Kâtib Çelebi (1609 - 1658)

İlmî ve fikrî sâhada, bütün Türk tarihinin ve Türk kavminin dâhî sîmâlarındandır. Şöhreti, dünyâyı sarmıştır. Bibliyoğrafya, târih, coğrafya ve sosyoloji sâhalarındaki eserleri, metodoloji ve bilgi sağlamlığı bakımından çağında emsalsiz; sonraki asırlar içinse örnektir. Eserleri, sözleri, fikir ve görüşleri, bütün ilim âlemince önemli görülür. Eserleri, bütün dünyâ ilim adamlarınca güvenilir referans olarak kabûl edilir. Fişle bilgi toplama ve bu bilgileri eser hâline getirme şeklinde yapılan modern ilmî çalışmaların, onunla başladığı tahmîn edilmektedir. Zîrâ eserlerinin malzeme tamlığı ve derleniş formu, inanılmaz bir pilân ve tekniğin ürünü olduğunu gösterir kalitededir. Ayrıca yazdığı eserlerin muazzam hacmi, elli yıllık ömrüyle kâbil-i te’lîf olamamaktadır.


Hacı Halîfe diye de tanınan Kâtib Çelebi’nin asıl adı Mustafa’dır. Avrupa kaynaklarında Hacı Kalfa diye anılır. Kendisi, “Kâtib Çelebi” nâmıyla tanındığını kaydeder. Annesinden duyduğuna göre doğumu 1609’dur. Enderûn’da okumuş olan babası tarafından özel derslerle yetiştirilmiştir. 14 yaşında kâtipliğe başlamış, babasıyla birlikte Bağdad seferine katılmış, dönüşte babası ölünce, desteksiz kalmıştır. İstanbul’a dönünce Hanefî fıkıh âlimi ve 16. Şeyhülislâm Kadı-zâde (Ahmed)’den dersler alıp ilim öğrenmeyi zevk edinmiştir.


Bağdat, Tercan ve Revan seferlerine katılıp bu arada hacca da giden Kâtib Çelebi, “hacı” ve “gâzî” olmasına rağmen, yaptıklarını “küçük cihâd” sayıp “büyük cihâd” olarak kabûl ettiği ilme, dört elle sarıldı. Eline geçen bir mîrâs, yolunu açtı ve iştiyâkla okuyup yazmaya başladı. Bir yandan dersler alırken, bir yandan da dersler veriyordu.


Girid Seferi (1645) sebebiyle denizcilikle ilgilenip deniz bilimcisi oldu ve “Tuhfetü’l-Kibâr fî-Esfâri’l-Bihâr”ı yazdı.


Hastalandı; tıp öğrenip kendisini tedâvî etmek isterken usta bir hekim olacak derecede yetişti. İnanılmaz bir kâbiliyete sâhipti.


1658’de, İstanbul’da vefât etti.


Dili, umûmiyetle anlaşılır bir orta nesir dilidir. Arapçayla da eser verdi. Bütün ilimlere vâkıftı.


Eserleri


Cihân-nümâ:

Türk ve batı kaynaklarından istifâde ederek yazılmış bir coğrafya eseridir. O asırda batıda da bu tip çifte kaynak taraması yapılmış değildi. Bu husus, Prof. Barthold’un tesbîtidir. Türk ve dünya coğrafyasından ve altı kıt’adan bahseden eserde, gece ve gündüzün dengesiz olduğu yerlerde orucun nasıl tutulacağı şeklindeki fıkıh sorusuna da temâs edilip cevâp verilmektedir.


Cihân-nümâ, 1732’de İstanbul’da yayınlandı. Birkaç def’a Avrupa dillerine çevrildi.


Fezleke

Arapça bir genel târih kitabıdır. Türkçe Fezleke’si ise 1591-1655 arası Osmanlı Târihidir.


Takvîmü’t-Tevârîh

Hz. Âdem’den başlayarak insanlık târihinin ve Fezleke’nin kronolojik fihristidir. Osmanlıca olarak yayınlanmıştır. Batı dillerine de tercüme edilmiştir.


Tuhfetü’l-Kibâr fî-Esfârü’l-Bihâr

Osmanlı denizcilik târihinin parlak zaferlerini anlatan târihî bir eserdir. Girid seferi sebebiyle yazıldı. Yayınlanmıştır.


Düstûrü’l-‘Amel fî-Islâhi’l-Halel

1653’te kurulan “Meclis-i Meşveret” teki vazîfesi sırasında yazdığı bütçe açığı ile ilgili risâle hacminde bir lâyihadır. 1863’te Şinâsî tarafından Tasvîr-i Efkâr gazetesinde tefrika edildi.


Keşfü’z-Zünûn (Keşfü’z-Zünûn ‘an-Esmâ’i’l-Kütübi ve’l-Fünûn)

Arapça dev bir bibliyoğrafya eseridir. Çağının çok ilerisinde bir ilmî eser olarak şöhretlidir. Girişinde, 300 civârında bir bilim tasnîfi var. Bu bilimler hakkında bilgi ve kaynak tanıtımı yapılmaktadır. Eserde 14500 kitap, alfabetik sıralama içinde tanıtılır. Bu eserlerin çoğu, el’ân elimizde bulunmadığı için, Keşfü’z-Zünûn son derece önemli bir kaynaktır. Çünkü ele geçebilecek herhangi bir eski eserin tanınması, ancak Keşfü’z-Zünûn sâyesinde mümkün olabilecektir. Bu kitabın verdiği bilgiler, günümüzde de tartışılmaz referanstır. Kâtib Çelebi bu eserleri görmüş ve incelemiştir. Bu mecbûrî kabûlü, günümüz aklının tasdîki bile mümkün değildir.


Keşfü’z-Zünûn, sonradan yapılan zeylleriyle birlikte önce Mısır’da ve sonra İstanbul’da bastırılmıştır. 1835-1838’de Arapça metni ve Latince tercümesi, Leipzig ve Londra’da 7 cilt hâlinde yayınlandı. Almanca ve İngilizceye de çevrildi.


1941-1943’te eserin zeylleriyle birlikte neşri, M.E.B tarafından gerçekleştirildi.


Mîzânü’l-Hakk (fî-İhtiyâri’l-Ehakk)

Küçük bir eserdir. Din, ahlâk, sosyoloji ve hukuk konularındadır. Alkollü içkiden kahve ve tütüne, şarkı ve rakstan medrese-tekke çatışmasına kadar bir çok konuda vukûfla görüş bildirir. Üç def’a eski harflerle, bir def’a da yeni harflerle bastırılmıştır.