top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 864 sonuç bulundu

  • Bâkî

    1526'da İstanbul’da doğdu. 1600'de İstanbul'da öldü. Osmanlı Divan Edebiyatı'nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getiren ve yaşarken "Sultanü'ş Şuârâ" (şairler sultanı) unvanını alan şairidir. Asıl adı Mahmud Abdülbaki'dir. Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'nin oğludur. Çocukluğunda bir süre esnaf yanında çıraklık yaptı. Güçlü okuma isteği sonucu medreseye girdi. Zamanının ünlü müderrislerinden Karamanlı Ahmed ve Mehmed efendilerden ders aldı. Birçok ünlü edebiyatçı ile tanıştı. Hocası Mehmed Efendi için yazdığı "Sümbül Kasidesi" ününü artırdı. Dönemin ünlü şairlerinden Zâtî’nin dikkatini çekti. 18-19 yaşlarında ünlü bir şair oldu. Süleymaniye Medresesi'nde Ahmed Şemseddin Efendi'nin derslerine devam etti. 1955'te Nahçıvan seferinden dönen Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu kasideyle saray çevrelerine girmeyi başardı. Kadılık göreviyle Halep'e gönderilen hocası Ahmed Şemseddin Efendi ile Halep'e gitti. 1560'ta İstanbul'a dönüşünde Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile tanıştı. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine düyduğu üzüntüyü "Kanuni Mersiyesi" ile dile getirdi. II. Selim döneminde Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa'nın korumasına girdi. Saray toplantılarına çağrılmaya başlandı. III. Murad döneminde de yerini korudu. Süleymaniye Müderrisi oldu. Düşmanlarının bir oyunu ile bir süre gözden düştü. Edirne'ye sürüldü. Medine ve Mekke kadılıkları yaptı. 1581'de İstanbul'a döndü. 1584'te İstanbul Kadısı oldu. 1591'de Rumeli Kazaskerliği görevine getirildi. Şeyhülislam olmak istiyordu ama bu görevi elde edemeden yaşamını yitirdi. Zevke ve eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet ve hırslı bir kişiliği vardı. Nükteci ve dedikoducu yapısı yüzünden zaman zaman döneminin önde gelenlerini darıltıp zor durumlara da düştü. Hicviyeleri ile ünlüdür. Özel yaşamındaki özgürlüğüne ve sınırsızlığına rağmen kadılık görevlerinde adalete düşkünlüğü ile dikkat çekti. Mesnevi yazmadı. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır. Dünyanın geçiciliğinden yakınan, okurları aşk ve şarabın tadını çıkarmaya çağıran gazelleriyle ünlendi. Şiirlerinde tasavvufi değil, dünyevi aşka önem verdi. Mersiye, methiye ve fahriyelerinde içten ve abartısız bir anlatım kullandı. Edebiyatta geleneklere bağlı kaldı ama şiir diline yeni bir düzen ve akıcılık getirdi. Nazım tekniğini geliştirdi, birçok büyük şairin "kaçınılmaz" olarak gördüğü nazım kusurlarından kurtulmayı bildi. Çağdaşı şairlere göre daha sade ve anlaşılır bir dil seçti. Biçim açısından kusursuz şiirleri, duygu ve anlam bakımından Fuzûlî'ninkiler kadar derin, Nevî'ninkiler kadar içten bulunmaz. Eserleri, 16. yüzyıl Osmanlı toplumunun beğenisine uygun, sanat incelikleri ve hayal güzellikleri ile doludur. Duru ve temiz bir İstanbul lehçesinin yanısıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı. Kanuni'nin ölümüyle şair Baki , en büyük desteğini, velinimetini kaybetmiştir. Şair, bir medrese odasına kapanarak duyduğu acıyı bir mersiye ile dile getirir.Mersiye, bilindiği gibi Divan Edebiyatı'nın ölüm acısını, ıstırabını dile getiren şiirleridir.Muhteşem Süleyman'ın inanılmaz ölümü karşısında bütün varlıkları ağlar görmek isteyen şair, duygularını gözyaşları ile şöyle ifade eder: Olsun gamunda bencileyin zar u bi-karar Afakı gezsün ağlayarak ebr-i nevbahar Tutsun cihanı nale-i mürgan subh-dem Güller yolunsun ah u figan eylesün hezar Sümbüllerini matem edüp çözsün ağlasun Damane döksün eşk-i firavanı kühsar ........................ Gül hasretünle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete kadar çeksin intizar Deryalar etse alemi çeşm-i güher-feşan Gelmez vücuda sencileyin dürr-i şah-var Ey dil bu demde sensin bana olan hem-nefes Gel nay gibi inleyelüm bari zar zar Aheng-i ah u naleleri edelüp bülend Ashab-ı derdi cuşa getürsün bu heft bend Başı Nef'i kadar derde girmese bile Baki de dilini tutamayan şairlerdendir. Zaten kaside ile hicviye daima beraber yürüyen nazımlardır.Ancak Baki'nin Nef'i'den farkı kendisine zarar vereceği ne inandığı kimseleri hicv etmemesidir.O ancak arkadaşlarını , kendi seviyesindeki kişileri hicveder.Bu konu ile ilgili bir hikaye şöyledir . Baki bir gün tayin olunduğu vazifeye giderken Edirne'ye uğrar.Orada eski okul arkadaşı olan Edirneli Emri ve arkadaşları tarafından Edirne bağlarına ziyafete çağırılır. Kendisine " Edirnemizi nasıl buldunuz ? " diye sorarlar. "Doğrusu Cennet gibi yer , fakat içinde adem yok." diyerek hepsini gücendirir. Bunun üzerine başta Emri olmak üzere o mecliste bulunan şairler , Baki'yi hicv etmişlerdir. Tuti Hanım , Kanuni Sultan Süleyman'ın haremindeki cariyelerden biridir. Bir gün bir boğaz gezintisine çıkılacağı sırada saraydan kayığa binerken birden ayağı kayar , sendeler , düşecek gibi olur. Baki hemen yetişir ,güzel cariyeyi ayağa kaldırır. Baki'nin bu hareketi , yardımı bir müddet sonra sarayda bir dedikodunun çıkmasına sebeb olur. Güya Tuti Hanım , Baki'nin ilgisini çekebilmek için böyle bir " kaza" geçirmiştir.Yine bir rivayete göre de güzel ve kültürlü cariye şiirler yazıyor ve şiirlerini Baki'ye gönderip düzeltmesini istiyordur. Aralarında bir gizli gönül ilişkisi vardır.Saray bu dedikodularla çalkalanırken elbette olanlardan padişahın da haberi olur. Söylenilenlerin ne kadarının doğru, ne kadarının yakıştırma olduğu bilinmez ama çok sevdiği ve takdir ettiği bir şair olan Baki'yi, padişah , güzel cariyesini armağan ederek mükafatlandırır. Baki ,Tuti Hanım için şu mısraları yazmıştır: Giryan ol Leyli-veş n'ola sahraya salsa Baki'yi Mecnun'un ab-ı çeşmine hak-i beyaban teşnedir giryan: Ağlayan Leyli-veş: Leyla gibi ab-ı çeşm: Gözyaşı hak-i beyaban: Çöl toprağı, kum teşne: Susamış Baki'ye patavatsızlıklarından dolayı kızan arkadaşları hicivlerinde bir çok kereler bu evliliği malzeme olarak kullanmışlardır. Baki çirkince bir adammış.Bundan dolayı arkadaşları "Karga Baki " derlermiş. Hanımının adı da Tuti (papağan) olunca çokça mizahi rivayetler çıkmış ortaya . Bir rivayete göre şair ile hanımı arasında geçimsizlik meydana gelmiş, sormuşlar "Tuti Hanım ne alemde ? "diye. Baki cevaben " Birader , Tuti ,Tuti diye şunu uçurup durmayınız !O da benim gibi karganın biri !" demiştir. Arkadaşları Baki'nin bu sözlerini vesile tutarak hicviyeler yazmışlardır. "Ne garip bir tesadüf Tuti (papağan) ile kargayı hemser (arkadaş) eylemişler de yine şikayeti karga etmektedir." Divanı Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlandı. Ama bu divan bütün şiirlerini kapsamaz. Başında manacaat ve na't bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkib-i bend, 1 terci-i bend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır. Çevirileri ve dinsel konularda eserleri de vardır.

  • Deneme Türünün Özellikleri

    Herhangi bir konu üzerinde, yazarın kesin yargılara varmadan görüş ve düşüncelerini samimi bir üslupla serbestçe kaleme aldığı birkaç sayfayı geçmeyen yazılara deneme denir. Deneme, süreli yayınlar (gazete ve dergi) sayesinde ortaya çıkan ve gelişen bir türdür. Denemede daha çok, evrensel konular ele alınmakla birlikte konu sınırlaması yoktur. Hemen her konu denemede ele alınabilir ancak konu derinlemesine işlenmez. Denemede yazar, duygu ve düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmeden rahat, serbest bir üslupla anlatır, bazen bir konudan öbürüne rahatlıkla atlayıverir. Deneme yazarı kendi kendisiyle konuşur ya da karşısında biri varmış da onunla dertleşiyormuş gibi yazar, anlattığını içtenlikle dile getirir. İyi bir deneme yazarından geniş bir dünya görüşüne, zengin bir edebiyat, sanat ve felsefe kültürüne; açık, özgün ve sürükleyici bir üslup özelliğine sahip olması beklenir. Deneme türünün çıkış noktası her şeyden önce yazarın kendi benlik ve izlenimleridir. Nurullah Ataç’ın deyimiyle “Benin ülkesidir.” Denemede; yazarın olay, olgu, durum ve günlük yaşamın süreğenliği içinde hayata ve olaylara kendi kişisel penceresinden bakış ve algılamalarına yer verilir. Deneme yazarı ileri sürdüğü fikirleri sorgulamaktan da geri durmaz. İnsanlığı ilgilendiren ve düşündüren konuları ele almasına rağmen herkesten farklı bir bakış açısıyla duruma veya olaya bakabilir. Amacı okura ele aldığı konu hakkında bir bakış açısı kazandırmaktır. Deneme yazarı düşüncelerini aktarırken birtakım bilimsel verilerden yararlansa da daha çok kişisel yaşantısını yansıtır. Bütün bunlarda kesin sonuçlara erişme, bir savı benimsetmeye çalışma, kesin bir değerlendirmeye gitme gibi bir amaç yoktur. Ancak kendi görüş ve düşüncelerini başka yazarların sözleriyle destekleyebilir. Bu türün ilk örnekleri 16. yüzyılda Fransız yazar Montaigne tarafından verilmiştir. F. Bacon (Beykın), T.S. Eliot (Elyıt), A. Camus (Kamü), E. C. Alain (Alen), J.P. Sartre (Satr) dünyaca ünlü deneme yazarlarından bazılarıdır. Türk edebiyatında ise deneme türü Tanzimat sonrasında karşımıza çıkar. Özellikle Tanzimat Dönemi’nde gazete ve dergilerin ortaya çıkışı denemenin yaygınlaşmasına zemin hazırlar. Servetifünun Dönemi’nde denemenin klasik tanımına uygun nitelikte yazılar dergi ve gazete sayfalarında görülmeye başlar. Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal ilk deneme yazarları olarak kabul edilebilir. Deneme türünün gelişmesi Cumhuriyet Dönemi’yle birlikte başlar. Bu dönemde çokça tercih edilen bir tür olarak edebiyat dünyasında yerini alır. Cumhuriyet Dönemi yazarlarının hemen hepsi bu türde eser vermiştir. Ahmet Haşim’in Gurebâhâne-i Laklakan, Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi deneme türünün en güzel örneklerindendir. Deneme türüyle ismi özdeşleşen Nurullah Ataç ise deneme türündeki yazılarını “Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar” kitaplarında bir araya getirmiştir. Ataç'ın Divan, halk ve Batı edebiyatını iyi bilmesi, yeniyi sürekli takip etmesi ve beğendiklerini açıkça söylemekten çekinmemesi denemelerinin özelliğini teşkil eder. Ahmet Hamdi Tanpınar da deneme türündeki “Beş Şehir” ve “Yaşadığım Gibi” adlı eserleriyle tanınır. Mehmet Kaplan, “Dil ve Kültür, Büyük Türkiye Rüyası, Edebiyatımızın İçinden, Nesillerin Ruhu” adlı eserlerinde sanatçı ve eserler üzerinde durur; dil, kültür, edebiyat ilişkisi üzerine dikkatleri çeker. Nihat Sami Banarlı, Abdülhak Şinasi Hisar, Suut Kemal Yetkin, Sabri Esat Siyavuşgil, Ahmet Muhip Dıranas, Sabahattin Eyuboğlu, Haldun Taner, Salah Birsel, Sezai Karakoç, Melih Cevdet Anday, Oktay Akbal ve Cemil Meriç deneme türünün diğer önemli isimleridir. Türk edebiyatında deneme türündeki eserlerin büyük bir kısmı sanat ve edebiyat konularında kaleme alınmış yazılardır. Bu denemelerin çoğu çeşitli dergilerde yayımlanıp sonradan kitap olarak basılmış yazılardır. Deneme metinlerinde anlatıcı yazarın kendisidir. Deneme yazarı, kendini gizleme kaygısı taşımaz. Çünkü yazar metinlerde kendi duygularını, düşünce, gözlem ve değerlendirmelerini aktarır. “Ben” anlatımının yoğun olduğu paylaşıma dayalı ve bilginin ön planda olduğu deneme metinlerinde anlatıcı, birinci teklik kişidir. Denemeler ele alınan konuya yaklaşımları bakımından ikiye ayrılır: izlenimsel deneme ve eleştirel deneme. İzlenimsel (klasik) denemenin temsilcisi aynı zamanda bu türün kurucusu Fransız yazar Montaigne’dir. Bu tür denemelerde yazar kendi benini merkeze alır. Ancak izlenimlerinden hareketle anlattığı konular tüm insanlığı ilgilendiren evrensel boyutları olan konulardır. Türk edebiyatında Ahmet Haşim’in ve Nurullah Ataç’ın denemeleri bu tarz denemeye örnek gösterilebilir. Deneme türünün diğer bir çeşidi ise eleştirel denemedir. Dünya edebiyatında bu türün en önemli temsilcisi olarak İngiliz yazar, François Bacon (Franços Bekın) kabul edilir. Eleştirel denemede de öznellik ağır basmasına rağmen yazar, ele aldığı konu karşısında eleştirel bir tutum sergiler. İzlenimsel denemelerden farklı olarak bireysel de olsa birtakım yargılamalara ulaşır. Bu yargılamalar tam anlamıyla nesnel bir nitelik taşımaz. Felsefe, edebiyat ve sanatla ilgili denemeler genellikle bu türden denemelerdir. Günümüzdeki denemeler daha çok eleştirel türden olanlardır. Nurullah Çetin Türk edebiyatında denemeleri konu bakımından şu şekilde tasnif eder: sanat ve edebiyat konulu denemeler, tarihî denemeler, dil konulu denemeler, felsefe konulu denemeler, şehir konulu denemeler, sosyal ve siyasi konulu denemeler, din konulu denemeler, psikoloji konulu denemeler, kadın konulu denemeler, karışık konulu denemeler.

  • Ahmed Paşa

    Doğum yeri Edirne'dir. Ama doğum tarihi bilinmiyor. Ciddi bir öğrenim gördü. Bursa’da müderrislik, Edirne’de kadılık yaptı. Bazı sancak beyliklerinde bulundu. İkinci Beyazıt zamanında Bursa sancak beyliğine atandı. 1497’de Bursa’da öldü. 15. yüzyılın en büyük divan ozanıdır. Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı biliniyor. Gazel ve kasideleriyle dikkat çeker. Şarkı ve murabbada da olgun örneklerini verdi. Dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür. Farsça ve Arapçayı ustaca kullanır. Ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aştı. Kendisinden sonraki divan şairleri Ahmed Paşa’nın birçok şiirine benzetiler yazdı. XV. yüzyılda yaşamış olan Ahmet Paşa, dönemin konuşma dilini şiirlerine yansıtmış olmanın yanında bir devlet adamıdır. Fatih Sultan Mehmed'in hocası ve sohbet arkadaşıdır. Osmanlı Sarayı'nda görev yapmış vezirliğe kadar yükselmiştir. Şiirlerinin çoğunda aşk ve tabiat güzelliklerini işleyen şairin, Fatih'in gözdelerinden birine aşık olduğu söylenir. Fatih Sultan Mehmed, Ahmet Paşa'yı çok sevmesine rağmen olan bitenden rahatsız olmuş, bu davranışı Saray gelenek ve göreneklerine hakaret saymış ve Ahmet Paşa'yı Yedi Kule Zindanlarına kapattırmıştır. Yedi Kule Zindanlarında ölüm korkusuyla yaşamış olan şair, çok zor ve acı günler geçirir. Orada aklına bağışlanmak için bir kaside yazmak gelir. Ve ünlü kerem kasidesini yazar. Ey muhit-i keremin katresi umman-ı kerem Bağ-ı cud ebr-i kefinden dolu baran-ı kerem ....... Ayağı toprağıdır cevher-i iksir-i hayat Asitanı tozudur sürme-yi ayan-ı kerem Açılır hulk-ı nesimiyle gül-i gülşen-i cud Bezenir lütf-i zülaliyle gülistan-ı kerem ......... Gün gibi saltanatın topu göğe ağsa ne ta'n Sana sunuldu bu meydanda çü çevgan-ı kerem Kul hata etse nola aff-ı şehinşah kanı Tutalım iki elim kandayımış hani kerem Ahmedim gam makası kesti dilim şem' gibi Sana ruşen diyemez halini sultan-ı kerem Ahmet Paşa son arzusu olarak zindan görevlilerinden şiirin, padişaha ulaştırılmasını ister. Şiirden iyi anlayan, kendisi de şair olan Fatih Sultan Mehmed, kasidenin güzelliği karşısında duygulanır, yanındakilere "Böyle güzel şiirler yazabilen bir aşk adamına biz zarar vermemeliyiz" diyerek, şairi affeder. Ahmet Paşa bundan sonra Saray'daki eski yerini alamaz. Bir rivayete göre de Fatih tarafından Tuti Hatun biriyle evlendirilmiştir. Bu bahsi, daha sonra Fatih'in de nazire yazdığı Ahmet Paşa'nın güzel bir dörtlüğü ile bitirelim: Bizi hak etti heva yoluna sevda nidelim Pay -mal eyledi bu zülfü seman-sa nidelim Kul edinmezdi güzeller bizi illa nidelim Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül.. GAZEL Eyâ peri nicesin hoş musun safâca mısın Gele beri nicesin hoş musun safâca mısın Şeker dudaklı kamer yüzlü serv boyluların Semen-beri nicesin hoş musun safâca mısın Bahâr-ı hüsn ü behada belalı bülbülünün Gül-i teri nicesin hoş musun safâca mısın Bizimle bir nefes insanlık eyle soruşalım Gel ey peri nicesin hoş musun safâca mısın Sefer kılıp gelir Ahmet ki deye şehrimizin Güzelleri nicesin hoş musun safâca mısın? GAZEL Ey fitnesi çok kavli yalan yandım elinden, Bir nâz ile bin gönlüm alan yandım elinden Sen şem gibi gayr ile mecliste gülersin Ben akıtırım yaş ile kan yandım elinden Her hâr ile sen sohbet edersin dün ü gün ben Derdim ederim mûnis-i can yandım elinden Şol sunduğun âteş midir ey sâki bana kim Kim aldın ele câm heman yandım elinden Ahmet çeke cevrini göre lûtfunu ağyâr Ey şefkati az şûh-i can yandım elinden GAZEL Ahde vefâ eylemedün öyle mi Terk-i cefâ eylemedün öyle mi Bir dem ayağun tozını gözüme Kuhl-i cilâ eylemedün öyle mi Gül yüzüne karşı gönül bülbülin Perde-serâ eylemedün öyle mi Şemme-i zülfüne meşâmın dilün Gaaliye-sâ eylemedün öyle mi Ahmed-i öldürriserin der idün Ahde vefâ eylemedün öyle mi MURABBA Gül yüzünde göreli zülf-i semen-sây gönül Kuru sevdada yiler bî-ser ü bî-pây gönül Dimedüm mi sana dolaşma ana hay gönül Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Bizi hâk itdi hevâ yolına sevdâ n’idelüm Pây-mâl eyledi bu zülf-i semen-sâ n’idelüm Kul idinmezdi güzeller bizi illâ n’idelüm Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Felekün nûş iderem nîşini sâğarlar ile Doğradı hâr-ı cefâ bağrumı hançerler ile Baş koşam dimez idüm ben dahi dil-berler ile Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Yarun itden çog uyar ardına ağyâr diriğ Bize yâr olmadı ol şuh-ı sitem-gâr diriğ Kıldı bir dil-ber-i hercâîyi dil-dâr diriğ Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Ben dimezdüm ki hevâ yolına ser-bâz gelem Ney-i ışkunla gamun çengine dem-sâz gelem Dir idüm ışk kopuzun uşadam vâz gelem Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Dil dilerken yüzinin vaslını cândan dahi yiğ Bir demin görür iken iki cihândan dahi yiğ Akdı bir serve dahi âb-ı revândan dahi yiğ Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül Ahmed’em kim okınur nâmum ile nâme-i ışk Germdür sözlerümün sûzile hengâme-i ışk Dil elinden biçilübdür boyuma câme-i ışk Vay gönül vay gönül vay gönül ey vay gönül KITA Her ka’nun düryûze-i ışkunda şey-illâhi yok Menzil-i dervâze-i uşşâkdan âgâhı yok Didüm ey dil-ber dimişsin Ahmed’e cevr itmeyem Didi yok billâhi yok vallâhi yok tallâhi

  • Maddelerle Önemli Edebiyat Bilgileri

    1. Mensur şiirin ilk örneklerini Servet-i Fünun döneminin en önemli sanatçılarından Halit Ziya Uşaklıgil “Mensur Şiirler” adlı eserinde vermiştir. 2. Türk edebiyatında mensur şiir türündeki bazı eserler şunlardır: - Halit Ziya Uşaklıgil = Mezardan Sesler. - Mehmet Rauf = Siyah İnciler - Yakup Kadri = Erenlerin Bağından, Okun Ucundan - Ruşen Eşref Ünaydın = Damla Damla - Sabahattin Kudret Aksal = Mavi 3. Şiirden bağımsız olan, tek başına bir anlam taşıyan dizelere “azade mısra (mısra-ı azade) denir. 4. Şiirin tek başına dilden dile dolaşan, hafızalarda yer eden en güzel dizesine “mısra-ı berceste”denir. 5. Edebiyatımızda aruz ölçüsü ilk kez Kutadgu Bilig adlı eserde kullanılmıştır. 6. Kısa bir heceyi, ölçü gereği uzun okumaya imale denir. İmale, bir aruz kusurudur. 7. Zihaf, uzun bir heceyi, ölçü gereği kısaltmaktır. Zihaf, bir aruz kusurudur. 8. Vasl (Ulama) , Ünsüzle biten bir sözcüğün son ünsüzünü, ondan sonra gelen ve ünlüyle başlayan sözcüğün ilk hecesine bağlamaktır. 9. Takti (Kesme), Aruz ölçüsünde duraklardaki kesmedir. Aruz ölçüsünde duraklar sözcükleri bölebilir. 10. Med, bir uzun heceyi, bir uzun bir kısa hece yapmaktır. 11. Serbest (Ölçüsüz) şiirin ilk örneklerini Abdülhak Hamit Tarhan, 1913 yılında “Validem” adlı eserinde vermiştir. 12. Lirik Şiir, Duygusal yönü ağır basan şirlerdir. Bu şiirlerde coşkulu bir anlatım vardır. 13. Epik Şiir, Savaş, kahramanlık gibi konuları işleyen şiirlerdir. 14.Pastoral Şiir, Doğa güzelliklerini, köy ve çoban yaşamını işleyen şiirlerdir. 15. Birkaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan pastoral şiirlere “eglog” denir. 16. Bir çobanın ya da ozanın ağzından kır yaşamının güzelliğini, çekiciliğini anlatan pastoral şiirlere“idil” denir. 17. Didaktik Şiir, düşüncenin ağır bastığı, bilgi vermeyi amaçlayan öğretici şiirleridir. 18. Satirik Şiir, Toplum yaşamındaki yanlışlıkları, düzensizlikleri, eksikleri, kişilerin yanlışlarınıalaylı bir dille anlatan şiirlere ‘Satirik Şiir’ denir. 19. Satirik şiirler, Divan edebiyatında “hicviye” , Halk edebiyatında “taşlama” adıyla anılır. 20. Dramatik Şiir, manzum tiyatro yapıtlarındaki şiirlerdir. Hayatın acıklı, komik, korkunç yönlerini konu edinir. 21. Koşuklar, Aşık edebiyatındaki koşmaların karşılığıdır. Bu nedenle koşmayla koşuk arasında çeşitli bakımlardan benzerlikler vardır. 22. Bilinen en eski sagu, Alp Er Tunga Sagusu’dur. 23. Sagunun Halk edebiyatındaki karşılığı ağıt, Divan edebiyatındaki benzeri (karşılığı) mersiyedir. 24. Sav, günümüzdeki atasözünün karşılığıdır. 25. Mani, genellikle tek dörtlükten oluşur. 7’li hece ölçüsüyle oluşturulur. Konuya giriş için söylenen ilk iki dizeye “doldurma dize” denir. Asıl düşünce, ileti ise son iki dizede bulunur. 26.Türkü,genellikle üçer ya da dörder dizeli bentler ve her bendin sonunda tekrarlanan“kavuştak” ya da “bağlama” adı verilen nakarat dizelerinden oluşur. 27. Divan edebiyatında manzum olarak oluşturulan bilmecelere “lugaz” denir. 28. Koşmalar, konularına göre şu türlere ayrılır : Güzelleme: Aşk, sevgi ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalardır. Koçaklama : Kahramanlık, savaş gibi konuları işleyen koşmalardır. Taşlama : Herhangi bir kişiyi ya da toplumdaki aksaklıkları eleştiren koşmalardır. Ağıt : Bir kişinin ölümünden duyulan acıyı dile getiren koşmalardır. 29. Koşma nazım biçimi, İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki “koşuk” ; Divan edebiyatındaki“gazel” ile benzerlik gösterir. 30. Semainin koşma nazım biçiminden ayrılan yönleri kendine özgü bir ezgiyle söylenmesi ve 8’lihece ölçüsüyle oluşturulmasıdır. 31. Kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen destanlara doğal destan, yazarı bilinen destanlara yapay destan denir. *Bozkurt – Doğal Destan (Göktürk) *Türeyiş – Doğal Destan (Uygur) *Nasihat Destanı – Yapay Destan (Karacaoğlan) *Genç Osman Destanı – Yapay Destan (Kayıkçı Kul Mustafa) * Çanakkale Şehitlerine – Mehmet Akif Ersoy * Üç Şehitler Destanı – Fazıl Hüsnü Dağlarca 32. İlahiler, Bektaşilikte “nefes” ; Alevilikte ise “deme” adını alır. 33. Nutuk, tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek, onları bilgilendirmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir. 34. Şathiye, Tanrıyla konuşur gibi söylenen, inançlardan alaycı bir dille söz edilen şiirlerdir. 35. Hikmet, dini ,ahlaki, felsefi konuları işleyen öğüt şiirleridir. 36. Gazeller, aruz ölçüsüyle, 5-15 beyit arasında oluşturulur. Gazelin ve kasidenin uyak düzeni“aa/ba/ca/da… ”biçimindedir. 37. Gazelin ilk beyitine “matla” , son beyitine “makta” , en güzel beyitine “beyt’ül-gazel” , şairin mahlasını (takma adını) söylediği beyte “taç beyit” denir. 38. Divan edebiyatında parça güzelliği benimsendiği için gazellerde de genellikle konu birliği yoktur. Beyitleri arasında konu birliği olan gazellere “yek – ahenk gazel” denir. Bütün beyitleri birbirinden güzel olan gazellere ise “yek – avaz gazel” denir. 39. Bazı gazeller beyitler tam ortasından bölünerek dörtlük biçimine getirilir. Bu şekilde oluşturulan gazellere “musammat gazel” denir. 40. Kaside, din ve devlet büyüklerini övmek için yazılan ve bir karşılık beklenen şiirlerdir. Beyitlerle oluşturulur, gazel gibi (aa/ba/ca …) uyaklanır. Beyit sayısı genellikle 33-93 arasında değişir. 41. Methiye, kasidenin en önemli bölümüdür. Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.Bu bölüm kasidenin en uzun bölümüdür. 42. Tegazzül, kasidenin arasında kullanılan, onunla aynı ölçü ve uyakta olan gazeldir. 43. Fahriye, şairin kendini övdüğü bölümdür. 44. Mesnevi, divan edebiyatının en uzun nazım biçimidir. Uzun aşk öyküleri ve dini, tasavvufi, ahlaki öyküler genellikle mesnevi nazım biçiminde yazılmıştır. (aa/bb/cc/dd …) uyaklıdır. 45. Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir. 46. Edebiyatımızdaki ilk mesnevi Yusuf Has Hacip‘in Kutadgu Bilig adlı eseridir. Türk edebiyatının önemli mesnevilerinden bazıları şunlardır : Garipname ---------- Aşık Paşa İskendername ------ Ahmedi Harname ------------ Şeyhi Mantıku’t Tayr ------ Gülşehri Hayriye ------------- Nabi Hayrabad ----------- Nabi Hüsn ü Aşk --------- Şeyh Galip 47. Müstezat, gazelin dizelerinin her birinin ardına kısa dizeler eklenerek yazılan şiir biçimidir. Eklenen bu kısa dizelere “ziyade” adı verilir. 48. Terkib-i bentin edebiyatımızdaki en güzel örneklerini Bağdatlı Ruhi, ve Ziya Paşa vermiştir. 49. Bir şairin, başka bir şairin şiirini konu ve biçim yönünden örnek alarak aynı ölçü, aynı uyak ve aynı redifle yazdığı benzer şiire “nazire” adı verilir. 50. Terci-i bendin edebiyatımızdaki en güzel örneklerini Ziya Paşa ve Şeyh Galip vermiştir. 51. Rubainin Dünya edebiyatındaki en büyük ustası Ömer Hayyam’dır. 52. Türk şairlerin, Halk edebiyatı ürünü olan maniden etkilenerek Divan edebiyatına kazandırdıkları nazım biçimi tuyuğdur. 53. Türk edebiyatında tuyuğ nazım biçiminin en önemli ustaları Kadı Burhanettin ve Ali Şir Nevai’dir. 53. Türk şairlerin türküden etkilenerek Divan edebiyatına kazandırdıkları nazım biçimi şarkıdır. 54. Şarkı nazım biçiminin öncüsü ve en başarılı temsilcisi, 18.yüzyıl sanatçısı, Lale Devri şairiNedim’dir. 55. Mersiye, Divan edebiyatında önemli bir kimsenin ölümünden duyulan üzüntüyü dile getiren şiir türüdür. 56. Hicviye, Divan edebiyatında herhangi bir kişiyi, olayı, durumu yermek (eleştirmek) için yazılan şiirlerdir. Hicvin en başarılı örneklerini Nef’i vermiştir. 57. Allah’ın varlığını, birliğini işleyen şiirlere Divan edebiyatında tevhit denir. 58. Münacat, Allah’a yalvarış, yakarış şiirleridir. 59. Hz. Muhammed’i övmek ona olan sevgiyi anlatmak için yazılan şiirlere naat denir. 60. Hz Muhammed’in doğumunu anlatan şiirlere mevlid denir.. 61. Mevlid türünün en başarılı örneğini Süleyman Çelebi Vesiletü’n-Necat adlı eseriyle vermiştir. 62. Sone nazım biçimi Türk edebiyatında ilk kez Servet-i Fünun döneminde kullanılmıştır. 63. Dante’nin İlahi Komedya adlı eseri terzarima nazım biçiminin en önemli örnekleri arasında yer alır. 64. Servet-i Fünun döneminde müstezat serbestleştirilerek serbest müstezat adında yeni bir nazım biçimi oluşturulmuştur. 65. Serbest müstezat, aruz ölçüsünün klasik kalıplarının bozulmasıyla oluşturulan bir nazım biçimidir. Serbest müstezatta aynı şiirde birden çok aruz kalıbı bir arada bulunur. 66. Serbest müstezatın en başarılı örneklerini Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Ahmet Haşim vermiştir. 67. İnsan dışındaki varlıkların konuşturulmasına dayalı olan söz sanatına İntak (Konuşturma) denir. 68. İntak sanatının olduğu her yerde “teşhis” de vardır. 69. Şiirde satır başlarındaki harflerle yukarıdan aşağı anlamlı kelimeler oluşturma sanatına“akrostiş” denir. 70. Türk edebiyatında ilk makaleyi “Şinası” yazmıştır. Bu makale “Tercüman-ı Ahval”gazetesinde “Mukaddime” adıyla yayımlanmıştır. 71. Fıkra türünün ilk başarılı örneğini Ahmet Rasim vermiştir. 72. Fıkra ile makale arasındaki temel fark fıkranın bir düşünceyi kanıtlama amacı gütmemesine karşılık makalenin kanıtlama amacı gütmesidir. 73. Deneme türünün öncüsü Fransız yazar Montaigne’dir. Edebiyatımızda ise en başarılı denemeciNurullah Ataç’tır. 74. Sohbet (söyleyişi) türüyle deneme türü arasındaki temel fark şudur: Sohbet türünde yazarkarşısındakiyle konuşuyormuş gibi (senli benli anlatım) yazar. Deneme türünde yazar kendiyle konuşuyormuş gibi (benli anlatım) yazar. 75. Türk edebiyatında anı türünün ilk örneği olarak Babürşah’ın Babürname adlı eseri kabul edilir. 76. Seydi Ali Reis’in Mirat’ül – Memalik adlı eseri ilk gezi (seyahatname) eserlerimizdir. 77. Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere divan edebiyatında “tezkire” denir. Ayrıca peygamberlerin yaşamlarını anlatanlara “siyer” denir. 78. İlk tezkireyi 15.yüzyılda Çağatay edebiyatının büyük şairi Ali Şir Nevai Mecalisü’n Nefaisadıyla yazmıştır. 79. Otobiyografiyle biyografi arasındaki fark; otobiyografide yazar, kendi hayatını anlatırken;biyografide yazar, başka birini hayatını anlatır. 80. Fuzuli’nin Şikayetname adlı düzyazı örneği, edebi mektup türünün gerçek anlamda ilk örneklerindendir. 81. Mektup türünü kullanarak roman yazma tekniğini ilk kez Hüseyin Rahmi “Mutallaka” adlı romanında denemiştir. Halide Edip Adıvar’ın “Handan” adlı romanı da mektuplardan oluşur. 82. Masallarda “Bir varmış bir yokmuş.” diye başlayan bölüme döşeme adı verilir. 83. Hayvanları konuşturma sanatına fabl denir. 84. Fablın bilinen en eski örneği Hint edebiyatında Pançantahtra (Arapça çevirisi Kelile ve Dimne); eski Yunan edebiyatında ise Aisopos masallarıdır. 85. Batı’da La Fontaine fabl türünün en ünlüsüdür. 86. Olayın hikayesinin kurucusu Fransız Guy de Maupassant’tır. Bizim edebiyatımızda da olay hikâyesinin en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. 87. Durum hikayesinin dünya edebiyatındaki kurucusu Anton Çehov’dur. Bizim edebiyatımızda durum hikayesinin en önemli yazarları şunlardır; Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal… 88. Hikaye (öykü) türünün dünya edebiyatındaki ilk örneklerini İtalyan yazar Boccacio’ “Decameron” öyküleri ile vermiştir. 89. Türk edebiyatının ilk yazılı metinleri Göktürk Yazıtlarıdır. (Orhun Abideleri) 90. Dede Korkut Hikayeleri desten geleneğinden halk öykücülüğüne geçişin ilk izlerini taşır. 91. Hikaye türünün Batılı anlamda ilk sağlam ve güzel örneği Samipaşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı yapıtıdır. 92. Töre romanı gelenek ve görenekleri anlatan romanlardır. 93. Egzotik roman, yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan roman türüdür. 94. Tezli roman belli bir düşünceyi savunan romandır. 95. Monolog, kişinin kendi kendisiyle konuşmasıdır. 96. Diyalog kişilerin karşılıklı konuşmasıdır. 97. Cervantes’in Don Kişot adlı eseri dünya edebiyatında yazılan ilk romandır. 98. İlk çeviri romanımız, Yusuf Kamil Paşa’nın 1859’da Fenelon’dan çevirdiği Telemaque (Telemak) adlı romandır. 99. İlk yerli roman, Şemsettin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı eseridir. 100. İlk edebi romanımız Namık Kemal’in “İntibah” adlı eseridir. 101. İlk gerçekçi (realist) roman Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”dır. 102. Batılı anlamda ilk edebi, kusursuz ve realist romanlar, Halit Ziya Uşaklıgil’in “Mai ve Siyah” ve “Aşk-ı Memnu” adlı romanlarıdır. 103. İlk psikolojik roman, Mehmet Rauf’un “Eylül” adlı romanıdır. En başarılı psikolojik romanımız, Peyami Safa’nın “9.Hariciye Koğuşu”dur. 104. İlk Tezli Roman Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı eseridir. 105. İlk köy romanı, Nabizade Nazım’ın “Karabibik” romanıdır. 106. İlk tarihi roman Namık Kemal’in “Cezmi” romanıdır. 107. Antik tiyatronun iki türü olan trajedi ve komedinin kaynağı Bağ Bozumu Tanrısı Dionysosadına yapılan törenlerdir. 108. Yaşamın acıklı yönlerini kendine özgü kurallarla sahnede yansıtmak; ahlak, erdem örneği göstermek için yazılmış manzum tiyatro eserine trajedi denir. 109. İzleyiciyi güldüren, eğlendiren ve eğlendirirken düşündüren tiyatro türüne komedi denir. 110. Abartılı hareketlerle sivri esprilerle güldürmeyi amaçlayan komedilere fars(kaba güldürü), gerçekte güldürücü olmayan bir olayı gülünçleştirerek işleyen komedilere parodi yergiye dayanan komedilere satir, bir kişinin karakterini ortaya koymak için yazılan komedilere karakter komedisidenir. 111. Töre komedisi, toplumun gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. Moliere’in Gülünç Kibarlar, Gogol’un Müfettiş Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı eseri töre komedisidir. 112. Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne dram denir. 113. Shakespeare, klasik tiyatronun zaman ve yer birliği kurallarını yıkmıştır. Ayrıca acıklı ve gülünç olayları sahnede iç içe vererek dramın ilk örneklerini vermiştir. 114. Fransız romantiklerinden Victor Hugo “Cromwell” adlı eserinin ön sözünde dramın özelliklerini açıklar. 115. Epik tiyatro Bertolt Brecht tarafından geliştirilmiştir. 116. Epik tiyatroda seyircinin gerçek yaşamından kopup kendini oyuna kaptırması önlenir. Bunun için, olaylar arasında amaçlı kopukluklar yaratılır. 117. Türk tiyatrosunda Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı” adlı eseri ile epik tiyatro örneği vermiştir. 118. Türk tiyatrosunda, batılı anlamda ilk eser, Şinasi’nin Tanzimat döneminde yazdığı “Şair Evlenmesi” adlı bir perdelik komedidir. 119. Sahnelenen ilk tiyatro ise Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” adlı eseridir. 120. Ortaoyununun en önemli iki kişisi Kavuklu ve Pişekar’dır. Kavuklu, Karagöz oyunundakiKaragöz’ün, Pişekar da Hacivat’ında karşılığıdır. 121. Orta oyununda kadın rolünü oynayan ve kadın kılığına girmiş erkeğe zenne denir. 122. Meddahlık için tek kişilik tiyatro diyebiliriz. 123. Karagöz ve Ortaoyunun Meddah oyunu ile farkı; Meddah oyunun tek kişilik gösteri olmasıdır. 124. Koşukların ilk örneklerine Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügati’t Türk adlı eserinde rastlıyoruz. 125. İslamiyet öncesindeki sagu; Halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” adını alır. 126. İslamiyet öncesindeki Sav; Halk edebiyatında “atasözü” Divan edebiyatında ise “Darb-ı mesel” adını almıştır. 127. İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılardır. 128. Kırgızların “Manas Destanı” dünyanın en uzun destanıdır. 129. Dünya Destanları; 1-Şehname: İranlıların destanı olup “Firdevsi” tasarından yazıya geçirmiştir. 2-Mahabarata, Ramayana: Hintlilerin doğal destanlarıdır. 3-Şinto: Japonların doğal destanıdır. 4-Kalevela: Finlilerin doğal destanıdır. 5-İlyada ve Odysseia: Yunanlıların doğal destanı olup “Homeros” yazıya geçirmiştir. 6-İgor: Rusların doğal destanıdır. Destanda Kıpçaklar ile Ruslar arasındaki savaşlar anlatılır. 7-Nibelungen : Almanların bu doğal destanında Hun-Germen savaşları anlatılır. 8-Cihanson de Roland: Fransızların bu doğal destanlarında Fransızlar ve Müslümanlar arasındaki savaşlar anlatılır. 9-Anaid: Latinlerin doğal destanı olup “Virgillus” yazıya geçirmiştir. 10-Gılgamış:Sümerlerin doğal destanıdır. Yapma (Suni) Destanlar: 1-Aeneis:Vergillus (Latin edebiyatı) 2-Henriad: Voltaire (Fransız edebiyatı) 3-Oslusiçdas: Camoens (Portekiz edebiyatı) 4-Kaybolmuş Cennet: Milton (İngiliz edebiyatı) 5-Kurtarılmış Kudüs:Tasso (İtalyan edebiyatı) 6-Çılgın Orlando: Ariosto (İtalyan edebiyatı) 7-İlahi Komedya: Dante (İtalyan edebiyatı) 8-Çanakkale Şehitlerine: M.Akif Ersoy (Türk edebiyatı) 9-Üç Şehitler Destanı: F.Hüsnü Dağlarca (Türk edebiyatı) 10-Selçuk Name: Yazıcıoğlu Mehmet 130. Türkler sırasıyla; Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabesini kullanmışlardır 131. Yazılı edebiyatımızın ilk şiirleri Uygur Türkçesiyle eser vermiş olan Aprınçur Tigin’e aittir. Diğer bir deyimle Aprınçur Tigin bilinen ilk şairimizdir. 132. Orhun Kitabeleri’nin yazarları Vezir Bilge Tonyukuk ve Yollug Tigin’dir. 133. Göktürk yazıtları ( Orhun Kitabeleri) İlk kez Danimarkalı bilgin Thomsen tarafından okunmuştur. 134. Uygur Alfabesiyle yazılan önemli iki eser “Altun Yaruk” ve “Sekiz Yükmek” adlı eserlerdir. 135. İslamiyet etkisinde yazılan ilk eserimiz “Kutadgu Bilig” Yusuf Has Hacip tarafından 1070’te kaleme alınmıştır. 136. “Kutadgu Bilig” Türk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan ilk eserdir. 137. “Kutadgu Bilig” Edebiyatımızın ilk mesnevisidir. 138. Divan-ı Lügati’t Türk, Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin zengin bir dil olduğuna ıspatlamak amacıyla “Kaşgarlı Mahmut” tarafından kaleme alınmıştır. 139. Divan-ı Lügati’t Türk, Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır. 140. Atabet’ül Hakayık ”Gerçeklerin Eşiği” anlamına gelen eser, 12.yüzyılın başlarında Edip Ahmet Yükneki tarafından Hakaniye lehçesi ile kaleme alınmıştır. Eser aruz ölçüsü ve mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. 141. Divan-ı Hikmet, 12.yüzyılda Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevi tarafından kaleme alınmıştır. ”Hikmet”, Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir. Nazım birimi dörtlük olan eser, koşma nazım biçimi ve hece vezniyle yazılmıştır. 142. Halk şairlerinin hayat hikayeleri ve şiirleri “Cönk” adı verilen eserlerde toplanmıştır. 143. Divan edebiyatçılarının dili; Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımından doğan Osmanlıcadır. Şiirlerde ölçü olarak da “aruz ölçüsü” kullanılmıştır. 144. Sinan Paşa’nın “Tazarruname’si” süslü nesrin en önemlisidir. 145. Hikemi (Didaktik) Şiir Akımının edebiyatımızdaki öncüsü ve en güçlü temsilcisi Nabi’dir. Bu yüzden Hikemi şiir akımı, “Nabi ekolü” olarak da bilinir. 146. Mahallileşme akımı, halk söyleyişi ile divan tarzı söyleyişinin birleşiminden doğmuştur. Bu akımın en etkili örnekleri 18.yüzyılda Nedim’le verilmiştir. 147. Hoca Dehhani , Divan şiirinin bilinen ilk şairidir. 148. Çarhname, Dini-ahlaki öğütlerin verildiği didaktik bir manzumedir.(Ahmed Fakih) 149. Mevlana manzum ve mensur eserlerini Farsça yazmıştır. Onun Arapça gazelleri de vardır. 150. Makalat, Tasavvufi düşüncelerin anlatıldığı bu eser Arapça kaleme alınmıştır. (Hacı Bektaşi) 151. Yunus Emre Tasavvuf edebiyatındaki “ilahi”nazım türünün en önemli ustasıdır. 1995 yılı UNESCO tarafından “Yunus Emre Sevgi Yılı” olarak ilan edilmiş Yunus Emre’nin Risaletin Nushiye adlı eseri mesnevi nazım şekli ile yazılmıştır. 152. Mantıku’t- Tayr, Gülşehri tarafından Ünlü İranlı mutasavvıf Ferüdiddin Attar’ın aynı adı taşıyan eserinden çevrilmiştir. 153. Aşık Paşa , en önemli eseri olan “Garipname”de Türkçeye önem verilmesi gerektiğini belirtmiş, eserini bilinçli olarak Türkçe yazmıştır. 154. Ahmedi’nin İskendername ve Cemşid’ü Hurşit olmak üzere iki önemli eseri vardır. 155. Azeri sahasında yetişmiş ünlü sanatçı Nesimi, Hurufilik mezhebinin öncüllerindendir. O, Halep’te inancı yüzünden derisi yüzülerek öldürülmüştür. 156. Kadı Burhanettin, kadılık, vezirlik hükümdarlık yapmış; alim ve şair bir devlet adamıdır. O, Divan edebiyatında Türk nazım şekillerinden olan “tuyuğ”un başarılı örneklerini kazandırmıştır. 157. Kitab-ı Dede Korkut (Dede Korkut Hikayeleri), Destan geleneğinden halk hikayesine geçişinilk izlerini taşıyan bu eser, bir önsöz ve on iki hikayeden oluşmaktadır. 158. Ali Şir Nevai, Muhakemet’ül Lügateyn adlı eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak, Türkçenin Farsçadan daha üstün olduğunu savunmuştur. Mecalisün Nefais adlı eseri ise Türk edebiyatında varlığı bilinen ilk şairler tezkiresidir. 159. Şeyhi’nin Harname adlı eseri mesnevi nazım şekliyle yazılmış olup Divan edebiyatının en önemli hiciv örneğidir. 160. Süleyman Çelebi, Divan edebiyatındaki yerini “Vesiletün Necat” adlı mevlidiye almıştır. Onun bu eseriyle edebiyatımızda “mevlit” yazma çığırı açılmıştır. 161. Avni mahlasıyla şiirler yazan, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’tir. 162. Adli mahlasıyla şiirler yazan, 8. Osmanlı padişahı 2. Beyazıt’tir. 163. Mercimek Ahmet ‘in en önemli eseri “Kabusname”dir. 164. Fuzuli, ıstırabın insan ruhunu olgunlaştıracağını, ıstırapların da en büyüğünün aşk ıstırabı olduğunu söyleyerek, şiirlerini aşk acısıyla dile getirmiştir. Eserleri: -Su Kasidesi: Hz Peygamber’e olan sevgisini dile getirdiği şiiridir. -Şikayetname: Türk edebiyatındaki en önemli edebi mektuplardan biridir. 165. Baki, Anadolu ve Rumeli kazaskerlerinde bulunmuş, çok istediği halde şeyhülislam olamamıştır. “Sultanuş Şuara” unvanıyla bilinmiştir. Kanuni Mersiyesi, Kanuni’ nin ölümü üzerine terkib-i bent biçiminde kaleme aldığı eseridir. 166. Muhubbi mahlasıyla şiirler yazan, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dır. 167. Babürşah, 16.yüzyılda Çağatay sahasında eser veren önemli isimlerden biridir. Onun“Babürname” adlı eseri, Türk edebiyatının anı (hatıra) türündeki ilk örneklerindendir. 168. Nefi, önemli bir “kasideve hiciv” şairidir. Döneminin devlet adamalarını sert bir şekilde hicveden sanatçı, Bayram Paşa tarafından boğdurularak öldürülmüştür. Siham-ı Kaza, Türk hiciv edebiyatının en önemli eserlerindendir. 169. 17.yüzyıl Divan edebiyatımızın en büyük didaktik şairi Nabi’dir. O “Hikemi tarzı” yani “hikmetli ve öğretici” şiir geleneğini başlatmıştır. “Nabi Ekolü” olarak bilinen bir akımın kurucusudur. Eserleri: Hayriyye Hayrabat, Surname, TuhfetülHarameyn, Münşeat… 170. Naili ve Neşati, Sebk-i Hindi’nin edebiyatımızdaki en başarılı temsilcilerindendir. 171. Aşık Ömer ve Gevheri Halk edebiyatı şairlerinden olup Divan edebiyatının etkisindekalmışlardır. 172. 17. Yüzyıl Halk edebiyatı sanatçılarından olan Kayıkçı Kul Mustafa Yeniçeri Ocağı’ndan yetişmiştir. Genç Osman Destanı onun en önemli eseridir. 173. Katip Çelebi Eserleri: Cihannüma, Fezleke, Keşfü’zünun, Mizahul Hak. 174. Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eseri edebiyatımızdaki en önemli gezi yazıları arasındadır. 175. Lale Devri dönemi olarak bilinen zevk ve eğlence içinde geçen yaşantısı 18.yüzyıl edebiyatının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu dönemde yaşamış olan Nedim neşe ve coşku şairidir. Şiirlerinde tamamen din dışı konuları işleyen Nedim “şarkı” türünün bulucusudur. 176. 18.yüzyılda Halk edebiyatının etkisiyle Divan şiirine “şarkı” nazım şekli girmiştir. 177. Divan edebiyatında Şeyh Galip ve Nedim gibi önemli sanatçılar da hece vezniyle şiirler yazmıştır. 178. Divan edebiyatının son büyük şairi “Şeyh Galip”tir. Şeyh Galip’in şiirlerinde Sebk-i Hindi akımının etkisi görülür. Şeyh Galip’ in en önemli eseri “Hüsn-ü Aşk” tır. 179. Dadaloğlu, Toroslarda yaşayan göçebe Avşar boyu Türkmenlerindendir. Bu boy devlet tarafından yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmış ve Dadaloğlu da buna karşı çıkarak bu olaylar üzerine şiirler yazmıştır. 180. Bayburtlu Zihni’nin en önemli eseri“Sergüzeştname” dir. 181. Sümmani, Hayali sevgilisi Gülperi’yi bulmak için Uzakdoğu ülkelerini gezmiştir.

  • 1980 Sonrasında Türk Romanı

    1980 öncesi romanlarında toplumcu gerçekçilik anlayışıyla sosyal konuların öne çıkarılıp anlatım biçiminin ve tekniklerinin fazla dikkate alınmaması durumu, 12 Eylül’den sonra tam aksi bir görünüm kazanmıştır. Türk romanında 12 Eylül’ün etkisiyle psikolojik, fantastik, mistik, yani gerçeküstü ve bireysel temalara yönelim olmuştur. 1980’den sonra yazılan romanlar çoğunlukla Batılılaşma sorunsalı, tarihe kaçış; iç göç, kentleşme, ideolojik kimlik bunalımı; erkek ve kadın eşitliği, ilişkiler sorunsalı ve kuşaklar arası çatışma gibi konularda yazılmıştır. Özellikle siyasi gelişmeler, gelişen teknoloji ve buna bağlı olarak dönüşen hayat şartları ile güveni sarsılan ve yabancılaşan insanoğlu kendi kendine sığınmıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra postmodernizm de 1980 sonrası Türk romanını derinden etkilemiştir. 1960’lardan sonra yaygınlık kazanan postmodernizm, modernizme karşı ortaya çıkan bir tepkidir. Postmodernizm; grotesk, alay, parodiden oluşan bir üslup yöntemiyle ben merkeziyetçi bir bireyciliği ve çoğulculuğu savunurken bütün evrensel idealleri ve insancıl değerleri reddeder. Bu bağlamda artık gerçekçilik terk edilmiş, postmodernist çizgide yeni bir anlatı türü doğmuştur. Artık yazarlar toplumsal sorunlardan ziyade biçim sorunlarına eğilmişlerdir. Metinlerarasılık, üstkurmaca gibi teknikleri kullanan postmodern yazarlar, içerik yönüyle de tarih, fantastik, polisiye gerilim gibi konuları ele alırlar. Dünyadaki bu gelişmelerle birlikte Türk edebiyatında da yeni biçim denemeleri ve Batı’da görülen birçok yenilik görülmeye başlanır. İlk olarak Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay’ın eserlerinde görülmeye başlanan, 1980’lerde varlığını iyice hissettiren ve 1990’lara gelindiğinde ise birçok örneği gözlenen postmodern romanlar böylece Türk edebiyatında da görülür. Klasik ve modern metinlerden farklı birtakım özelliklere sahip olan bu eserler, kendi okurunu da yaratmaya başlar bir anlamda. Dış dünyanın olduğu gibi metne aktarılmasına alışkın olan klasik okur, başı sonu belli olmayan; bir değil, birden fazla okuması olan; birden çok bakış açısı olan ve yine birçok anlatıcının perspektifinden nakledilen; zaman ve mekân bulanıklığı olan bu metinleri yadırgar. 1980 sonrasında Orhan Pamuk, Latife Tekin, Mehmet Eroğlu, Bilge Karasu, Nazlı Eray, Durali Yılmaz, Erendiz Atasü, İnci Aral, Enis Batur, Nedim Gürsel, Ali Haydar Haksal, Nazan Bekiroğlu, Ihsan Oktay Anar, Ahmet Ümit, Hasan Ali Toptaş, Fatma Barbarosoğlu, Sadık Yalsızuçanlar Türk romancılığının öne çıkan belli başlı isimleridir.

  • Ebced Hesabı

    Ebced: elif. 1 be: 2 cim: 3 dal: 4 he: 5 vav: 6 ze: 7 ha: 8 tı. 9 ye: l0 Kef: 20 lâm: 30 mim: 40 nun: 50 sin: 60 ayn: 70 fe: 80 sad: 90 kaf: l00 Rı: 200 şın: 300 te: 400 peltek se: 500 hı: 600 zel: 700 dat: 800 zı: 900 gayn: l000 Târîh-i tâm: Târih mısraının bütün harfleri, tarihi bulmak için toplanır. Tâmiyeli târîh: Tarih beytinden katılmalar veya çıkarmalar yapılarak elde edilir. Şâir, neyin çıkarılıp katılacağını espriyle bildirir. Târîh-i mücevher: (cevherîn târîh): Sadece noktalı harfler toplanarak hesaplanan tarih. Târîh-i mühmel (bî-nukât, sâde): Yalnız noktasız harflerin toplanmasıyla bulunan tarih. Târîh-i dü-tâ: Târih mısraında aynı târihin iki def’a düşürülmesidir. Lâfzen ve ma’nen Târîh: Tarih hem harf değerleriyle ve hem de rakam olarak söylenir.

  • Enis Behiç Koryürek

    "Beş Hececiler" olarak bilinen edebi akımın şairlerinden Koryürek, 11 Mart 1891'de askeri doktor İsmail Behiç Bey ile aslen Trabzonlu olan Faika Hanım'ın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Selanik, Üsküp ve İstanbul idadilerinde öğrenim gören Koryürek, 1913'te İstanbul Lisesi'nden ve ardından Mülkiye Mektebi'nden mezun oldu. Mülkiyeyi bitirdiği 1913 yılında Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) katip olarak çalışmaya başlayan Enis Behiç Koryürek, Bükreş ve Budapeşte'de görev yaptı. Budapeşte'de bulunduğu sürede Türk-Macar dostluğunun pekişmesine ve Gül Baba Türbesinin yeniden ziyarete açılmasına katkı sağladı. Daha sonra ülkeye dönerek Vefa ve Kabataş liselerinde Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yapmaya başlayan Enis Behiç Koryürek, ticaret, iktisat ve çalışma bakanlıklarında görev aldı. Macaristan'da bir Fransızla evlenen Koryürek, daha sonra ilk eşinden ayrılarak Fahri Paşa'nın kızıyla evlendi. Koryürek, 1946'da Demokrat Parti'den milletvekili adayı oldu fakat seçilemedi. Son yıllarını ekonomik sıkıntılar içinde geçiren Koryürek, 18 Ekim 1949'da Ankara'da hayatını kaybetti ve Cebeci Asri Mezarlığına defnedildi. Edebi çalışmaları ve şiirleri Mülkiyede öğrenciyken aruzla şiirler yazan Koryürek'in Servet-i Fünun etkisi taşıyan ilk şiirleri "Şehbal" dergisinde yayınlandı. Koryürek, sonrasında Ziya Gökalp'in de etkisiyle hece veznini benimseyerek Milli Edebiyat akımına bağlandı ve ulusal duyguların öne çıktığı kahramanlık şiirleri yazdı. Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon'un ardından hece ölçüsünün kullanılmasına öncülük eden üçüncü şair oldu. Enis Behiç Koryürek'in şiirleri Hürriyet-i Fikriyye, Donanma, Türk Yurdu ve Yeni Mecmua gibi dergilerde de yayınlandı. Hecenin beş şairinden biri olarak da tanınan Koryürek, şiirlerinde biçim bakımından hece kalıplarını kırma gayreti gösterdi. Müziğe de ilgi duyan Koryürek, keman ve kendi buluşu olan keman-boru karışımı bir müzik aletini çaldı ve müzik bilgisiyle şiir formunda yeni bir ses arama çalışması yaptı. İlk kitabı "Miras"ı 1927'de yayınladıktan sonra eser vermeye uzun bir ara veren şair, ömrünün son yıllarında tasavvufi şiirler kaleme almaya başladı. Şairin 1949'da "Varidat-ı Süleyman" ve 1951'de "Güneşin Ölümü" eserleri okuyucuyla buluştu. Batı yazarlarından çeşitli konularda çeviri kitapları da yayınlanan Enis Behiç Koryürek'in, Balkan Savaşı esnasında yazdığı "Vatan Mersiyesi", "Buhran", "Mağluplar ve Guruplar" ile "Ordunun Duası", "Çanakkale Şehitliğinde", "Şair ve Hilal", "Kabus", "Milli Neşide", "Sadaka", "Süvariler" ve "Gemiciler" şiirleri ilgi gördü.

  • Mehmet Rauf

    12 Ağustos 1875’te İstanbul Balat’ta Kesmekaya mahallesinde dünyaya geldi. Babası Kütahya doğumlu Hâfız Ahmed Şükrü Efendi’nin son görevi İstanbul Liman Dairesi’nde mühimme müdürlüğüdür. İlk öğrenimini Defterdar mahalle mektebinde yaptıktan sonra önce Eyüp Rüşdiyesi’ne, 1884’te Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’ne, 1888’de Bahriye Mektebi’ne kaydolan Mehmed Rauf 1894’te mülâzım-ı sânî rütbesiyle buradan mezun oldu ve Girit’in Suda Limanı’nda bulunan eğitim gemisinde sekiz ay staj görüp İstanbul’a döndü. 1895’te Kiel Kanalı’nın açılış töreni için Hamburg’a gitti. Seyahat dönüşü Girit’te sekiz ay daha kaldıktan sonra İstanbul’a tayin edildi. Sırasıyla Muîn-i Zafer ve Avnullah korvetlerinde, Tarabya’daki karakol gemisinde, Bozcaada ve Süreyyâ gemilerinde, 1899 yılında yüzbaşılığa terfi ederek Necmfeşan gambotunda görev yaptı. 1902’de Şat gambotuna, 1904’te protokol memurluğuna, 1905’te Mekteb-i Bahriyye kitâbet muallimliğine getirildi. II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine yapılan genel terfi sırasında sol kolağası oldu. II. Meşrutiyet’ten sonra imzasız olarak yayımladığı Bir Zambak’ın Hikâyesi adlı pornografik romanının 21 Mayıs 1910’da yasaklanıp toplatılmasının ardından askerî mahkemece altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu olaydan sonra askerlikle ilişkisi tamamen kesildi. 1920’de Şule Neşriyat Evi adıyla bir yayınevi açan Mehmed Rauf, 1 Kasım 1921 - 2 Mart 1922 tarihleri arasında Vakit gazetesi yazarı sıfatıyla İtalya’da bulundu. 1926’da kısmî bir felç geçirdi; 1928’de ikinci bir felç şuurunu kaybetmiş olarak onu yatağa düşürdü. Hastalığının ilerlemesi üzerine kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastahanesi’nde 23 Aralık 1931’de öldü ve Maçka’daki aile kabristanında toprağa verildi. Mehmed Rauf’un edebiyata eğilimi küçük yaşta okuduğu kitaplar ve babasıyla gittiği tiyatrolarla başlar. Önceleri Türk ve Batı edebiyatlarıyla ilgili eserleri okumaya, hatta bildiği İngilizce ve Fransızca ile bazılarını Türkçe’ye tercümeye çalışan Mehmed Rauf edebî zevki geliştikçe George Ohnet, Octave Feuillet, Alphonse Daudet, Emile Zola, Gustave Flaubert gibi realist yazarlara yönelir. İzmir’de Hizmet gazetesini çıkaran, eserlerini okuyarak hayran olduğu Halit Ziya’ya (Uşaklıgil) gönderdiği “Düşmüş” adlı hikâyesi aynı gazetede yayımlandığında henüz on altı yaşındaydı. Mektuplarla kurulan bu dostluk Halit Ziya’nın İstanbul’a gelişiyle daha da ilerler. Fransızca bilgisi, okuma sevgisi ve bizzat tanıştıktan sonra Halit Ziya’nın özel kütüphanesinden faydalanma ve onunla fikir alışverişinde bulunma imkânı ona edebî hayatında yepyeni ufuklar açar. Bu ilişki staj için Girit’e gitmesine kadar kesintisiz devam eder. Bu dönemde Rauf Vicdânî takma adını kullanan Mehmed Rauf’un ilk uzun hikâye denemelerinden biri olan “Garâm-ı Şebâb” da Halit Ziya’nın yardımıyla İkdam gazetesinde yayımlanır. Ardından Mekteb mecmuasına gönderdiği M. R. imzalı bir mektupla eski edebiyat taraftarlarına karşı girişmiş oldukları mücadelede yeni edebiyat taraftarlarını desteklediğini ifade eden Mehmed Rauf’un mecmuaya davet edilmesiyle buradaki edebî faaliyeti başlar. Servet-i Fünûn topluluğuna katılmasına kadar edebî faaliyetlerini yoğun biçimde sürdürdüğü Mekteb mecmuasını Cenab Şahabeddin’in 1897’de Cidde’ye gitmesi üzerine bir müddet tek başına yönetir. 1897 yılından itibaren Servet-i Fünûn mecmuasında yaklaşık beş yıl süren hikâye, roman, mensur şiir, makale ve incelemeler kaleme aldığı yıllar Mehmed Rauf’un edebî hayatının en önemli dönemini teşkil eder. Bu devrede vermiş olduğu edebî eserlerle edebî şahsiyetinin zirvesine ulaşmış ve daima onlarla anılagelmiştir. Bu sırada Prosper Mérimée, Alphonse Daudet ve Catulle Mendès’ten hikâyeler tercüme eden Mehmed Rauf’un ilk romanı Ferdâ-yı Garâm ile sanatının zirvesi kabul edilen ve psikolojik roman tekniğinin edebiyatımızdaki başarılı örneklerinden sayılan Eylül ve bu romandan sonra en çok tanınan eseri Siyah İnciler’de toplayacağı mensur şiirleri ayrıca edebî tetkikleri, Türk, İngiliz ve Fransız edebiyatlarıyla ilgili makaleleri, eleştiri yazıları ve tiyatroya dair makaleleri bu mecmuada yayımlanmıştır. 1901’de Servet-i Fünûn’un tatil edilmesinin ardından II. Meşrutiyet’e kadar sessiz kalan Mehmed Rauf, Meşrutiyet’in ilânından sonra tekrar yazı hayatına geri döner; ancak artık yeni bir edebiyat anlayışı ve yeni bir edebî nesil vardır. 1908’den 1927’ye kadar sürecek olan bu devrede Servet-i Fünûn, Resimli Kitap, Musavver Hâle, Musavver Muhît, Şehbâl, Şiir ve Tefekkür, Şebâb, Resimli Ay, Sevimli Ay, Güneş mecmualarıyla Tanin, Yeni Ses, Cumhuriyet, Peyâm (Peyâm-ı Edebî), Pâyitaht, Vakit gazetelerinde yazar ve Mahasin, Süs, Gelincik ve Sinema Yıldızı adlarında dört magazin mecmuası yayımlar. Bu kadar değişik mecmua ve gazetede yazmış olmasına rağmen onun için artık bir unutuluş devresi başlamıştır. Mehmed Rauf’un bu tecrit edilişinin arkasında hayatının mihveri denilebilecek aşkları ve bohem hayatı yatmaktadır. Özellikle Bir Zambak’ın Hikâyesi’nin yayımlanmasının ardından gelişen olaylar Mehmed Rauf’un edebî itibarını derinden sarsar ve askerlikten uzaklaştırılmasının arkasından hayatını yazılarıyla kazanmak zorunda kalır. Edebî hayatının bu devresinde kaleme aldığı on bir romanın bir kısmı tefrika edildikten sonra kitap haline gelmiş, “Harâbeler” ve “Kâbus” adlı iki romanı ise tefrika halinde kalmıştır. Mehmed Rauf’un bu dönemdeki eserlerinde dikkati çeken husus, önceki romanlarından farklı olarak platonik aşktan çok maddî aşkın ön planda olmasıdır. Diğer taraftan mensur şiirlerindeki azalma da artık hassasiyete eskisi kadar önem vermediğinin bir göstergesidir. II. Meşrutiyet’in ardından tiyatro ile ilgili faaliyetlere de girişen Mehmed Rauf makaleler yazar, adapteler yapar, Sahne-i Osmâniyye ile 1914’te kurulan Dârülbedâyi’in yönetim kurullarında görev alır. Bu devrede beşi telif ve on tanesi adapte on beş piyes yazmıştır. Mehmed Rauf, çıkardığı mecmualar başta olmak üzere bu dönemde kadınlara yönelik çeşitli magazin yazılarıyla doğrudan kadınlar hakkında bazı makaleler kaleme almıştır. Edebî bir değeri olmamasına rağmen bunların çoğu kadınların sosyal hayatta daha etkili rol almalarının, hatta Türk kadınının tiyatroda sahneye çıkmasının gerektiğini söyleyecek kadar devri için yeni ve ileri fikirler ihtiva eder. Mehmed Rauf’un eserlerindeki ortak özellik ana tema olarak genellikle aşırı bir hassasiyet (santimantalizm), alınganlıklar, marazî ve sonu intiharlara varan karşılıksız aşklar, hastalık, ölüm fikri ve bunların vermiş olduğu kötümser atmosferin işlenmiş olmasıdır. Bunlara yine aşırı derecede müzik düşkünlüğünün de (melomani) eklendiği görülür. Eserlerinde sıkça rastlanan ruh tahlillerinde de aşırılık vardır. Kahramanlar ise hemen hemen aynı tiplerdir. Bunlar Batılı hayat tarzını benimsemiş, müziği seven, aşırı hassas, aşk için yaşayan bohem insanlardır. İstisnaî olarak birkaç eserinde mahallî renklerin, geçim sıkıntısının ve vatan aşkının işlenmiş olduğu görülür. Bunların dışında kahramanlarının geçim kaygıları yok gibidir. Mehmed Rauf, Servet-i Fünûn edebî topluluğu içinde dili en sade olan yazardır. Zira diğerlerine nazaran üslûpçuluğu pek başaramamıştır. Bu fark, birbirini imlâdan üslûba kadar kontrol eden Servet-i Fünûn edebî topluluğunun dağılışından sonra daha da belirginleşir. Eserleri: Mehmed Rauf’un hepsi de İstanbul’da yayımlanan çeşitli eserleri vardır: Roman: Eylül (1899), Ferdâ-yı Garâm (1913), Genç Kız Kalbi (1914), Karanfil ve Yasemin (1924), Böğürtlen (1926), Define (1927), Son Yıldız (1927), Cerîha (1927), Kan Damlası (1928), Halâs (1929). Hikâye: İhtizâr (1909), Âşıkane (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Bir Aşkın Tarihi (1915), Üç Hikâye (1919), İlk Temas İlk Zevk (1922), Aşk Kadını (1923), Eski Aşk Geceleri (1927). Mensur Şiir: Siyah İnciler (1901). Oyun: Ferdi ve Şürekâsı (1909, Halit Ziya’nın aynı adlı romanından uyarlama), Pençe (1909), Cidal (1911), Sansar (1920). Bunlardan başka dergi ve gazetelerde kalan hâtıra tarzındaki bir kısım yazıları Edebî Hatıralar (haz. Mehmet Törenek, İstanbul 1997) ve Mehmed Rauf’un Anıları (haz. Rahim Tarım, İstanbul 2001) adıyla yayımlanmıştır.

  • Tevfik Fikret

    23 Aralık 1867'de İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Pertevniyal Valide Sultanın kâhyası Hüseyin Efendi'dir. Annesi Hatice Refia Hanım'dır. Annesi 1879'da Hac dönüşü öldü; küçük Tevfik 12 yaşında öksüz kaldı. Ailesi orta halli olan Fikret Aksaray'daki konaklarında büyüdü. Mahmudiye Valide Rüştiyesi'nde okudu. 1877'de bu mektebe muhacir doldurulması üzerine Mektebi Sultaniye'ye verildi. 1888 de oradan birincilikle mezun oldu. Beden hastalıklarının verdiği maddi sancılar gibi ruh ıstıraplarıyla da harap olan şair, 19 Ağustos 1915'te vefat etti. Mezarı Eyüp'teydi. 1960 yılında Rumelihisarı'ndaki Aşiyan'ın bahçesine nakledilmiştir. Edebi Kişiliği 1. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük şairi olan Tevfik Fikret, Galatasaray Lisesi'nde Muallim Naci ve Recaizade Mahmut gibi hocaların elinde yetişmiş, okulu bitirince kendisi de öğretmenlik yapmıştır. 2. Servet-i Fünun dergisinin yöneticiliğine getirilince genç şair ve yazarlarla Batılı anlayışa sahip bir edebiyat oluşturmak için çalışmıştır. Servet-i Fünun edebiyatının önderi olmuştur. 3. Sanatının büyük bir döneminde sanat için sanat ilkesini benimsemiş; şiirlerinde doğa, yoksulluk, acıma, aile, hüzün, nefret, aşk, hayat, ölüm... gibi konuları işlemiştir. 4. Servet-i Fünun dergisinin kapatılmasıyla toplum için sanat anlayışını benimsemiştir. 5. Ömrü boyunca birçok hastalıkla uğraşan, psikolojik bunalımlar geçiren şairin bu durumu sanatına da yansımıştır. 6. Şiirde eski nazım biçimlerini değiştirmiş, Batılı nazım şekillerini kullanmıştır. 7. Parnasizmin etkisindedir. 8. Şiirlerinde yabancı sözcük ve tamlamalara çokça yer vermiştir. 9. Aruza öylesine hakimdir ki, konuşurmuş gibi yazdığı şiirlerinde kusursuz bir ölçü görülür. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamış, beyit bütünlüğünü kırıp şiiri düzyazıya yaklaştırmıştır. 10. Sanatının son dönemlerinde bütün dinlere cephe alır ve düşmen olur. Kutsal değerlere karşı çıkar. Dinlerin insanları birbirine düşürdüğü, hürriyete engel olduğu düşüncesindedir. 11. Mehmet Akif'le medeniyet ve din konulu tartışmaları gündemi meşgul etmiştir. 12. İstanbul'dan da nefret eder. Bu nefretini Sis şiiri ile dile getirmiştir. 13. Tarih-i Kadim'de inançlarını tamamen yitirdiğini göstermiş; bir Lahza-i Taahhur'da II. Abdülhamit'e olan nefretini açıklamış. Ferda şiirinde ise gençlere seslenmiştir. 14. 1908'den sonraki şiirlerinde topluma yönelmiştir. Eserleri: Rubab-ı Şikeste (1900): Fikret'in verimli çağında (1895-1900) çoğunlukla Servet-i Fünun'da yayımlanan şiirlerini toplayan bir kitaptır. Rübab-ı Şikeste'deki şiirler Servet-i Fünun akımının havasını sağlayan örnek şiirlerdir. Bu manzumelerde "Sanat için sanat" görüşüne sımsıkı bağlanmış, aşk, aile, his, düşünce, tabiat, merhamet...gibi tekçi temalar işlenmiştir. Şair, ancak seçkinler için edebiyat yapabileceğini düşünmekte ve Osmanlı Türkçesinin üç dilli zengin sözlüğünden bol bol faydalanmaktadır. Haluk'un Defteri (1911): Haluk'un Defteri adlı şiir kitabında oğlu Haluk'un kişiliğinde istediği neslin özelliklerini anlatmış, gençlere öğütler vermiştir. Rubabın cevabı (1911): 1911'de basılan "Rübabın Cevabı"ndaki şiirlerde halkın acılarını, zorbalıkları, baskı ve haksızlıkları anlattı. Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" başlıklı şiirde, kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'ya yanıt verdi Din ve doğa konusundaki görüşlerini açıkladı. Kendisinin doğanın bir izleyicisi olduğunu söyledi. Şermin (1914): Tevfik Fikret ömrünün son yıllarında, hece vezni ve sade Türkçe ile çocuk şiirleri yazdı. Fikret, bu manzumeleri, eğitimci dostu Satın Bey'in ricası ile yazmıştır. Birlikte bir çocuk yuvası açmak ve çocukları bu kitabtaki esaslara göre yetiştirmek istiyorlardı. Yuva açılamadı, fakat Şermin kitabı edebiyatımızda bir değer olarak kaldı.

  • Okul Güvenliği Konusunda Okullarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı Ve Başöğretmenlik Eğitim Programı: Güvenli Okul ve Okul Güvenliği - Okul Güvenliği Konusunda Okullarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Milli Eğitim Bakanlığı Okullarda Güvenlik Önlemlerinin Alınması için 2018/10 sayılı genelgeyi yayınlamıştır. Buna göre okullarda öğretmenler, idareciler, okul personellerinin dikkat etmesi gereken hususlar şunlardır; Buna göre; a) Öğrencilerin okul bahçesinden sokak veya caddeye ani ve kontrolsüz çıkışlarının önlenmesi için okul giriş ve çıkış kapılarında gerekli kontrollerin yapılması ve tedbirlerin aksatılmadan alınması, b) Okul çevre trafiğinin, özellikle giriş çıkış saatlerinde gözetim altına alınarak, gerekirse emniyet teşkilatı birimleri ile koordineli bir şekilde, herhangi bir trafik kazası olmaması için tedbir alınması, c) Okul ziyaretçilerinin; kayıt altında, giriş kartı verilerek, gerekli kontrolden geçirilerek alınması, ç) Okul çevresinde öğrencilerin sosyal ve sağlık bakımından gelişimini olumsuz etkileyen hususlara dikkat edilerek, sürekli kontrol altında bulundurulması, varsa metruk binaların, ilgili kurumlarla görüşülerek yıkılmasının sağlanması ve tedbirlerin aksatılmadan alınması, d) Okul bina ve eklentileri ile yakın çevresinde, belirlenen ciddi ve yakın tehlike arz eden durumların ortadan kaldırılması, yerel ve ilgili kurum/kuruluşlarla konuların çözümü hakkında iş birliği yapılması, e) Okul bahçelerinde bulunan her türlü oyun, spor araç ve gereçlerinin tehlike arz etmeyecek şekilde düzenlenmesi, çevrede bulunan araç-gereç ve malzemelerin kullanım amacı ve standartlarına uygunluğu kontrol edilerek gerekli tedbirlerin 2012 tarihli ve 28512 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği esaslarına göre alınması, alınacak tedbirler ile sorumluların takibinin MEBBİS İSGB Risk Değerlendirme modülü üzerinden yapılması, konu hakkında öğrenci, veli ve çalışanların bilgilendirmesi, f) Okul bahçesinde öğrenciler için tehlike oluşturan trafo, yüksek gerilim hatları gibi ciddi ve yakın tehlike kaynaklarının acilen kaldırılması, okul çevresinin yeterince aydınlatılması, g) Okul ve kurumlarda bulunan her türlü tehlikeli iş ekipmanlarının periyodik kontrollerinin, İl İSGB'lerde yetkili Periyodik Kontrol Uzmanlarınca aksatılmadan yapılması, ğ) Okul ve kurumlarımızın işyeri bina ve eklentilerinin "Sabotajlara Karşı Koruma Planlan" nın 1988 tarihli ve 20033 sayılı Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliğine göre hazırlanması, güncel halde bulundurulması, h) Okul yönetimlerince, nöbetçi idareci/öğretmen/öğrenci görev talimatlarının hazırlanarak görülebilecek uygun noktalara asılması, belli zamanlarda nöbetçi heyetine görev alanlarında karşılaşılan sorunların çözümü ve iletişim becerilerinin geliştirilmesine yönelik bilgilendirme yapılması, ı) Okul nöbetçi heyetince okul içi ve çevresinde şüpheli ve uygunsuz harekette bulunanların takibinin yapılması, ilgili birimlere ve amirlere acilen bilgi verilmesi, 1080 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Güvenlik Tedbir ve Müeyyideler Dokümanı Genel Esaslar Talimatı hükümlerine göre sürecin yürütülmesi, i) Okul ve kurumlarda görev yapan özel güvenlik görevlilerine, bilinçli ve güvenli bir şekilde hizmet vermeleri ve her türlü olay karşısında (terör, şiddet ve asayiş) hazırlıklı olmaları için; bilgi, tutum ve beceri kazanmaları yönünde 2017 tarihli "Eğitim Kurumlarında Görev Yapan Özel Güvenlik Görevlilerine Eğitim Verilmesine İlişkin İşbirliği Protokolü kapsamında her yıl eğitimlerin verilmesi, j) Okul ve kurumlarımızda görev alacak özel güvenlik görevlilerinin her eğitim öğretim dönemi başında mutlaka gerekli güvenlik tahkikatlarının yaptırılması, k) Okullarda her türlü güvenliğin sağlanmasına yönelik uyarı, bilgilendirme ve bina içi yönlendirme levhalarının ilgili yerlere asılması, okulun her katı için tahliye ve acil çıkış planlarının, katlarda blok başlarında bireylerin kolayca görebilecekleri noktalara 28681 sayılı İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre asılması, ayrıca elektronik ortamda MEBBTS İSGB modülü Acil Durum Planı menüsüne yüklenmesi, 1) Acil durum planlarının hazırlanarak MEBBIS İSGB modülü Acil Durum Planı menüsüne yüklenmesi, her değişikliğin en az üç iş günü içinde sisteme yansıtılması, uygulama adımlarının düzenli olarak takip edilebilmesi ve uygulanabilirliğinden emin olmak için işyerlerinde yılda en az bir defa olmak üzere 28681 sayılı İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda tatbikatların yapılması, m) Okul ve kurumlarımızda, ilk yardım dolabı veya ilk yardım çantası ile bunlara ait araç ve malzeme bulundurulması, ilk yardım dolabında doktor reçetesi ile alınmayan ve doktor tavsiyesine göre kullanılması gereken ilaçların bulundurulmaması, İl İSGB'lerle koordineli bir biçimde okul/kurumlarda ilkyardımcı yeterliliğine sahip çalışan bulundurulması, n) Yaşanabilecek her türlü afet ve acil durumlar (yangın, sel, su baskını, doğal afet) karşısında; okul ve kurumlarımızın fiziksel büyüklüğü ve taşıdığı özel tehlikeler, yapılan işin niteliği, çalışan sayısı dikkate alınarak, acil durumlarla mücadele için uygun donanıma sahip yeterli sayıda çalışanın 28681 sayılı İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda destek elemanı olarak belirlenmesi, gerekli eğitimlerin verilmesi, o) Okul ve kurumlarımızın bina ve eklentilerinin, yangın tehlikesine karşı alınacak tedbir ve önlemleri sağlamak üzere, 26735 sayılı Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ve 2010 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Yangın Önleme ve Söndürme Yönergesi esaslarına göre sürecin yönetilmesi, ö) Taşımalı okul servis araçları ile okula gelen çocukların iniş ve binişteki kontrollerinin nöbetçi öğretmen/idareci tarafından yapılması, kayıt altına alınması Milli Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği. göre gerekli tedbirlerin alınması, p) Okul servisi görevlilerince öğrencilerin güvenli şekilde servis aracına binip inmelerinin ve gerektiğinde karşıdan karşıya geçişlerinin sağlamasına yönelik kontrollerinin 3022 Sayılı Okul Servis Araçları Yönetmeliği hükümlerine göre yapılması, r) Okul içi ve çevresinde başta okul personeli olmak üzere tüm bireylerin, öğrenciler üzerinde olumsuz örnek teşkil edecek tutum ve davranışların önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması, s) Okul ve eklentilerinde temizlik ve hijyen koşullarının (Kantin, Yemekhane, Derslik, Lavabolar, Çöp Kutuları vb.) sağlanması yönünde 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği gerekli tedbirlerin alınması, ş) Okul ve kurumlarımızda derslik, laboratuvar, yemekhane, yatakhane vb. gibi yerlerde ısı, ışık ve havalandırmanın sağlık şartlarına uygun olması için gerekli önlemler alınması, t) Güvenli ve sağlıklı okul ortamının sağlanması, sürdürülebilir şartların oluşturulması için her türlü eğitim ve rehberlik faaliyetlerine önem verilmesi, okul/kurum kültürüne bu kapsamda katkı sağlanması, u) Okul rehberlik servisleri tarafından özel politika gerektiren grupta yer alan öğrencilerle (özel eğitim ihtiyacı olan) okul güvenlik yaklaşımı kapsamında koruyucu ve önleyici çalışmalar yürütülmesi, okul yönetimlerince konu hakkında ilgili kurum/kuruluş, birim ve yetkililerle sürekli işbirliğinin sağlanması, ü) Madde kullanımı ve bağımlılıkla mücadele kapsamında risk grubunda olan öğrencilerin tespit edilerek, ailesi ile iş birliği yapılması, okula devamlılıklarının sağlanması ve okul başarısının artırılmasına yönelik 2014/20 sayılı Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılıkla Mücadele konulu Genelge hükümleri doğrultusunda rehberlik servisi çalışmalarının sürekli olarak takip edilmesi, v) Okul ve kurumlarda şiddet, saldırganlık ve akran zorbalığı oluşmasına neden olabilecek risk faktörlerini, akran ilişkileri ve çevre özelliklerini dikkate alarak belirlenmesi, bu faktörlerin etkilerini en aza indirecek tedbirlerin alınması, y) Okul ve kurumlarda bilişim araçları ve sosyal medya kullanımında; Zararlı, bölücü, yıkıcı, toplumun genel ahlak kurallarıyla bağdaşmayan ve şiddet içerikli amaçlar için kullanılmaması, Eğitim öğretim faaliyetlerine ve bireylere, maddi ve manevi zarar vermemeleri için gerekli tedbir ve gözetimlerin sürdürülmesi, Ahlak dışı ve şiddeti özendiren sesli, sözlü, yazılı ve görüntülü içeriklerin okul ve kurumlarda, eğitim ortamlarında izin verilmemesi, Derslik, laboratuvar vb. eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlarda iletişim araçlarının kullanılmasına izin verilmemesi ve gerekli tedbirlerin alınması, z) Okul bina ve eklentilerinde, kamera ve alarm sistemlerin 2016 tarihli "Okullarda Güvenli Ortamın Sağlanmasına Yönelik Koruyucu ve Önleyici Tedbirlerin Artırılmasına İlişkin İşbirliği Protokolü"ne bağlı asgari teknik gereklere uygun donatıma ve teknolojiye sahip biçimde kurulması, okul çevre ve alan güvenliğinin kamera izleme, kayıt ve takip süreçlerinin yönetilmesi,

  • Okullarda Kriz Yönetimi

    Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı ve Başöğretmenlik Eğitim Programı: Güvenli Okul ve Okul Güvenliği - Okullarda Kriz Yönetimi Kriz Nedir? Bir bireyin, grubun, örgütün ya da topluluğun normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen ve acil ilgi ve çözüm gerektiren, hafife alınamayan, sıra dışı, beklenemeyen bir durum ve ani değişikliktir. Ayrıca kriz, ani ve genellikle beklenmedik, okul toplumunun önemli bir bölümünü derinden ve olumsuz olarak etkileyen bir olay ya da durum olarak da açıklanabilir. • Bir Öğrencinin, • Sınıfın, • Okulun, • Öğretmenlerin programlarını engelleyen acil ilgi ve çözüm bekleyen, tolore edilemeyen, ani gelişen, sıra dışı olaylardır. Kriz, 1. Varlığın tahribi, yaralanma ve yaşam kaybını kapsar. 2. Saptanabilir, başlangıcı ve sonu vardır. 3. Etkileri uzun sürse bile zamanla sınırlı ve anidir. 4. Geneldir ve çok kişiyi etkiler. 5. Sıradan deneyimlerin dışındadır. 6. Hemen herkes için gerginliğe sebep olan psikolojik travmadır. Müdahaleyi Gerektiren Kriz Durumları • Bir öğrenci, öğretmen, öğrencilerin bir yakınının ölümü • Kazalar • Cinayetler • İntiharlar • Bulaşıcı hastalıklar • Çocuk kaçırma • Hayvan saldırıları • Uyuşturucu, alkol • Şiddet olayları(Bina ve eşyaya, birbirlerine zarar verme) • Arkadaşlarla kavga, küsme,vb • Savaş durumu • Terör olayları • Bomba, gaz kaçağı (patlama), • Binalarda hasar, • Elektrik çarpmaları • Öğrenci çatışmaları • Okulda yabancı birinin tehlike yaratması • Doğal ve çevresel felaketler(fırtına, deprem, yangın, sel, kar, vb.) • Kimyasal zehirlenmeler • Rehin alma • Fiziksel, duygusal ve cinsel istismar Bazı Örnek Kriz Olayları • İlkokulda intihar. Doğum gününde ses getirecek bir şeyler yapacağım diyerek kendisini vurdu (Sabah 16 Ocak 2001). • Kız lisesinde korkutan yangın. Beşiktaş Lisesi yatakhanesinde kalan 130 öğrenci kantine sığındı (Milliyet 26 Mart 2002). • Ankara Kumrularda patlama. (Hürriyet, 21 Eylül 2011) • Göztepe- Bir servis şoförü, iki servis şoförünü okulda çocukların olduğu saatte okul bahçesinde öldürdü. Bir Kriz Olduğunda Okulda Neler Olur? • Okulun normal işleyişi bozulur veya duraksar. • Krizin şiddetine göre kolu kanadı kırılmış hisseden öğrenci ve öğretmenler kendilerinde etkinliklere devam etme gücü bulamazlar. • Kriz tepkileri herkes tarafından yaşandığı için kişilerin birbirlerine yardım etme gücü azalır. • Acil yardım çalışmalarına girmek gerekir. • Kriz sonrasında okula dışarıdan gelen veli, müfettişler, basın, kolluk kuvvetleri okulda karışıklığa neden olur ve baskı oluşturur. • Can kaybı durumlarında kişilerin yokluğuna alışmak zordur. • Okul çalışanları hem kendine hem de rolünün getirdiği sorumlulukla öğrenci ve velilere destek olmak zorunda kalır. • Krizin durumuna göre yeni olayların yaşanmaması için dikkatli olmak ve önlemler almak zorunda kalırız. • Yaşanan kriz durumuna göre yeni sorumluluklar ve görevler üstlenmek gerekebilir. Krize Müdahale Düzeyleri • Temel Müdahale- Bir kriz olmadan önce oluşmasını engelleyen etkinlikler. • İkinci Derecede Müdahale- Bir kriz durumunda yaşanılan olumsuz etkileri en aza indirmek için yapılan çalışmalar. (Kriz ekibi ile birlikte, Kriz eylem planının yürürlüğe konulması) • Üçüncü Derecede Müdahale- Kriz sonrası uzun süreli (krizi takip eden haftalarda, aylarda, yıllarda) yapılan etkinlikler 1- Temel Müdahale - Kriz Olmadan Önce Yapılacaklar • Okul çalışanlarının ruh sağlığını güçlendirin, krizler konusunda eğitimler verin! • Öğrencilerin kendilerine saygılarını güçlendirin! • Öğrencilere sorun çözme ve baş etme becerilerini kazandırın! • Öğrencilere duygularını ifade etme becerileri kazandırın! • Okulda zorbaca davranışları ve şiddeti engelleyin! • Psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bireylerin yönlendirilmesi! • Kriz Planı hazırlayın. Okul kriz ekibini oluşturun. 2- İkinci Derece Müdahale- Kriz ekibi ile birlikte, Kriz eylem planının yürürlüğe konulması Kriz müdahale ekipleri, okullar için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Kriz sırasında kimler etkilenir? Bazı kişiler krizi yaşamadığı halde en az yaşayanlar kadar etkilenebilir. Bunlar: • Daha önce başka travmatik olaylar yaşamış kişiler • Olaya yakından tanık olan kişiler • Olay sırasında başka nedenlerle depresyon, yoğun çökkünlük, ağır aile içi anlaşmazlıklar gibi sıkıntılar yaşıyor olan kişiler • Kronik rahatsızlığı olan veya yakın akraba içinde böyle rahatsızlık yaşayan kişiler Kriz ekibinde bulunan kişiler ve görevleri; • Yönetici (Okul Müdürü, müdür yardımcısı) • Psikolojik Danışman (Rehber Öğretmen) • Öğretmenler • Okul sağlık görevlisi (doktor, hemşire) • Okul Aile Birliği’nden bir temsilci • Okul personelinden kişiler(güvenlik görevlisi, idare amiri,vb.) • Sivil Savunma Kulübünden bir kişi Okul Müdürünün Görevleri; • Kriz durumunda yapılacak çalışmaları koordine eder ve kriz ekibini göreve çağırır. • Kendi bölgesindeki diğer kriz kurumlarıyla iletişime geçer. • Kriz anında yararlanılacak kişi ve kurumlarla işbirliği sağlar. • İlçe ve gerekirse İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bilgi verir. • Kriz anında sürekli iletişim ağının kurulmasını sağlar. • Güvenlik birimleriyle işbirliği yapar. • Milli Eğitim Müdürlüğünün onayını alarak basın açıklaması yapar. Rehberlik Öğretmeninin Görevleri • Etkilenen çocukların ana babalarıyla bağlantı kurma • Krizden en çok etkilenen kişilerin sınıflarını belirleme ve sınıflarını ziyaret etme • Öğretmenlere destek verme • İlçe kriz ekibi ile iletişime geçme • Durumla ilgili öğrencileri, öğretmenleri ve velileri bilgilendirmede okul idaresine yardımcı olma • Etkilenen öğrencilerle ilgili kayıt tutma ve izleme çalışmaları yapma Öğretmenin Rolü • Öğrencilere doğru bilgi vererek, söylentileri yalanlama • Gereksiz detay vermeden soruları yanıtlama • Uygun tepki verme konusunda model olma • Her türlü duygunun ifade edilmesine izin verme • Psikolojik danışmaya gereksinim duyan öğrencileri belirleme • Krizden sonra travmanın etkilerini azaltabilecek sanat, resim, yazma ve müzik gibi etkinlikler yapma • Gerekirse ders sorumluluğu ile ilgili öncelikleri değiştirme • Önleme ve güvenlik konularında “öğretilebilir an” fırsatından yararlanma • Kriz eylem planında yer alan görev ve sorumluluklarını yerine getirmek(basını bilgilendirme, tahliye etme vb.) Krize Müdahale Adımları • Öncelikle okulu ve olay mahallini güvenli bir hale getirecek adımlar atılır. • Okul müdürü krize müdahale ekibi toplantıya çağırır. • Milli Eğitim Müdürlüğü krizden haberdar edilir. • Okul çalışanları krizden haberdar edilir • Gerekiyorsa ilgili sağlık birimi ve semt karakolu ile temasa geçilir. • Öğrenciler krizden haberdar edilir. • Veliler krizden haberdar edilir. • Krize müdahale ekibi gelen bilgiler yenilendikçe krizden etkilenenlerle paylaşılır. • Belirlenen basın sözcüsü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden alınan onaydan sonra basını bilgilendirir. • Ders bitiminde olaydan etkilenen öğretmenlere psikolojik destek sağlamak amacıyla bir toplantı yapılır. • Günün sonunda krize müdahale ekibi yeniden toplanarak nelerin yapıldığını, bundan sonra nelerin yapılması gerektiğini, bunları kimin, nasıl yapacağını belirler. Krizden Etkilenen Birine Karşı Genel Davranış İlkeleri • Konuşurken sakin ve anlayışlı olun. • Aynı şeyi defalarca anlatacak kadar sabırlı olun. • İyi bir dinleyici olun. • Çocuğun duygularını ifade etmesini destekleyin. • Yargılamayın, yorumlamayın, öğüt vermeyin. • Esnek olun, çatışmaya girmeyin. • Asla tutamayacağınız sözler vermeyin. • Doğruyu söyleyin. Kaçamak konuşmayın, yalan söylemeyin. • Göz kontağı kurun. • Emir cümleleri kurmayın. • Destek, güven veren mesajlar kullanın. (Dokunmak, elini tutmak,vb.) • Bazı kişilerin daha fazla zamana ihtiyacı olabilir. Sabırlı olun. • Zorlandığınız veya sizi aşacak bir durum olduğunda destek alın veya bir uzmana başvurun. Travma Yaşayan Kişiye Söylenebilecek Uygun Cümleler • Şimdi güvendesin. (Gerçekten öyle ise) • Benimle konuştuğun için memnunum. • Eminim şimdikinden daha iyi olacak ve sen iyileşeceksin. • Kim olsa bu durumda kendini kötü hissederdi… Olayın Okulda Duyurulması 1. Olay, öğretmen ve öğrenciler okulda değilken olursa öğretmenler okula gelmeden önce telefon zinciri, vb yöntemler kullanarak her birini olaydan haberdar edin. 2. Öğretmenler aracılığı ile öğrencileri mümkün olduğunca aynı anda olaydan haberdar edin. Olayla ilgili söylentileri ve abartılı yorumları engellemek için öğretmenlerin olayla ilgili mümkün olan tüm bilgileri doğru olarak öğrencilere aktarmalarını isteyin. (Ölüm ve intihar olayları genel mikrofon ve toplantılarla anons edilmemelidir.) Medya Ve Velilere Duyurulması • Genel duyurular için yazılı olarak kısa bir bülten hazırlanmasına yardım edin. (Kriz öncesinde ise örnek basın bültenleri veya medyaya okulla ilgili bilgi veren formlar hazırlayın.) • Acil durum merkezi belirleyin. Kriz anında bu kişiye kolayca ulaşılabilecek bir yer belirleyin. • Endişeli anne-babalarla bir toplantı yapın; bilgilendirin ve çocuklarına nasıl yardımcı olabileceklerine dair yazılı bilgi dağıtın. • Medyayı okul binasının dışında tutun. Medyayla İlişkilerde Dikkat Edilecek Noktalar • “Yorum yok” türü cevaplardan kaçının; saklanan bir şeyler varmış izlenimini verir. • Öğretmenleri, öğrencileri ve velileri medyanın mülakatlarından ve ilgisinden uzak tutmaya çalışın. • Hiçbir öğrencinin ana babası yanında olmadan medya ile görüşme yapmasına izin vermeyin. • Düzenli basın toplantısı yapılmasına özen gösterin. • Düzenli bilgi veren bültenler hazırlayın. • Medyadaki haberleri takip edin. • Medyanın isteklerini ve yapılan mülakatları kaydedin. • Sözel bilgilerinizi destekleyecek yazılı bilgi hazırlayın. Okuldaki Şiddet Olaylarına İlişkin Haberlerde Kaçınılması Gerekenler • Olayın çok basitleştirilerek sunulması • Haberlerde okul şiddet olayının tekrar tekrar ve abartılarak verilmesi • Okul şiddetinin duygusallaştırılarak yayımlanması • Şiddet olayının nasıl olduğunu detaylı açıklamalarla verilmesi • Şiddet olayına katılan kişilerin yüceltilmesi • Suç faillerinin olumlu özelliklerine odaklanılması • Şiddet olayının belli bir amaca ulaşmak için bir araç olarak sunulması 3- Üçüncü Derece Müdahale: Kriz Sonrasında • Kriz durumları ile baş etmek için sürekli hizmetler planlayın. • Öğrenciler için destek personeli bulundurmaya veya okul dışından uzmanlarla bağlantıda bulunmaya devam edin. • Öğrencilerle her gün ilgilenecek olan öğretmenlere hizmet içi eğitim ve kaynak sağlayın. • Krizden sonra ortaya çıkabilecek tepkileri düşünün. Örneğin okulda benzer bir olay, eski duyguları yeniden canlandırabilir. · Çeşitli kriz senaryoları hazırlayarak bunlara uygun önlemler, planlar hazırlayın.

  • Okul Sağlığı

    Uzman Öğretmenlik Eğitim Programı Ve Başöğretmenlik Eğitim Programı: Güvenli Okul ve Okul Güvenliği - Okul Sağlığı Okul sağlığı hizmetleri; öğrencilerin ve okul personelinin sağlığının değerlendirilmesi, sağlıklı okul yaşamının sağlanması için yapılan çalışmaların tümüdür. Okul çağındaki çocuklar sürekli bir büyüme ve gelişme içindedir. Bu çağda alınacak koruyucu önlemler hayat boyu etkili olur. Okul çocuklar için evleri dışında toplu bulundukları ilk yerdir. Bu durum özellikle ruh sağlığı açısından önemlidir. Okul ortamı bulaşıcı hastalıkların artmasını ve hızlı yayılmasını kolaylaştırır. Bu yüzden koruyucu önlemlere dikkat edilmelidir. Görme ve işitme eksiklikleri gibi öğrenimi güçleştirici bozuklukların erken tanısının yapılabileceği bir dönemdir. Kısacası Okul çağı, alma ve etkilenme devresidir. Bu çağda verilecek iyi bir sağlık eğitimi bilinçli bir toplum yetişmesini sağlar. Okul Sağlığı Hizmetleri; öğrencilerin ve okul personelinin sağlığın değerlendirilmesi, geliştirilmesi, sağlıklı okul yaşamının sağlanması ve sürdürülmesi, öğrenciye ve dolayısıyla topluma sağlık eğitiminin verilebilmesi için yapılan çalışmaların tümüdür. Okul Sağlığı Öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul personelinin ruhsal, bedensel ve sosyal açıdan tam bir iyilik halinde olmalarını hedefler. Okul Sağlığı Hizmetleri Neden Önemlidir? · Erken fark edilen büyüme-gelişme bozukluklarının önüne geçmek daha kolaydır. · Bu dönemde alınacak koruyucu önlemler yaşam boyu yararlı olur. · Okul ortamında kazaların gelişmesi olasılığı fazladır. · Görme ve işitme sorunları öğrencileri başarısızlığa götürebilir. · Okulda sağlık eğitimi yapılabilir. Bulaşıcı hastalıkların görülme ve yayılma hızı daha fazla olabilir. Ancak aşılama gibi koruyucu önlemler daha kolayca alınabilir. Okul çevresi dâhil sağlığı olumsuz olarak etkileyen her türlü etmenin denetimi ile okulda çalışanların ve öğrencilerin sağlıklarının en üst düzeye çıkarılması için Millî Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında 2006 yılında Okul Sağlığı Hizmetleri İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Bu kapsamda, son yıllarda güncellemeler yapılarak 17.05.2016 tarihinde MEB ve Sağlık Bakanlığı arasında yeni bir "Okul Sağlığı Hizmetleri İşbirliği Protokolü" imzalanmış ve ardından mevcut okul sağlığı yaklaşımının daha geniş kapsamlı ve bütüncül olması için "Okulda Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Programı” hazırlanmıştır. Program çerçevesinde yapılacak çalışmalarla, okul çağındaki bütün çocukların bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasının sağlanması ve sürdürülmesi, sağlıklı bir çevrede gelişimi, ailelerin ve toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmektedir. Söz konusu program kapsamında, öğrencilerin yıllık periyodik muayene/izlemleri kayıtlı oldukları aile hekimleri tarafından yapılmaya devam edileceği bildirilmiştir. 17.05.2016 tarihinde MEB ve Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan "Okul Sağlığı Hizmetleri İşbirliği Protokolü" kapsamında Okullara gönderilen 2017/10 Sayılı Genelge, 18 maddede okul sağlığı konusunu ele almıştır. Genelgeye göre MEB’e bağlı resmi ve özel okul/kurumlardaki öğrenci, okul çalışanları ve velilerin, sağlığının korunması, geliştirilmesi, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam konularında teşvik edilmesi ve eğitimde hedeflenen kaliteye erişilebilmesi için sağlık şartlarının iyileştirilmesi ve koruyucu tedbirlerin alınmasına bağlıdır. Bu amaçla, Bakanlığımıza bağlı resmi ve özel okul/kurumlarda; 1. İl millî eğitim müdürlükleri ile il halk sağlığı müdürlüğü işbirliğinde, Okul Sağlığı Hizmetleri İşbirliği Protokolü kapsamında okul/kurumlarda okul sağlık hizmetlerine yönelik çalışmalar yapılacaktır. 2. Öğrencilere, velilere ve okul çalışanlarına yönelik sağlığın korunması, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite vb. konularında Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ile işbirliği yapılarak farkındalık eğitimleri verilecektir. 3. Temizlik ve hijyen, obezite, diyabet ve fiziksel aktivite eğitimlerinde kullanılacak doküman ve eğitim görevlisi için il/ilçe millî eğitim müdürlüklerindeki okul sağlığı hizmetlerinden sorumlu müdür yardımcısı/şube müdürü, okul/kurum müdürü ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu il/ilçe müdürlüklerindeki sorumlularla işbirliği yapılacaktır. 4. Eğitim ve öğretimi aksatmayacak şekilde, eğitim kurumlarının “Okullarda Diyabet Eğitim Programı İşbirliği” Protokolü kapsamında yönetici, öğretmen, öğrenci, diğer personel ve gerekli görüldüğü takdirde velilere diyabet ve obezite konularında eğitimlere katılmaları sağlanacaktır. 5. İl/ilçe millî eğitim müdürlükleri ile il/ilçe halk sağlığı müdürlüğü işbirliğinde, il/ilçe denetim ekipleri tarafından, 2015 tarihli “Beyaz Bayrak İşbirliği” Protokolü kapsamında okul/kurum müdürlerinin farkındalığım artırmak için bilgilendirme toplantısı yapılacak, Beyaz Bayrak alan okul/kurum sayılarının artırılması için gerekli tedbirler alınacaktır. 6. Okul/kurum müdürlüklerince, Beyaz Bayrak Eğitim Kurumu denetim formunda belirtilen eksikliklerin tespit edilmesi ve okul/kurumların Beyaz Bayrak almaları için gerekli çalışmalar yapılacaktır. 7. İl/ilçe millî eğitim müdürlükleri ile il/ilçe halk sağlığı müdürlüğü işbirliğinde, il/ilçe denetim ekipleri tarafından, 2016 tarihli “Beslenme Dostu Okullar Programı İşbirliği” Protokolü kapsamında okul/kurum müdürlerinin farkındalığı artırmak için bilgilendirme toplantısı yapılacak, Beslenme Dostu okul/kurum sayılarının artırılması için gerekli tedbirler alınacaktır. 8. Okul/kurum müdürlüklerince, Beslenme Dostu Okul Denetim Formunda belirtilen eksikliklerin tespit edilmesi ve okul/kurumların Beslenme Dostu Okul olmaları için gerekli çalışmalar yapılacaktır. 9. Beyaz Bayrak ve Beslenme Dostu Okul sertifikası alan okul/kurumlar e- okul modülüne girişlerinin eksiksiz yapılacaktır. 10. Okul/kurum müdürlüklerince oluşturulan okul denetim ekibi tarafından, 2016 tarih ve 2852893 sayılı Okul Kantinlerinde Satılacak Gıdalar, Hijyen Yönünden Denetlenmesi ile ilgili Genelge kapsamında kantin, yemekhane, kafeterya, büfe, çay ocağı gıda işletmelerinde satışı yapılacak gıdalar ve hijyen yönünden denetimler yapılarak, Genelge hükümlerine uyulması hususunda gerekli tedbirler alınacaktır. 11. Yemek hizmeti sunan okul/kurum, pansiyon ve yurtlarda öğrencilerin enerji ve besin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte menülerin planlanması ve uygun şekilde servisinin yapılması sağlanacaktır. 12. Okul/kurum çevresinde hizmet veren yiyecek/içecek satışı yapan yerlerin denetlenmesi ve kontrolü için rutin aralıklarla ilgili kurumlarla işbirliği yapılacaktır. 13. Beden Eğitimi ve Spor Dersine giren öğretmenler tarafından, öğrencilerin Sağlıkla İlgili Fiziksel Aktivite Uygunluk Karne ölçümlerinin yılda iki kez yapılması, yapılan ölçümlerin e-okul modülüne girilmesi, sonuçlara göre öğrenci ve velilerle görüşmeler/bilgilendirme faaliyetlerinin yapılması, gerektiğinde öğrencilerin sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi sağlanacaktır. 14. Okul/kurum idarecileri tarafından, öğrencilerin Beden Eğitimi ve Spor Dersi öğretmenleri tarafından yapılan Sağlıkla İlgili Fiziksel Aktivite Uygunluk Karne ölçümlerinin zamanında yapılmasına, e-okul sistemine eksiksiz girilmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır. 15. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, sosyal, kültürel sanatsal ve sportif alanlarda temayüz etmiş, insan haklarına saygılı ve topluma karşı sorumluluk duyan güçlü bir gençliğin yetiştirilmesini hedefleyen 19.04.2016 tarihli “Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı İşbirliği” Protokolü kapsamında gerekli çalışmaların yapılması sağlanacaktır. 16. Okul/kurumlarda Fiziksel aktivite (oyun oynama, koşma vb. faaliyetlere ve faaliyetlerin yapılabilmesi için) donanım/ekipman temin edilmesi hususunda diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılacaktır. 17. İl/ilçe milli eğitim müdürlükleri ve okul/kurum müdürlüklerince, öğrencilerde fiziksel aktivite alışkanlığının kazandırılması amacıyla diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılacaktır. 18.Okullarda sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili kulüplerin (Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlan Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği Öğrenci Kulüpleri çizelgesinde Sağlık, Temizlik, Beslenme ve Yeşilay Kulübü ve Spor Kulübü ve okullarca oluşturulabilecek yeni kulüpler) daha aktif hale getirilmesi sağlanacaktır. Okul Çocuğu Sağlığı İçin Yapılması Gerekenler Taramalar: Bir çeşit periyodik muayenedir. Başlıca taramalar; a) Görme Taramaları: Öğrenim boyunca en önemli organ gözdür. Yapılan araştırmalar okul yıllarıyla birlikte görme kusurlarında da artış olduğunu göstermiştir. b) İşitme Taramaları: Ülkemizdeki işitme kayıplarının en önemli nedeni kronik otitis media’dır. İşitme kayıpları sonucunda davranış ve konuşma bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Ülkemizdeki okullarda %3-10 oranında işitme kayıplı öğrenci mevcuttur. c) Diş sağlığı taramaları: Okul çağı çocuklarında en sık rastlanan sorunlardandır d) Büyüme-gelişme taramaları: Boy ve kilo takibi Bulaşıcı hastalıklarla savaş: Her çocuk yılda bir defa hastalık yüzünden uzunca bir süre (ortalama 7 gün) okula gidememektedir. Bunu önlemek için; - Aşı ve bağışıklık kazanma, - Erken tanı için eğitim, - Çevre ve temizlik koşullarının düzeltilmesi çalışmalarına ağırlık verilebilir. Kazalarla ilgili hizmetler: - Konuyla ilgili eğitim, - Okul ve çevresinde gerekli önlemlerin alınması, - Okulda ilkyardım imkanlarının bulunması. Ruh sağlığı çalışmaları: Okul çağında en sık görülen ruhsal sorunlar davranış bozuklukları (çocuğun çevresini etkiler -huzursuzluk, sinirlilik, saldırganlık v.b.) ve duygusal bozukluklardır (çocuğu etkiler-kekemelik, tik, gece işemesi, tırnak yeme v.b.). Sağlık Eğitimi: Öğrencilere; - Doğru sağlık bilgilerinin aktarılması, - Sağlık konusunda olumlu davranış kazandırılması çalışmalarını içerir. Okul Sağlığı Eğitimi ve Uygulama Rehberi ile öğrencilere; - Sağlıklı beslenme, - Kişisel hijyen, - Hastalıklardan korunma, - Sporun yararları, - Sağlıklı giyinme, - Kazalardan korunma, - İlk yardım, - Çevre temizliği konularında eğitim verilmelidir. Okulda Çevre Sağlığı: - Okul yeri, - Binası, - Alt yapı tesisleri, - Çöplerin yok edilmesi, - Tuvaletler, - Isıtma ve havalandırma, - Aydınlatma, - Sınıfların büyüklüğü gibi konuları kapsar. Okul Sağlığı Kayıtları: Her çocuk için yapılan; - Muayene ve gözlemler, - Öğretmen düşünceleri, - Aşı ve tedaviler kişisel dosyalarda saklanmalıdır.

bottom of page