre ve bireyin kendisi hakkında genel yargılarının belirginleştiği bir dönem olarak önem arz etmektedir.


Bundan dolayı söz konusu bildirgede çocukların eğitim haklarına ve almaları gereken eğitimin içeriğine dair detaylı bilgilere yer verilmiştir. Nitekim 28. maddede eğitim imkânlarından toplum içerisindeki tüm çocukların eşit derecede faydalanabilmelerine, 23. maddede özellikle engelli çocukların eğitime erişimlerinin sağlanması gerektiğine işaret edilmektedir (Convention on the Rights of the Child, 1989). UNESCO’ya (2005) göre eğitimde hak temelli yaklaşımın şu üç temel prensibi bulunmaktadır:


• Bedava ve zorunlu eğitime her bireyin erişebilmesi,

• Eşitlik, kapsayıcı eğitime dâhil olma ve ayrımcılık yapılmaması,

• Kaliteli eğitim, içerik ve süreçlere erişim hakkı.


Bu temel prensiplere göre; eğitim, fiziksel veya diğer herhangi bir engel türüne bakılmaksızın bireylerin gelişimine ve işlevselliğine katkı sağlayan kolaylaştırıcı bir faktör olarak görülmelidir. Burada bahsedilen engel gruplarına toplumsal hayattan herhangi bir şekilde dışlanarak dezavantajlı duruma düşmüş öğrenciler de dâhil edilmelidir. Bir başka deyişle dezavantajlı gruplara; özel eğitime gereksinim duyan, terörden ve göçten etkilenen, istismara uğramış, doğal afetten etkilenmiş, geçici koruma altındaki sığınmacı statüsünde bulunan, ana dili dışında bir dilde eğitim alan ve şiddete maruz kalmış çocuklar girmektedir (UNESCO, 2005).


Eğitimde kapsayıcılık anlayışı eğitim politikaları, okullar, okul yöneticileri ve öğretmenlerin değişim ve gelişimlerini içeren dinamik bir süreci ihtiva eder. Bu durum, mevcut okul anlayışının ve eğitim sistemlerinin yeniden düşünülmesi gerekliliğini ortaya koyarak değişimi zorunlu kılar. Bu değişim süreci içerisinde amaç; geleneksel okul anlayışını dönüştürerek tüm öğrencilerin eğitime erişimini sağlamak, okul çalışanlarının bütün öğrencilere karşı kabul seviyelerini yükseltmek, öğrencilerin farklı etkinliklere katılım düzeylerini en yüksek noktaya çıkarmak ve onların başarı düzeylerini artırmaktır (Artiles, Kozleski, Dorn ve Christen, 2008).


Yukarıdaki açıklamalar ışığında kapsayıcı eğitim ile ne kastedildiği ve bu bağlamda bunun entegrasyondan farkı aşağıdaki şekillerde açıklanmıştır. Buna göre temel amacımız ayrımcılığa uğramış, dışlanmış ya da hatalı bir anlayışla sisteme entegre edilmiş öğrenci ve öğrenci gruplarını içermektir. Bu süreç okul kültürü, toplumsal anlayışlar ve uygulamalar, fiziki imkânsızlıklar gibi sebeplerle kolay bir şekilde yürütülemeyebilir. Ancak bu sürecin başında yapılması gereken şey farkındalık kazanmaktır.

Kapsayıcı Eğitimin Önündeki Engeller

Öğretmen Kaynaklı Engeller

Öğretim sürecinin planlama, uygulama ve değerlendirme basamaklarında en büyük sorumluluğu alan öğretmenlerin mesleki yeterlilik düzeyleri, alan yazında eğitim-öğretimin başarısı için ön koşul olarak kabul görmektedir (Öztürk vd., 2017; Alptekin, 2012; Billingsley ve McLeskey, 2004; Kış, 2007; MEB, 2005). Dolayısıyla, kapsayıcı bir eğitim sistemi oluşturulmak isteniyorsa, sistem içerisinde görev yapan öğretmenlerin bu anlayışa uygun şekilde yetiştirilmeleri hayati önem taşımaktadır. Kapsayıcı bir eğitim sisteminde görev yapan öğretmenlerin en önemli özellikleri çeşitliliği takdir etmeleri, farklı öğretim yöntem ve tekniklerini etkili şekilde kullanabilmeleri ve bireysel öğrenme ihtiyaçları ile başa çıkabilme becerileridir (UNESCO, 2013).


Eğitim Ortamı Kaynaklı Engeller

Kapsayıcı eğitim tanımlarında vurgulanan temel kavramlar göz önüne alındığında, bir eğitim kurumunun kapsayıcı olabilmesi için öncelikle çeşitliliğe değer vermesi gerektiği söylenebilir (Farrell, 2001). Kapsayıcı eğitim ortamları çocukların dışlanmayacakları, ayrımcılığın olmadığı, etiketlemenin bulunmadığı bir şekilde yani tüm çocukların her türlü özelliği ve özel durumu kabul edilen homojen bir ortamda eğitim alacakları şekilde olmalıdır (UNICEF, 2011).