Yunus Emre

Büyük Türk düşünürü ve şair Yunus Emre, sevgi, saygı, hoşgörü, doğruluk, sabır, kanaat, cömertlik, fedakarlık, Allah sevgisi ve gönül yapmak gibi değerlerle yüzyıllardır insanlığa ışık saçıp yol gösteriyor. (Grafik: Yılmaz Yücel/AA)

Kesin doğum tarihi bilinmeyen Yunus Emre, çeşitli kaynaklara göre, 13. yüzyılın ortası ile 14. yüzyılın ilk çeyreği arasında Anadolu'da yaşadı.


Türk-İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından Yunus Emre'nin 1307-1308'de yazdığı "Risaletü'n-Nushiyye" ile vefatının ardından sevenlerinin derlediği şiirlerinden oluşan "Divan" isimli iki önemli eseri bulunuyor.


Büyük Türk düşünürü, tasavvuf ve halk şairi Yunus Emre, Anadolu'nun manevi mimarlarından sayılıyor.

Her müminin arzuladığı ilahi aşkı anlattığı şiirlerini halk diliyle yazan Yunus Emre, Türkiye Türkçesinin tarihi devresinin ilk safhasını teşkil eden ve "Eski Anadolu Türkçesi" adı verilen bu şivenin oluşmasında rol oynadı.


"Acem tasavvufi eserlerinden tamamıyla ayrı bir mahiyette, halkın zevkine uygun bir Türk tasavvuf edebiyatı vücuda getirmiştir. Bu nedenle Türk tasavvuf edebiyatının Anadolu'daki kurucusu kabul edilir. Şiirlerinde her müminin arzuladığı ilahi aşkı dile getirmiştir. Sade ve gösterişsiz bir hayat yaşamıştır. Yunus Emre, sözleriyle ve yaşayışıyla 13. yüzyıldan bugüne kadar tanıyan her insanın kalbinde taht kurmayı başarmıştır. Kısa, özlü ve etkili sözleriyle tasavvuf alanında oldukça etkili olmuştur. Her daim İslam'ın iman, aşk, umut ve adalet üzerine kurulan zaman ve mekan üstü mesajlarının taşıyıcısı olmuştur. 'Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez.' ve 'Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.' diyen Yunus Emre, yaşamının üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen düşünceleriyle diri kalmaya ve diri kılmaya devam etmektedir."


"Bize hakikat yolundaki gerçek mutluluğun anahtarını sunuyor"

Doç. Dr. Sarıtaş, Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Ahi Evran-ı Veli, Ahmed Fakih, Geyikli Baba ve Seydi Balum gibi büyük zatlarla aynı dönemde yaşayan Yunus Emre'nin mürşidinin Tapduk Emre olduğunu hatırlattı.

Yunus Emre'nin yaşadığı dönemin, dış tesirlerle sarsılan Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmakta bulunduğu devir olduğunu anlatan Sarıtaş, "Ayrıca Anadolu Türklerinin Moğol yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasi otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk beyliklerinin, özellikle Osmanlı Beyliği'nin de filizlendiği bir dönemdir. Böyle bir ortamda Yunus Emre, İslam'ın öngördüğü sevgi, güven, ahlak, adalet, ahiret ve umut bağıyla Anadolu halkına ümit ışıkları yakmış, Türk insanının gönüllerinde taht kurmayı başarmıştır." ifadelerini kullandı.


Sarıtaş, Yunus Emre'nin, Orta Asya'da Ahmed Yesevi ve dervişlerinin hikmetleriyle başlayan çığırı Anadolu'da devam ettirip klasik sufi terminolojisini Türkçeleştirdiğine değindi.

Yunus Emre'nin kendine özgü tarzıyla Türk edebiyatı, tekke şiirleri, Bektaşi şiirleri ve aşık edebiyatı alanında haleflerine önemli katkılar sunduğuna dikkati çeken Sarıtaş, şunları kaydetti:

"Yunus Emre, sevgi, aşk, irfan ve hizmetle gönül yapmaya çalışmıştır. Türk edebiyatının en büyük mütefekkirlerinden biridir. Yunus Emre aynı zamanda Anadolu'da bir bakıma halk hekimi gibi dolaşarak halkın yaşadığı sorunlara çözümler getirmeye çalışmış, toplumun psikolojik hafızasını onarmıştır. Bir anlamda 'onarıcı ruh sağlığı' hizmetini yerine getiren Yunus Emre'nin şiirleri sadece kendi döneminin insanlarını değil, bugünün insanlarını da ilgilendirmektedir. Şiirlerini her okuduğumuzda dini ve ahlaki değerlerden söz ettiğini, insanın her daim Allah'ı hatırda tutmakla mutlu ve güvende olacağını vurguladığını görüyoruz. Yunus Emre, bize hakikat yolundaki gerçek mutluluğun anahtarını sunuyor. Dün olduğu gibi bugün de Yunus diline ve gönlüne muhtacız. Her türlü şiddetin önlenmesinde Yunus düşüncesine ve inanç şekline ihtiyacımız var. Bu nedenle Yunus'u sadece okul, cadde ve enstitü isimlerinde değil, hayatımızın her anında yaşatmalıyız."