Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 864 sonuç bulundu
- Şeyhî
Sultan I. Murad, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed ve II. Murad'ın padişahlıkları zamanında yaşamış olan Şeyhi, İran'da hekimlik, tasavvuf ve hikmet tahsili yapmıştır. Osmanlı sarayında itibar görmüş, sonra Kütahya'ya dönerek bir aktar dükkanı açmış, eczacılık ve hekimlik yapmıştır. Bilhassa göz hekimliği alanında büyük şöhret yapmış, Çelebi Sultan Mehmed'i iyileştirmiştir. Bu hadise üzerine padişah, şaire büyük ihsanlarda bulunmuş, hususi doktoru tayin etmiş, Tokuzlar adındaki bir köyü Şeyhi'ye tımar olarak vermiştir. Şeyhi, köye giderken, köyün eski sahipleri şairin yolunu keserler ve onu döverler. Şeyhi saraya geri döner ve halini anlatmak için "Harname" adlı mesneviyi yazar. Padişah da yol kesen köylüleri cezalandırır, şaire ihsanlarda bulunur. Harname, hiciv türünün başarılı örneklerinden biridir. Şeyhi, bu eserinde ince bir mizah ile insani zaafları hicvetmiştir. Eserin kahramanı bir eşektir. Hakettiğinden fazlasını ister. Çayırda gördüğü eşeklere özenir. Onlar gibi olmayı ister. Fakat bu hatasının sonunda kulaklarından ve kuyruğundan olur. İnsanların imkanlar bakımından eşit olmadıkları, kiminin doğuştan imtiyazlı olduğu, kiminin ise ne yapsa yoksulluktan kurtulamadığı ana fikrinden hareketle şair şu mesajı verir: Her şeyin mutlaka bir bedeli vardır. NUBİŞTEN FERHÂD SÛRET-İ ŞİRİN-RA BER-SENG Turup Ferhâd yirinden ferah-nâk Kuşandı mest-i şeydâ cüşt ü çâlâk Pes itdiler bir ulu taga irşâd Ki kûh-ı Bisütûn dinür ana ad Anunçün kim kamu seng idi hâre Katı buhl ehli gönli bigi kara Bu da’vâ-gâhdan âşüfte Ferhâd Yügürdi ol taga-dek şöyle kim bâd Çü taş işini itmiş idi pîşe Eline aldı evvel tîg ü tîşe Kaya şeklinde kıldı nakş ü tasir Ki nakkaş idemez kâğıda tahrir Temâsil itdi dürlü işret-engiz Hemân Gülgûn u Şîrîn Şâh u Şebdîz Yazar şîşeyle taşa şekl-i Şîrîn Niteki Erjeng nakşın Mânî-i Çîn Şu resme kim kimesne görse nâ-gâh Kalurdı ol nakşa hayrân eyleyûp âh Rivayetdür ki bir yiğit safâdan Olur ol sûrete âşık havâdan Nice yıl kaldı karşusına hayrân Ki bir kuyruk bulundu sonra dermân Eritdi yüreği yağın anası Ki kuyruk oldu ol derdün devâsı Ecep mi derde dermân olsa kuyruk Ki şimdi kuyruk ile oldı buyruk Bu kuyrukla cihân rûbâhı bâzî Nice bin gürg ü şîre virdi bâzî Sakın kuyruhdan erzân oldısa narh Ki tograr eridür bu tâbe-i çarh GAZEL Gönül almaga kıldun âl iy dost Ne gönül cânı dahı al iy dost Şol harâmî gözüne kan içmek Emdügün süd bigi helâl iy dost Ne saâdetlü ilduzun var kim Kutlu olur görene fâl iy dost Biz kula sabr u sen şeha insâf Bu iki oldu key muhâl iy dost Geçmezem kaametün hevâsından Ki budur hadd-i i’tidâl iy dost Boynuma sal saçun belâsını kim Olmasun boynuna vebâl iy dost Sâz ü söz ile ûd isem ne aceb Işk eli virdi gûş-mâl iy dost Gönül uçmak diler kapunda veli Can kuşıdur şikeste-bâl iy dost Zülfin uzatdı gam hikâyetini Kanı Şeyhî’de ol mecâl iy dost GAZEL Didüm visâline irmek didi hayâl-ı muhâl Didüm cemâlüni görmek didi mübârek fâl Didüm yüzümi yüzüne didi sürme yüzin Didüm tozunı gözüme didi ki sürmedür al Didüm ki kaametün âfet didi ne togru haber Didüm ki kaşlarun eğri didi ne egri hayâl Didüm yitürdi kemâlün didi eyâ noksân Didüm irürdi cemâlün didi güneşe zevâl Didüm ki Şeyhî’yi ışkun didi ki öldüriser Didüm harâmi gözüne didi kanı halâl
- Cümlenin Anlamı
Olumlu Cümle Olumsuz Cümle Soru Cümlesi Ünlem Cümlesi Şart Cümlesi Olumlu Cümle Fiil cümlelerinde eylemin gerçekleşebileceğini veya gerçekleştiğini, isim cümlelerinde bir durumun var olabileceğini veya olduğunu anlatan cümlelerdir. Aslında Türkçedeki bütün cümleler olumludur. Olumsuz cümleler olumlu cümledeki yükleme getirilen eklerle veya yüklemden sonra getirilen sözcüklerle yapılır. Örnekler: Önce arabanın ruhsatını verdi, sonra parayı aldı. (Olumlu fiil cümlesi) Bu güzel insanlar insanca davranmalıyız. (Olumlu fiil cümlesi) Ekipler içinde en iyi, biz çalışıyorduk. (Olumlu fiil cümlesi) Elindeki ekmekten azıcık da bana verdi. (Olumlu fiil cümlesi) Fakültenin en başarılı öğrencisi, bendim. (Olumlu isim Cümlesi) Bunca problemi göğüsleyen kurumun müdürüyüm. (Olumlu isim Cümlesi) Sana soracak pek çok sorum var. (Olumlu isim Cümlesi) Olumsuz Cümle Fiil cümlelerinde eylemin gerçekleşmediğini veya gerçekleşmeyeceğini, isim cümlelerinde bir durumun var olmadığını veya olmayacağını anlatan cümlelerdir. Olumlu bir fiil cümlesini olumsuz yapmak için, fiil olan yükleme "-me,-ma" olumsuzluk eki getirilir. Olumlu bir isim cümlesini olumsuz yapmak için ise isim olan yüklemden sonra "değil" sözcüğü ile "-sız,-siz" eki getirilir. Örnekler: Beni arayıp sorar. (Olumlu fiil cümlesi) Beni arayıp sormaz. (Olumsuz fiil cümlesi) Kapını çalan bendim. (Olumlu fiil cümlesi) Kapını çalan ben değildim. (Olumsuz isim cümlesi) Akşama kadar beni beklemiş. (Olumlu fiil cümlesi) Akşama kadar beni beklememiş. (Olumsuz fiil cümlesi) Buradaki insanlar çok düşünceli. (Olumlu isim cümlesi) Buradaki insanlar çok düşüncesiz. (Olumsuz isim cümlesi) NOT1: Bir cümlenin yükleminde olumsuzluk bildiren ek ya da sözcük yoksa cümle biçimce olumludur. Bir cümlenin yükleminde olumsuzluk bildiren ek ya da sözcük varsa cümle biçimce olumsuzdur. Yarın size geliyoruz. (Biçimce ve anlamca olumlu) Yarın size gelmiyoruz. (Biçimce ve anlamca olumsuz) NOT2: Biçimce olumlu her cümle anlamca olumlu olmayabilir. Ne sordun ne haber gönderdin. (Biçimce olumlu, anlamca olumsuz) NOT3: Bir cümlede olumsuzluk bildiren ek ya da sözcük tekse o cümle anlamca da biçimce de olumsuzdur. Bir cümlede olumsuzluk bildiren ek ya da sözcük çiftse o cümle biçimce olumlu anlamca olumsuzdur. Hala yanıma gelmiş değil. (Biçimce ve anlamca olumsuz) Ben seni sevmiyorum değilim. (Biçimce olumsuz anlamca olumlu) Soru Cümlesi İçinde soru anlamı bulunan; bir konuda bilgi edinmek, şüpheleri gidermek ve düşünceleri onaylatmak için kurulan cümlelere soru cümlesi denir. Cümlenin öğelerini bulmaya yönelik tüm soru kelimeleriyle soru cümleleri yapılabilir. Elimdekinin ne olduğunu kim söyleyecek? (Özne) Babası çocuğa ne getirmiş? nesne Ankara'ya ne zaman yerleştiniz? (Zarf tümleci) Daha sonra nereye gidecekler? (Dolaylı tümleç) Cümlelerde soru anlamı soru sıfatları, soru zarfları, soru zamirleri, soru edatları, soru eki ve tonlama yoluyla sağlanır. "mi" soru ekiyle: Soru eki sadece yüklemin değil, diğer öğelerin ve unsurların da sorusunu hazırlar. Son sözünüz bu mu anneciğim? Hiç mi anlatacak bir şeyin yok? Tarlamı bana zorla mı sattıracaksınız? Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer? Soru eki değişik anlamlar katabilir: Beni biraz dinler misiniz? (istek, rica) Sessiz olabilir miyiz? (uyarı) Bu su da içilir mi? (beğenmeme) Bütün bunları ben mi söylemişim? İnkâr, kabullenmeme Soru sıfatlarıyla: Nasıl kitaplardan hoşlanırsın? Kaç gün sonra geleceksin? Kaçıncı sınıfta okuyor? Ne gün geleceksin? Soru zarflarıyla: Neden coşkun suların sesi gittikçe dindi? Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? Soru zamirleriyle: Bunları sana kim anlattı? Hangisi sizinle geldi? Soruların kaçı cevaplandı? Buraya nereden geldiniz? Ünlem Cümlesi Sevgi, korku, şaşma, hayret, seslenme, coşkunluk, heyecan ve sitem ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir. Ünlem cümleleri, ünlemlerle, bazı sıfatlarla, emir kipiyle, "ki" bağlacıyla, haykırmalarla ve ses tonuyla kurulur. Ee, yeter artık! Ah, ne yaptım! Hah, şimdi oldu! Eyvah! Geç kaldım! İmdat! Boğuluyorum! Ne kadar güzel! Çabuk eve git! Çık dışarı! Ünlem ifade eden sözler her zaman cümle hâlinde değildir: Eyvah! İmdat! Şart Cümlesi İçinde şart ve koşul anlamı bulunan cümlelere şart cümlesi denir. Şart cümlelerinin yüklemleri şart kipie göre çekimlenmiştir ve yardımcı cümle oluşturmuştur. Yani bir cümleyi şart çekimiyle bir yardımcı cümle yapabiliriz. Eve geldiyse bizi beklesin. Ankara'ya gidersen Kızılay'dan bana kaset al. Beni arayan Dursun ise gelmediğimi söyleyin. "ise", bazen istek anlamı katar; bu durumda yardımcı cümle ve şart cümlesi olmaz: Kar yağsa da kartopu oynasak. Önümüzdeki iki ayı bir geçirebilsek.
- Tanzimat Dönemi Türk Şiiri
Tanzimat Dönemi’nde şiir konularında değişiklik olmuş ancak teknik bakımdan divan şiirinden çok ayrılamamıştır. Divan şiirindeki parça bütünlüğü yerine konu bütünlüğü esas alınmıştır. Aruz ölçüsü kullanılmıştır. Hem biçim hem konu bakımından eski şiirden uzaklaşmaya çalışmışlar ancak bunda başarı sağlayamamışlardır. Yeni nazım biçimlerinin yanında divan şiiri nazım biçimleri (gazel, terkibibent, kıta) de kullanılmıştır. Şairler; dili yalınlaştırmaya çalışmış, konuşma dili ve anlatımına yönelmişlerdir. Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ancak başarılı olunamamıştır. Tanzimat şiirinde söyleyişten çok fikirler ve yeni konular önem kazanmıştır. Tanzimat şiiri iki dönemde incelenir. Aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü ise deneme aşamasında kalmıştır. Tanzimat şiirinin I. döneminde “gazel, kaside, terkibibent” gibi nazım biçimleri, II. dönemde Fransız şiirinin etkisiyle yeni biçimler kullanılmıştır. Tanzimat şiirinin I. döneminde siyasal ve toplumsal sorunlar, II. dönemde bireysel ve duygusal konular işlenmiştir. Tanzimat şiirinin I. döneminde dil biraz sade, II. dönemdeki dil daha ağırdır. Tanzimat şiirinin I. dönem şiiri dışa (toplumsal konular), II. dönem şiiri içe dönüktür (bireysel konular). Tanzimat I. dönem şairleri kanun, düzen, adalet, özgürlük, esaret, millet, vatan, bayrak gibi temaları; II. dönem şairleri ise şiirin konusunu genişleterek bireysel konuları işlemişlerdir. Tanzimat I. dönem şairleri divan şiirini eleştirerek yıkmaya çalışmışlar, II. dönem şairleri ise divan şairleri gibi şiir estetiğine önem vermişlerdir. Tanzimat I. dönem şairleri olarak Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’yı; II. dönem şairleri olarak da Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit gibi sanatçıları sayabiliriz.
- İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir
Tarihsel gelişim açısından Türk edebiyatı 1960’tan sonra yeni bir döneme girer. 1960–1980 yıllarıyla sınırlanan bu dönemin özelliği çok seslilik ve çok boyutluluktur. 1960 yılından sonra İkinci Yeni şiiri kendi içinde biçimsel aşırılıklardan arınarak yeni imgelere, dize işçiliğine dayanan şiirci bir yapı kurmayı amaçlayan arayışlarla gelişimini sürdürdü. Bu yıllarda yeniden gündeme gelen toplumcu şiir geçilen bütün deneyleri özümseyerek yeni bir gelişim sürecine girdi. 1960 sonrasında yetişen ve İkinci Yeni Şiir Akımı etiketinde şiirler yazan gençlerin toplumcu şiire yönelişi de bu yıllardadır. İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu’nun şiirleri bu yoldaki önemli örneklerdendir. 1960 kuşağı şairlerinden İsmet Özel, İkinci Yeni deneylerinden yararlanarak, taze buluşları yoğun söyleyişleri ve mistik bir hava yaratma ustalığıyla dikkat çekti. İkinci Yeni şiirini en iyi özümlemiş, kendi sesini en çabuk bulan şairlerden biriydi. Yabancılık ve başkaldırı İsmet Özel şiirinin iki izleğini oluşturur. İsmet Özel, İkinci Yeni şiir’den toplumcu şiire ve İslami dünya görüşüne bağlanırken kendisi olabilen usta işi bir şiir geliştirmiştir. Ataol Behramoğlu da yayımladığı kitaplarıyla kuşağının önde gelen şairlerinden oldu. Yazdıklarında yaşamın her anı, her görüntüsü şiire bütünüyle girdi. Dünyayı algılamayı şiirinin ekseni yapan Süreyya Berfe doğal, yalın şiirin hep kendi kalmasını bilmiş şairlerindendir. Onun şiiri şiir olamayacağını sandığımız yalın malzemeden oluşur. Dünya ile şiir arasında bıçak sırtı bir dengenin kurulduğu bir şiir dünyası vardır. Süreyya Berfe’nin şiirleri güçlü bir ironi taşır. Bu dönem toplumcu şiirin sesinde, ritminde, ahenginde İkinci Yeni olarak bilinen şiirden farklılaşma gözlemlenir. Şiir dili ve söyleyişinde aşırılıklardan kaçınılarak uzak çağrışımlara yer verildi. Açık bir anlatıma yönelindi. Geleneksel söyleyişten yararlanmaya çalışıldı. Toplumcu şairler kendilerini toplumun sesi, sözcüsü olarak gördüler. Şiir dünyasında toplumcu şiir yeniden değer kazandı. Toplumcu Şiirde Öne Çıkan Temalar İkinci Yeni şiirinin fazlaca işlediği bunalım, yalnızlık ve sıkıntının yerini ümit, geleceğe inanç ve hayatın zorluklarına direnme isteği gibi temalar aldı… 1970–1980 yılları arasında şiirde slogan öne çıktı. 1950’den 1980’e uzanan dönemde Metin Eloğlu, Özdemir Asaf, Can Yücel, Gülten Akın, Hasan Hüseyin, Ahmet Oktay, Hilmi Yavuz, İlhan Demiraslan, Refik Durbaş, Cahit Zarifoğlu, Metin Altıok, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Ataol Behramoğlu gibi şairleri sayabiliriz.
- 1950 Sonrası Türk Tiyatrosu
1950 sonrasında Türk edebiyatında tiyatro yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlilik göze çarpar. Yazarlar daha çok toplumsal sorunları ele alırlar. Kimi yazarlar bireyden kimileri de olay ya da durumlardan hareketle sorunlara yönelerek bu sorunların nedenlerini nesnel bir şekilde irdelerler. 1950’lerde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlar da işlenmeye başlanır. Bu yıllarda Haldun Taner ve başka yazarların yeni biçim denemeleri yaptığı görülür. 1960’lar Türk tiyatrosunun en parlak ve hareketli dönemlerinden biridir. Tiyatro eskiye göre daha özgür ortamda gelişmeye başlar. Özel tiyatroların artması ve politik hayattaki canlılığın tiyatroya yansımasıyla dinamik bir tiyatro yaşamı ortaya çıkar ve seyirci sayısı artar. Akademik düzeyde tiyatro eğitimi yapılması, tiyatro sanatı konusunda bilimsel araştırmaların çoğalması ve tiyatro eleştirilerinin gelişmesi de bu dönemde Türk tiyatrosunun gelişmesine katkıda bulunur. Bunun yanında yeni yazarlar yetişir, oyunların konuları çeşitlenir ve yeni türler denenir. Siyasal, ekonomik, kültürel açılardan önemli bir bilinçlenmenin yaşandığı bu dönemde, işçi ve köylü kesiminin sorunları ele alınır. Şiir diliyle yazılmış, konularını Osmanlı tarihinden, halk kahramanlarının yaşamlarından ve mitolojiden alan oyunlar yazılır. Güngör Dilmen, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı bu tür eserler yazarlar. 1960’ların sonlarına doğru siyasi içerikli belgesel oyunlar da yazılmaya başlanır. Geleneksel tiyatromuzun özelliklerinden yararlanarak ulusal Türk tiyatrosunu yaratma yolunda ciddi girişimler görülür; Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası”, Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” epik oyunları gibi değerli eserler yazılır. 1950 Sonrası Türk Tiyatrosu 1950 sonrasında Türk edebiyatında tiyatro yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlilik göze çarpar. Yazarlar daha çok toplumsal sorunları ele alırlar. Kimi yazarlar bireyden kimileri de olay ya da durumlardan hareketle sorunlara yönelerek bu sorunların nedenlerini nesnel bir şekilde irdelerler. 1950’lerde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlar da işlenmeye başlanır. Bu yıllarda Haldun Taner ve başka yazarların yeni biçim denemeleri yaptığı görülür. 1960’lar Türk tiyatrosunun en parlak ve hareketli dönemlerinden biridir. Tiyatro eskiye göre daha özgür ortamda gelişmeye başlar. Özel tiyatroların artması ve politik hayattaki canlılığın tiyatroya yansımasıyla dinamik bir tiyatro yaşamı ortaya çıkar ve seyirci sayısı artar. Akademik düzeyde tiyatro eğitimi yapılması, tiyatro sanatı konusunda bilimsel araştırmaların çoğalması ve tiyatro eleştirilerinin gelişmesi de bu dönemde Türk tiyatrosunun gelişmesine katkıda bulunur. Bunun yanında yeni yazarlar yetişir, oyunların konuları çeşitlenir ve yeni türler denenir. Siyasal, ekonomik, kültürel açılardan önemli bir bilinçlenmenin yaşandığı bu dönemde, işçi ve köylü kesiminin sorunları ele alınır. Şiir diliyle yazılmış, konularını Osmanlı tarihinden, halk kahramanlarının yaşamlarından ve mitolojiden alan oyunlar yazılır. Güngör Dilmen, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı bu tür eserler yazarlar. 1960’ların sonlarına doğru siyasi içerikli belgesel oyunlar da yazılmaya başlanır. Geleneksel tiyatromuzun özelliklerinden yararlanarak ulusal Türk tiyatrosunu yaratma yolunda ciddi girişimler görülür; Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası”, Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” epik oyunları gibi değerli eserler yazılır. Bu dönemin önemli tiyatro yazarlarından bazıları şunlardır: Refik Erduran, Recep Bilginer, Güngör Dilmen, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer, Bilgesu Erenus, Tuncer Cücenoğlu, Murathan Mungan, Ülkü Ayvaz, Ferhan Şensoy, Mehmet Baydur.
- Ünsüz Türemesi
Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir. his - etmek - hissetmek af - etmek - affetmek zan - etmek - zannetmek örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.
- Erzurumlu Kadı Dârir
Doğuştan kör olmasına rağmen hafızası çok kuvvetli olan ve bu sayede İslam ilimlerini ve Arapçayı çok iyi öğrenen Darir , aynı zamanda iyi bir şairdir . Darir , gözleri görmeyen ama demektir. Şair, 1377 yılında Mısır'a gitmiş, Mısır sultanlığına bağlılığını bildirip, intisap etmek istemiştir. İlminin genişliği , sohbetinin güzelliği sayesinde sultanını meclisine kabul edilen şair, kendisi hakkında şunları söylüyor ." Gerçi gözsün kişinin gözü yoktur ,ancak hafızası kuvvetli olur ; sözü gönlünde toplamaya , hatırda tutmaya kuvvetinin tesiri olur." Darir , Mısır'da hükümdarın yanında beş yıl kalmış ,sultanın toplantılarına, şiir meclislerine katılmıştır . Hükümdar bir gün Darir'e demişti : Gel ey gözsüz bana bir sire söyle Kim anda suret ü hem siret olsun Hem anda ilm anılsın adl anılsın Içinde ma'ni vü ma'rifet olsun Bize eğlence olsun dinlemekde Yüregümüze dahı kuvvet olsun Darir , hükümdarın bu isteği üzerine Kitabu Siretü'r-Resulullah adlı Arapça bir kitabı Türkçeye çevirmiş ve Türk diline kıymetli bir eser kazandırmıştır. sire: peygamberin hayatından kısa bir anekdot suret : görünüş, kılık siret: bir kimsenin içi, hali, tavrı, ahlakı. Hal tercümesi adl: adalet ma'ni: mana ma'rifet: herkesin yapamadığı ustalık dahı:dahi
- Necati Bey
Bazı kaynarlarda "Nuh" olarak gösterilse de asıl adı "İsa". Edirneli. Doğum tarihi bilinmiyor. Kendisini yaşlı bir kadın büyüttü. Yüksek öğrenim görmedi. Kastamonu’da şöhrete ulaştı. Fatih Sultan Mehmet’in ihsanına nail oldu. Şehzade Abdullah’ın divan katipliğini yaptı. II. Beyazıd döneminde 1504 yılına kadar sarayda çalıştı. Bu yılda Şehzade Mahmut'un nişancası olarak Saruhan sancağına gitti. 1507'de şehzade ölünce tekrar İstanbul'a saraya döndü. Ölümü 1509 olarak tahmin ediliyor. Dil ve teknikte usta bir şairdir. Aşkla ilgili gazelleri önemlidir. Divan şiirinde Türkçe mazmunlar ve atasözleri kullanmasıyla dikkat çeker. Günümüze ulaşan bir divanı var. Kendinsen sonra gelen şairleri önemli ölçüde etkiledi. Divan şiirinin Necatî ile birlikte yülselme devrine girdiği söylenir. Şair Necati Bey, Fatih Sultan Mehmed'in dikkatini çekmek istemektedir. Padişahın sohbet arkadaşı ve sadrazam Mahmut Paşa'nın akrabası olan Yorgi Amiruki'nin külahına, padişahla satranç oynamaya giderken bir gazeleni sıkıştırır. Külahtaki kağıt padişahın dikkatini çeker. Okur ve çok beğenir. 17 akçe ve Divan Katipliği ile Necati Beyi mükafatlandırır. Daha sonraları Necati Bey'in Fatih'e üç kaside daha yazdığı bilinir. Eser itmez nidelüm ah-ı sehergah sana Meğer insaf vire dostum Allah sana Hoş olur sohbet-i mey gecede mehtap olıcak Nur saç meclise gel kim demişüz mah sana Nidelüm devr sunarsa sana şerbet bana zehr Bu cihan böyle olur gah sana gah sana Levh-i çehremde okumağa hikayat-ı gamı Geceler subha değin şem' tutar ah sana Göz yaşı encümeni rehber idünmezse eğer Şeb-i gamda iremez aşık-ı gümrah sana Gece gelmeyeceğin sohbete ey dil biliriz Hele var gör ki ne yüzden toğar ol mah sana ............ Ey Necati taş iken lal ide hurşid gibi Bir nazar eyler ise himmet ile şah sana. GAZEL Çıkalı göklere âhum şereri döne döne Yandı kındîl-i sipihrün ciğeri döne döne Ayağı yir mi basar zülfüne ber-dâr olanun Zevk u şevk ile virür cân ü seri döne döne Şâm-ı zülfünle gönül Mısrı harâb oldu diyu Sana iletdi kebûter haberi döne döne Sen durub raks idesin karşuna ben boynum eğem İne zülfün koça sen sîm-beri döne döne Kâ’be olmasa kapun ay ile gün leyl ü nehâr Eylemezlerdi tavâf ol güzeri döne döne Sen olasın diyu yir yir asılub âyineler Gelene gidene eyler nazarı döne döne Ey Necâtî yaraşur mutribi şeh meclisinün Rak urub okuya bu şi’r-i teri döne döne GAZEL Beni cevrile öldürse dimen ol yâra kanludur Halâl olsun ana kanum yiğitdür delikanludur İşitdüm kim rakîb ölmüş habîbün ömri çok olsun Kapudan bir seg eksilmiş anı sanman ziyânludur O mâhı nâ-gehân görsem bana söylemeyüb geçse Kalur barmağum ağzumda gören dimez ki canludur Dimişdi öldürem seni ferâh ol tîg-i hışmumla Dirîgaa ahdine durmaz sanasun Karamanlu’dur Necâtî ey perî-çihre igen üftâde olmışdur Yüzinün rengi zerd olmış gözinün yaşı kanlıdur GAZEL Tutalum zenbil ile gökden iner meh-pâreler A begüm yerden mi çıkdı âşık-ı bî-çâreler İhtiyat itmez misin andan ki ashâb-ı niyâz Baş açub zârî kılub yerden göge yalvaralar Câm-ı lâ’lünle şarâb-ı nâb hem-reng olmasa Güvleyüb düşmezdi sâgar üstine âvâreler Âfitâbum yüzün ağ alnun açıkdur gerçi kim Sâye-vâr arduncadur bir nice yüzi karalar Ey Necâtî çıkma yoldan aldanub güzellere Şem’ gibi sanma kim dâim önünce varalar
- Ünsüz Benzeşmesi (Ünsüz Sertleşmesi)
Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır. Sert ünlüler "ç, f, t, h, s, k, p, ş" ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir. Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Türkçede sert ünsüzlerle (ç, f, h, k, p, t, s, ş) biten sözcüklerden sonra c, d, g ünsüzleriyle başlayan bir ek (-ci, -ce, -cik; -gi, -gin; -di, -de, -den..) gelirse; ekin başındaki c, d, g ünsüzleri, kendilerinden önce gelen sert ünsüzlerden etkilenerek sertleşir ve c - ç'ye, d - t'ye, g - k'ye dönüşür. Buna "sert ünsüz benzeşmesi" ya da "ünsüz uyumu" denir. Şimdi bu kuralı örneklendirelim: "Kitap" sözcüğünün sonundaki "p" sesi serttir. Bu sözcüğe biz "-de" hal ekini getirirsek "kitapda" sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki "d" sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, "d" sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, "t" dir. Dolayısıyla sözcük, "kitapta" olacaktır. ağaç-dan - ağaçtan ocak-cı - ocakçı seç-gin - seçkin kaç-dı - kaçtı
- Paragraf ve Özellikleri
Bir yazının bütünü içinde satır başlarıyla ayrılan bölümleri ve bir yardımcı düşüncenin anlatıldığı cümle veya cümleler topluluğuna paragraf denir. Paragrafın özellikleri şunlardır: 1. Paragraf tek bir düşünceyi açıklamalıdır. 2. Yazıdaki düşünce birimidir. 3. Bir veya daha fazla cümleden oluşur. 4. Temel cümle ve yardımcı cümlelerden meydana gelir. 5. Birbiriyle anlamca yakın cümlelerden oluşur. 6. Kendi içinde tamamlanmış bir bütündür. 7. Anlam ve biçim bakımından birlik ve bütünlük gösterir. Paragrafta Konu-Ana Düşünce Her paragrafta belirli bir konu ve bu konuda belirtilmek istenen temel bir düşünce vardır. Konu yazarın üzerinde durduğu, bahsettiği kavram, varlık, olay, durum, duygu veya düşüncedir. Paragraf yazarken konuyu sınırlamak ve paragrafın neyle ilgili olacağını okuyucuya bildirmek için paragrafın konusu genellikle paragrafın ilk cümlesinde verilir. Konu cümlesi paragrafın hangi konuyla ilgili olacağını ifade eder. Paragrafta konu, “Yazar ne anlatıyor, neden söz ediyor?” sorularının cevabıdır. Ana düşünce, paragrafta asıl anlatılmak istenen düşüncedir. Bütün cümleler bu düşünceye bağlanır. Böylece paragrafta anlamca bir birlik ve bütünlük sağlanır. Ana düşünceyi belirten cümle paragrafın başında, ortasında ya da sonunda yer alabilir. Açıkça belirtildiği gibi gizli de olabilir veya paragrafın tümünden çıkarılabilir. Paragrafın ana düşüncesi “Niçin Yazıldı?” sorusunun cevabıdır. Bir paragrafın ana düşüncesi o paragrafın yazılış amacını bildirir. “Yaşlıların sorunları geçim derdi ile bitmiyor. Yaşlı günlerinde rahat bir koltuk, sıcak bir çorba ihtiyara yetmiyor. Onların asıl beklediği saygı, ilgi, şefkat... Yaşlılığın en büyük trajedisi olan, yalnızlığın, artık işe yaramaz olma duygusunun, toplum dışına itilmiş unutulmuş olma tortusunun önüne nasıl geçileceği, toplum bilimcileri ve psikoloji uzmanlarını şimdilerde ilgilendirmeye başladı. Hatta yaşlılık psikolojisi bir uzmanlık dalı olma yolunu tuttu.” Bu paragrafta ele alınan konu, yaşlılar ve sorunlarıdır. Bu konuda verilmek istenen ana düşünce ise şudur: “Yaşlılarla ilgili ele alınması gereken asıl sorun onların ruhsal sorunlarının çözülüp toplumdan, yaşamdan kopmalarının önlenmesidir.” Bu fikir paragrafın tümünden çıkarılmaktadır. Paragrafta Yardımcı Düşünce Paragrafta ana düşünceyi açıklamaya, geliştirmeye ve desteklemeye yardımcı olan düşüncelerdir. Paragraftaki örnekler ve ayrıntılar birer yardımcı düşüncedir. Bu cümleler, konu ve ana fikirle tutarlı olmalıdır. Paragrafta bir ana düşünce, birden fazla yardımcı düşünce vardır. Yardımcı cümleleri yazmak için benzetme, karşılaştırma, sayısal verilerden yararlanma, örnekleme, tanık gösterme, tanımlama gibi düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılır. Paragrafta Başlık Başlık, paragrafta ele alınacak konuyu, düşünceyi bir, iki ya da üç kelimeyle belirten söz ya da sözlerdir. Dolayısıyla bir paragrafın başlığının bulunabilmesi için paragrafın iyice okunup konusunun ve ana düşüncesinin belirlenmesi gerekmektedir.
- Küçük Ünlü Uyumu Kuralı
Bir sözcüğün Türkçe olup olmadığını anlayabilmenin önemli yollarından biri de küçük ünlü uyumu kuralıdır. Küçük ünlü uyumu iki kuraldan oluşur : 1. Çok Heceli Türkçe sözcüklerde düz ünlülerden (a, e, ı, i) sonra düz ünlüler gelir. a'dan sonra ; a ya da ı, e'den sonra; e ya da i, i'den sonra; ı ya da a, i'den sonra; i ya da e gelebilir. Uyarı : Küçük ünlü uyumunda, büyük ünlü uyumun da aranır; çünkü Türkçe'de iki kural birbiriyle çelişemez. Örnekler : Geleceğiz, inceledik, sevindiler, Karanlık, bıraktık, anlaşıldı... sözcükleri hem büyük hem de küçük ünlü uyumu kuralına uyar. Sakin, mani, ilave, silah, inanç, ani, kainat, mimar... gibi sözcükler, görünüşte küçük ünlü uyumuna uyar; ancak bu sözcükler büyük ünlü uyumuna uymadıkları için Türkçe değildir; küçük ses uyumu kuralı da aranmaz. Uyarı 1. Büyük ünlü uyumuna uydukları halde küçük ünlü uyumuna aykırı sözcükler de vardır. Örnekler : Çamur, kabuk, sabun, yağmur, hamur, samur, tavuk, kavuk... gibi sözcükler, küçük ünlü uyumu kuralına uymaz. Çünkü düz sesli olan "a" dan sonra dar yuvarlak sesli "u" gelemez. Türkçe olan bu sözcüklerin küçük ünlü uyumuna uymamalarının nedeni ünlülerindeki değişmelerdir. "m, b, v" dudak ünsüzlerinden önce "a" ünlüsü varsa, bu ünsüzlerden sonra gelen "ı" ünlüsü, "u" ünlüsüne dönüşür. Bu sözcükler, kimi bölgelerimizde hâlâ "yağmır, kabık, sabın, çamır..." biçiminde söylenmektedir. 2. Çok heceli Türkçe sözcüklerde, yuvarlak ünlülerden sonra (o, ö, u, ü) ya dar - yuvarlak ünlüler (u, ü) ya da düz - geniş ünlüler (a, e) gelir. o'dan sonra; u ya da a ö'den sonra; ü ya da e u'dan sonra; u ya da a ü'den sonra; ü ya da e ünlüleri gelebilir. Örnekler : Odun, oda, orta, ordu, özer, öykü, uzak, uzun, üzüm, küme ... gibi sözcükler hem büyük hem de küçük ünlü uyumuna uyar. Uyarı 1: -yor eki kimi zaman büyük ünlü uyumuna denk düşse de küçük ünlü uyumuna her zaman ters düşer. Örnekler : Bakıyor, anlatıyor, yazıyor... gibi sözcükler Türkçedir. Ancak bunlar -yor ekinden dolayı küçük ünlü uyumuna aykırıdır. Geliyor, izliyor, seviyor... gibi sözcükler, Türkçedir. Bu sözcükler -yor ekinden dolayı hem büyük hem de küçük ünlü uyumuna aykırıdır. Uyarı 2 : "o ve ö" ünlüleri çok heceli Türkçe sözcüklerin yalnızca ilk hecesinde bulunabilir. Bu kurala uymayan tüm sözcükler yabancı kökenlidir. Örnekler : Fotoğraf, horoz, monolog, dialog, soprana ... gibi sözcüklerde "o" ünlüsü ilk hecenin dışında da kullanıldıklarından küçük ünlü uyumuna aykırıdır. Bu sözcüklerin tümü yabancı kökenlidir. Uyarı 3 : Bir sözcüğün küçük ünlü uyumuna uyup uymadığını anlamada izlenecek yöntem : Bir sözcüğün büyük ünlü uyumuna uyup uymadığı aranırken hecelerdeki ünlülerin tümü birden dikkate alınır. Tüm ünlüler kalın ya da inceyse sözcük büyük ünlü uyumuna uygun sayılır. Sevincimizi onlara belli etmedik. Bu cümlelerin tüm sözcükleri B.Ü.U'ya uyuyor. Küçük ünlü uyumu aranırken 1. ünlü ile 2. Ünlü; 2. Ünlü ile 3. Ünlü; 3. Ünlü ile 4. Ünlü ... arasında uyum olup olmadığı araştırılır. Örnekler : Ortalıkta yaygın bir söylenti vardı. Bu cümledeki tüm ünlüler, hem büyük hem de küçük ünlü uyumuna uymaktadır. "Ortalıkta" sözcüğünde "o" dan sonra "a" gelebilir, "a" dan sonra "ı" gelebilir; "ı" dan sonra "a" gelebilir. Bu sözcük küçük ünlü uyumuna uyar. Ancak "o" dan iki hece sonra gelen "ı" ünlüsü var diye küçük ünlü uyumuna aykırıdır, denemez. "Yangın ve vardı" sözcükleri; "a" dan sonra "ı" gelebildiği için küçük ünlü uyumuna uyar. "Söylenti" sözcüğü; "ö" den sonra "e"; "e" den sonra "i" ünlüsü gelebildiği için küçük ünlü uyumuna uyar. Söylediklerine inanmak isterdim. "Söylediklerine" sözcüğü hem büyük hem de küçük ünlü uyumuna uyar. Tüm ünlüleri ince ünlü olduğu için büyük ünlü uyumuna; "ö" den sonra "e"; "e" den sonra "i", "i" den sonra "e", "e" den sonra "i" ve "i" den sonra "e" ünlüsü gelebildiği için de küçük ünlü uyumuna uyar. "inanmak" sözcüğü de Türkçe'dir. Bu sözcüğün kökü "ınanmak"tır. Bu sözcük, ses değişmesiyle büyük ünlü uyumuna aykırı düşmüştür. Büyük ünlü uyumuna ters düştüğü için küçük ünlü uyumuna da aykırıdır. "İsterdim" sözcüğü hem büyük hem de küçük ünlü uyumuna uyar. Tüm ünlüleri ince ünlü olduğu için büyük ünlü uyumuna; "i" den sonra "e" ve "e" den sonra "i" ünlüleri gelebildiği için küçük ünlü uyumuna uyar. Küçük ünlü uyumuna uymayan sözcükler: Horoz, bakıyor, sabun, yağmur, fotoğraf, manidar, sahip, toto, piyango, fiyonk, dünya, çamur, televizyon, radyo, psikoloji, sosyoloji... Küçük ünlü uyumuna uyan sözcükler: Gezinti, yorum, söylenti, araştırma, boğulmak, soygun, ödemelerimiz, uzunluk, uzaklığından, çelimsiz, süzülmek, seyirci, ordularımızın, üzüntülerini, iniltilerini, bilimsel, uyuyamamıştık...
- 1920'li Yıllarda Cumhuriyet Şiiri
Şiirin iç yapısıyla dış yapısı arasında bir uyum bulunması gerektiği düşüncesinden hareket eden Necip Fazıl Kısakürek otuzlu yılların başlarına değin süren yoğun şairlik yaşamında, lirizmin ağır bastığı şiirler yayımlamıştır. Duygularını değişik biçimde yansıtışı, değişik benzetmeler kullanarak şiirlerini renklendirişiyle bu yılların şairleri arasında ayrı bir yer almıştır. Şiirlerini Örümcek Ağı, Kaldırımlar adlı iki kitapta toplamış, daha sonra, yaptığı seçmelere yenilerini ekleyerek, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı ve Çile’yi yayımlamıştır. Kemalettin Kami Kamu (1901-1948), Necmettin Halil Onan (1902-1968), Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) ve Ömer Bedrettin Uşaklı (1904-1946)’yı da bu yılların şairleri arasında saymak gerekir. Hece ile şiir yazılmasının gelişmesine, lirizmin ağır bastığı, içten duygularla yazılmış, daha çok yurtseverlik temasını işlediği şiirleriyle katkıda bulunan Kemalettin Kamu’nun şiirleri dergilerde yayımlanmıştır. Ölümünden sonra Rıfat Necdet Evrimen’in hazırladığı Kemalettin Kamu Hayatı Şahsiyeti ve Şiirleri adlı kitapta bir araya toplanmıştır. Milli Edebiyat hareketinin geliştiği sırada yetişen Necmettin Halil Onan şiirlerinde bireysel duygulanışlarıyla, ulusal duyguları birlikte işlemiştir. Şiirlerini Çakıl Taşları ve Bir Yudum Daha adlı kitaplarında toplayarak bize bırakmıştır. Onunla aynı yıllarda yetişen Ömer Bedrettin Uşaklı daha çok bireysel duygulanışlarını yansıttığı şiirlerini Deniz Sarhoşları, Yayla Dumanı, Sankız Mermerleri’nde topluca yayımlamıştır. Şiirlerini tek kitabı Şiirler’de bir araya toplayan Ahmet Hamdi Tanpınar, işlediği temalarla bu şairler arasında ayrı bir yer alır. Tanpınar, şiirlerinde insan ruhuna, özellikle bilinç altına ve zamana yer verişiyle, romanlarında işlediği konulara yaklaşır. Aynı yılların şairi olarak Ahmet Muhip Dıranas (1908-1980) şiirlerini 1974’te Şiirler adlı kitabında bir araya toplamakla birlikte, onları çok önceden 1920’li yılların sonlarında yayımlamaya başlamıştır. Dıranas, şiirde biçime önem verişi, işlediği temalar, simgecilikten hareket ederek yarattığı yeni bir şiir diliyle kendi dönemindekileri olduğu gibi sonra gelenleri de etkilemiş bir şair olarak önem taşır. Bütün şiirleri 1993’te yeniden Şiirler adı altında topluca yayımlanmıştır. İlk şiirlerini Cumhuriyet öncesi yıllarda yayımlayarak, 1920’li yılların sonunda 835 Satır ve Jokondile Si-Ya-U kitaplarıyla kamuoyunu etkileyen Nazım Hikmet’in (1902-1963) ise şiirimizde ayrı bir yeri vardır. Gerek biçim gerekse tema bakımından şiirimize büyük bir genişlik getiren şair, şiir diline de kendisinden sonra gelenleri etkileyecek ölçüde yenilik getirmiştir. Şiirde kullanılan, kullanılmayan sözcükler diye bir ayrım yapmayan Nazım Hikmet, dizeleri kullanmaya getirdiği özgünlükle de özgür koşuk biçiminin gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır. Adı geçen iki kitabını izleyerek şiirleri, Varan 3,1+1=Bir, Sesini Kaybeden Şehir, Gece Gelen Telgraf, Benerci Kendini Niçin Öldürdü,Taranta Babu’ya Mektuplar, Portreler, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Son Şiirleri kitaplarında bir arada toplanmıştır. 1920’li yılların sonunda, 1928’de Cumhuriyet döneminin ilk topluluğu olan Yedi Meşale’nin kurulduğunu görüyoruz. 1933’e değin çalışmalarını birlikte sürdüren topluluk altısı şair, biri öykü yazarı olan yedi kişiden oluşmuştur. Amaçlarının şiirin tekdüzelikten kurtarmak olduğunu açıklayan şairler, Ziya Osman (Saba), Cevdet Kudret (Solok), Sabri Esat (Siyavuşgil), Muammer Lütfi, Yaşar Nabi (Nayır), Muammer Lütfi ve Vasfi Mahir (Kocatürk)’tür. Şair olarak pek amaçlarına ulaşamayıp, değişik alanlara kayanlar arasında ününü sürdüren Ziya Osman Saba (1910-1957) olmuştur. Çocukluk yıllarına duyduğu özlem, aile sevgisi, küçük şeylerden duyulan mutluluk, ölüm, alın yazısına boyun eğiş gibi temaları işlediği şiirlerinde biçim olarak gittikçe özgün koşuğa yönelmiştir. Türkçeyi kullanışındaki başarısıyla da etkileyici şiirler yazan Saba’nın şiirlerini topluca Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlı kitaplarında bulabiliriz.





